Paylaş
Çünkü Suriye, Türkiye için uzun yıllar komşudan çok tehdit üreten bir rejimin adıydı.
PKK’nın en rahat hareket ettiği ülke Suriye’ydi.
Abdullah Öcalan yıllarca Şam’ın koruması altındaydı.
Türkiye’ye karşı terör üreten yapılar Suriye’de nefes aldı.
Türkiye’nin içişlerine karışmak, Ankara’yı zor durumda bırakmak, PKK üzerinden Türkiye’ye bedel ödetmek, Hafız Esed yönetiminin temel devlet politikalarından biriydi.
O günleri yaşayanlar unutmaz.
Her bahar, karlar eriyip barajlar dolarken gazetelerde neredeyse rutin haline gelen haberler çıkardı.
“Barajlarda Suriye ajanları yakalandı.”
Bir ülke düşünün...
Sınır komşunuz ama size dostluk değil, sürekli tehdit üretiyor.
İlişkiler öylesine kötüydü ki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları’nın Şam’a gitmesi bile olağanüstü bir olay sayılıyordu.
Hayatı boyunca yurtdışı ziyaretlerini son derece sınırlı tutan Ahmet Necdet Sezer’in Hafız Esed’ın ölümünün ardından Şam’a gitmesi bile başlı başına bir diplomatik mesajdı. Türkiye, bütün yaşananlara rağmen komşusuna yeniden dostluk eli uzatıyordu.
Asıl büyük hamleyi ise Recep Tayyip Erdoğan yaptı.
İntikam peşinde koşmadı.
Fırsat gördü.
Yeni bir sayfa açtı.
Vizeler kaldırıldı.
Ortak Bakanlar Kurulu toplandı.
Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kuruldu.
İki ülke arasında belki de tarihin en sıcak ilişkileri kuruldu.
Türkiye üzerine düşeni yaptı.
Ama Beşşar Esed o tarihi fırsatı değerlendiremedi.
Sonrası herkesin malumu...
İç savaş...
Kan...
Milyonlarca mülteci...
Ve işte o gün Türkiye’nin nasıl bir devlet olduğu ortaya çıktı.
Kapılarını açtı.
Hastanelerini açtı.
Okullarını açtı.
Ekmeğini paylaştı.
İmkânlarını paylaştı.
Milyonlarca insanı ölümden kurtardı.
Aynı anda kendi güvenliğini de ihmal etmedi.
Terör koridorunu parçaladı.
Sınırının ötesinde güvenli bölgeler oluşturdu.
Yıllarca Türkiye’ye tehdit üreten coğrafyayı, Türkiye’nin güvenliğini sağlayan bir hatta dönüştürdü.
Bugün gelinen noktada ise tarih çok ilginç bir tablo ortaya koyuyor.
Yıllarca Türkiye’ye düşmanlık üreten rejim artık yok.
Türkiye ise Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olan en önemli ülkelerden biri.
Ve şimdi gelelim asıl meseleye...
Yıllarca Recep Tayyip Erdoğan’la alay etmek için kullanılan bir cümle vardı.
“Emevi Camii’nde namaz kılacağız.”
Ne kadar küçümsediler...
Ne kadar dalga geçtiler...
Peki bugün ne oldu?
Önce MİT Başkanı, Şam’a gitti.
Ardından Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı, Emevi Camii’nde Kuran’ı Kerim okudu.
Burada mesele sadece bir cami ziyareti değildir.
Mesele, o camiye kimin gittiğidir.
Dışişleri Bakanı gitseydi diplomatik bir mesaj olurdu.
Milli Savunma Bakanı gitseydi askeri bir mesaj olurdu.
MİT Başkanı gitseydi istihbarat mesajı olurdu.
Ama İçişleri Bakanı’nın Şam’ın kalbinde Kuran okuması...
İşte bu devletlerin semboller üzerinden verdiği büyük mesajlardan biridir.
Devletler bazen tek bir fotoğrafla ciltler dolusu kitap yazar.
Ama o fotoğrafı çektirebilmek için önce güçlü olmanız gerekir.
Gücü olmayanın mesajı olmaz.
Mesaj verebilmek, güç ister.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye dosyasına baktığınızda şu zinciri görürsünüz:
Önce dostluk teklif etti.
Olmadı.
Mazluma sahip çıktı.
Türkiye’nin güvenliğini sağladı.
Terörü sınırdan uzaklaştırdı.
Suriye’nin geleceğinde söz sahibi oldu.
Ve sonunda bütün bölgeye tek bir kareyle, tek bir sembolle “Türkiye buradadır” mesajını verdi.
Devlet yönetmek günü kurtarmak değildir.
Devlet yönetmek yıllarca size tehdit üretmiş bir coğrafyada oyunun kurallarını değiştirebilmektir.
İşte Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye dosyasındaki en büyük başarısı budur.
Bir zamanlar Türkiye’ye tehdit ihraç eden bir ülke, bugün Türkiye’nin belirleyici etkisini dikkate almak zorunda kalıyorsa, bu tesadüf değildir.
Bu, uzun soluklu bir devlet stratejisinin sonucudur.
Ve tarih, sonuçlara bakar.
Sonuç ortadadır.
Paylaş