Paylaş
Makamın ve paranın değiştirmediği pek az insan tanıdım. Bunların başında Sayın Erdoğan gelmektedir. Tırnaklarıyla geldiği onca makamlarda; şahsiyetinden, zihniyetinden, ahlak ve faziletinden en ufak bir taviz vermeden dimdik ayakta kalabilen ender bir kişiliktir.
O, beyaz yakalı bir aileden gelmiyordu; kendi yağıyla kavrulan mütevazı, küçük bir Anadolu ailesine mensuptu. Ortaokul yıllarında okul harçlığını elde etmek için tatil gün ve aylarında çalışmak ve ekmeğini taştan çıkarmak zorundaydı.
Halkın içinden çıkmıştı, halkın dertlerini, iliklerine kadar yaşayan birisi olarak çok yakından biliyordu. Ülke ve dünya siyasetini, çocukluk günlerinden beri yakından takip ediyor; ülkesine, insanına ve insanlığa faydalı olmak, hizmet etmek için siyasetin şart olduğunu görüyor ve o alanda ilerlemek istiyordu.
Çocukluğunda da lider ruhluydu, mahalle arkadaşları arasında ‘Reis’ diye tesmiye edilirdi. İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda liselerarası münazara ekibinde yer alarak iyi bir ‘hatip’ olarak yetişti.
Siyasete N. Erbakan’ın liderliğini yaptığı Millî Görüş çizgisinde başladı. Çok sevdiği siyasetin kademelerini liderlik ruhuyla harmanlayıp birer birer geçti ve en alttan en üst kademeye çıkmayı başardı. Bu denli yükselme trendini hem parti teşkilatlarında ve hem de devlet ve millet yönetimindeki siyasi arenada gösterdi.
Siyasi parti üyeliği, gençlik teşkilatı yönetim kurulu üyeliği, ilçe başkanlığı, il yönetim kurulu üyeliği, il başkanlığı, genel başkanlık... Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı...Bir insan, herhangi bir kademenin zirvesine çıkabilir ama o zirvede tutunmak ve onu sürdürmek öyle tesadüflerle olabilecek iş değildir.
Dile kolay, yalnızca devlet ve millet yönetimini çeyrek asra yakın bir zamandır tek başına iktidar olarak sürdürmektedir. Dünyada böylesi durumlar ancak ve ancak totaliter rejimlerde olur, demokrasilerde bu denli uzun süreli iktidarlar öyle her yiğidin harcı değildir.
Sayın Erdoğan’ı diğer siyasilerden ayıran en önemli fark geldiği yeri hiçbir zaman unutmaması, bulunduğu bütün makamlarda geldiği yerdeki kitlelerin dertlerini dert edinmesidir.
Milletine delicesine sevdalı bu dava insanının derdi var; derdi bu milletin dertleri, özlem ve beklentileridir.
Milletine hizmeti şiar edinen bu insan; “Biz millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik!” derken, kendi gerçeğiyle birlikte rakiplerine nasıl olunması gerektiğinin dersini veriyor.
Sayın Erdoğan ile birlikte belediye başkanlıklarının kapıları, devlet ve hükümet denilen mercilerin (kaymakamlık, valilik, bakanlık vb.) kapıları ardına kadar millete açılmıştır.
Bütün bu makamlar, Sayın Erdoğan dönemine kadar millete rağmen iş görürken; Sayın Erdoğan ile birlikte millet için iş görmeye başlamıştır.
Millet de yöneticilerinde kendini bularak, kadir bildi; onu ve kadrolarını çeyrek asırdır tek başına iktidarda tuttu.
Paylaş