Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Türkiye’nin en büyük ihtiyacı: Devlet sürekliliği

‘COĞRAFYA kaderdir’ sözü genellikle şikâyet cümlesi olarak kullanılır.

Haberin Devamı

Oysa coğrafya yalnızca yük değildir; doğru yönetildiğinde büyük bir avantaj da olabilir.

Dünyada doğal kaynakları sınırlı, geniş bozkırlardan oluşan, çevresinde ciddi bir güvenlik tehdidi bulunmayan ülkeler vardır. Buna rağmen ekonomik sıkıntılar yaşayabilirler. Buna karşılık, son derece karmaşık bir coğrafyada bulunan ülkeler de doğru stratejilerle büyük güç haline gelebilir.

Türkiye ikinci gruptadır.

Üç kıtanın kesişim noktasında bulunan, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan, enerji yollarının üzerinde yer alan, Avrupa ile Asya arasında köprü oluşturan bir ülkenin kaderi hiçbir zaman sıradan olmayacaktır.

Türkiye aynı anda Amerika Birleşik Devletleri ile çalışmak zorundadır.

Aynı anda Rusya ile de.

Avrupa Birliği ile ilişkilerini yürütmek zorundadır.

Haberin Devamı

Türk dünyasıyla bağlarını güçlendirmek zorundadır.

Ortadoğu’daki mezhep çatışmalarını, enerji dengelerini ve güvenlik risklerini de hesaba katmak zorundadır.

Üstelik bütün bunlar, tarihin en çalkantılı dönemlerinden birinde gerçekleşmektedir.

Suriye iç savaşı henüz tamamen sona ermiş değildir.

Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik mimarisini değiştirmiştir.

Karabağ meselesi yeni bir döneme girmiş olsa da Kafkasya hâlâ hassas bir bölgedir.

Doğu Akdeniz’de enerji ve deniz yetki alanları tartışmaları sürmektedir.

NATO içindeki dengeler yeniden şekillenmektedir.

İsrail-Filistin çatışmasının bölgesel etkileri her geçen gün daha geniş bir alana yayılmaktadır.

Böyle bir coğrafyada devlet yönetimi, günlük siyasi tartışmaların çok ötesinde bir meseledir.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu denklem, birçok Avrupa ülkesinin veya dünyanın daha sakin bölgelerinde bulunan devletlerin karşılaştığı sorunlarla kıyaslanamayacak kadar karmaşıktır.

Bu nedenle Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yalnızca hükümet değil, devlet ‘aklı’ sürekliliğidir.

Son yıllarda Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesi, farklı güç merkezleriyle aynı anda konuşabilmesi ve kriz bölgelerinde etkili rol oynayabilmesi tesadüfen ortaya çıkmış değildir.

Bu kapasite, uzun yıllara yayılan bir siyasi tecrübenin sonucudur.

Haberin Devamı

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün uluslararası alandaki etkisi de büyük ölçüde bu birikimden kaynaklanmaktadır. Dünyanın farklı güç merkezleri tarafından dikkatle dinlenmesinin nedeni yalnızca bulunduğu makam değil, yirmi yılı aşkın süre boyunca bu zorlu coğrafyada edindiği tecrübe ve bu süre içerisinde Türkiye’ye çağ atlatmasıdır.

Elbette hiçbir lider kalıcı değildir.

Asıl mesele de burada başlamaktadır.

Türkiye’nin önündeki temel soru, Erdoğan sonrasının nasıl şekilleneceğidir.

Bu ülkenin ihtiyacı yalnızca yeni isimler değil; aynı devlet tecrübesini, aynı stratejik bakışı ve aynı direnç kapasitesini taşıyabilecek kadroların yetişmesidir.

Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya olduğu jeopolitik gerçekler değişmeyecektir.

Coğrafya değişmeyecek.

Komşular değişmeyecek.

Riskler değişmeyecek.

Haberin Devamı

Dolayısıyla Türkiye’nin güçlü liderlik, stratejik akıl ve devlet sürekliliği ihtiyacı da ortadan kalkmayacaktır.

Bugün tartışmamız gereken konu yalnızca Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi geleceği değildir.

Asıl tartışmamız gereken konu, Türkiye’nin bu zorlu coğrafyada elde ettiği devlet kapasitesini ve uluslararası ağırlığını gelecek nesillere nasıl aktaracağıdır.

Yazarın Tüm Yazıları