Paylaş
Kimi bunu zekâ ürünü bir siyasi mizah olarak alkışlıyor.
Şuraya bir bakar mısınız?
Türkiye, kıyıda dolaşan küçük bir sandal değil; küresel fırtınaların içinde yol alan dev bir transatlantiktir. Böyle bir gemiyi yönetmek; tarih bilgisi, ekonomi bilgisi, diplomasi, güvenlik, strateji, devlet aklı ve kriz yönetimi ister.
Şimdi soruyorum:
Şişme botu bile sahilden yirmi metre açığa güvenle çıkaramayacak bir zihniyeti, dünyanın en zor coğrafyalarından birinde seyreden bu transatlantiğin kaptan köşküne çıkarabilir misiniz?
Bir ülkenin kaderine talip olan insanların gündemi, harf söküp semboller üretmek mi olmalıdır?
Yoksa...
Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa güvenliğine etkisini,
Gazze’de yaşanan insanlık dramını,
Suriye ve Irak’taki yeniden yapılanma sürecini,
İran’ın bölgesel stratejisini,
Kafkasya’da Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki hassas dengeyi,
Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetini,
Türkiye’nin ulaştırma koridorlarını,
Yapay zekânın ekonomileri nasıl değiştireceğini,
Enerji güvenliğini,
Küresel ticaret savaşlarını,
Dijital egemenliği,
Savunma sanayisini,
Nüfus yaşlanmasını,
Göç hareketlerini,
Su ve gıda güvenliğini mi konuşmalıdır?
Siyaset, birkaç harfi yerinden sökerek sosyal medyada alkış toplama sanatı değildir.
Devlet yönetimi, slogan üretme değil; çözüm üretme işidir.
Millet, kelime oyunlarıyla değil; vizyonla yönetilir.
Bir siyasi hareketin kadrolarının zihinsel seviyesini anlamak için bazen saatlerce konuşmalarını dinlemeniz gerekmez. Ürettikleri tek bir örnek bile yeterlidir. Çünkü büyük akıl, büyük meselelerle meşgul olur; küçük akıl ise küçük sembollerle.
Türkiye’nin önünde tarihi fırsatlar kadar tarihi riskler de bulunmaktadır. Böyle bir dönemde ülkeye talip olan kadroların; dünya siyasetini okuyabilen, ekonomik dönüşümü anlayabilen, teknolojiyi takip eden, jeopolitiği kavrayabilen insanlar olması gerekir.
Harf sökerek siyaset yapanlar, yarın devlet yönetmeye talip olduklarında hangi sorunları hangi yöntemle çözecekler?
Muhalefet harf oyunlarıyla oyalanırken, iktidardaki Erdoğan küresel başarılarına bir yenisini ekleyerek; Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan üçlü savunma anlaşmasını imzalıyor.
Son sözü millet söyler.
Vicdanı ve aklı hür olan herkes kendi kendine cevap versin.
Bu ülkenin geleceğini, dünyanın en karmaşık jeopolitiğinde yol alan bir transatlantiği yönetebilecek devlet aklına mı emanet etmek gerekir, yoksa şişme botu bile güvenle yüzdüremeyecek bir siyasi ciddiyetsizliğe mi?
Paylaş