Paylaş
Bunun için de yalnızca suç işleyen kişileri değil, suçtan elde edilen serveti, şirketleri, örgütsel yapıları ve bunların oluşturduğu ekonomik ekosistemi de hukuk içinde tasfiye etme yetkisine sahiptir.
Türkiye’de bunun çok sayıda örneği yaşandı. Organize suç örgütlerine, uyuşturucu ve kaçakçılık şebekelerine ait olduğu tespit edilen malvarlıklarına el konuldu; çeşitli şirketler ve ticari işletmeler hakkında yasal işlemler yapıldı. Aynı şekilde geçmişte Anayasal düzeni ihlal ettiği veya yürürlükteki hukuka aykırı faaliyet gösterdiği iddiasıyla farklı siyasi partiler hakkında da kapatma davaları açıldı ve bazıları kapatıldı.
Milli Görüş çizgisindeki partilerden bölücü terörle ilişkilendirilen bazı siyasi partilere kadar farklı örnekler Türk siyasi tarihinde yer aldı. AK Parti hakkında da geçmişte kapatma davası açılmış olması, siyasi partilerin de hukuk denetiminin dışında olmadığını gösteren örneklerden biridir.
Bu örneklerin ortak noktası şudur:
Devlet, kaynağı suça veya hukuka aykırı faaliyetlere dayanan bir gücün zamanla meşrulaşmasına izin vermemeyi amaçlar.
Bu ilke yalnızca suç örgütleri için değil, siyaset için de geçerlidir.
Bir siyasi parti yalnızca programı, tüzüğü veya söylemiyle değil; hangi parayla kurulduğu, hangi kaynaklarla büyüdüğü ve kimler tarafından finanse edildiğiyle de demokratik meşruiyet kazanır veya kaybeder.
Siyasi faaliyet, demokrasinin en meşru alanlarından biridir. Ancak bu meşruiyet; finansmanının da şeffaf, hukuka uygun ve denetlenebilir olmasını gerektirir.
Bu nedenle yeni kurulan veya faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin;
- Kuruluş sermayesinin kaynağını,
- Bağış ve finansman sistemini,
- Harcamalarının hukuka uygunluğunu,
- Mali kayıtlarının denetlenebilirliğini şeffaf biçimde ortaya koyabilmesi, demokratik hukuk devletinin doğal beklentisidir.
Aksi durumda, siyaset ile yasadışı finansman arasındaki sınır belirsizleşir. Böyle bir durumda sorun yalnızca mali bir ihlal olmaktan çıkar, demokratik düzenin güvenilirliği de tartışma konusu olur.
Demokrasi yalnızca sandığın temiz olmasıyla korunmaz.
Siyasete giden paranın da temiz olması gerekir.
Çünkü kirli finansman üzerine inşa edilen siyasi güç, zamanla kamu gücünü de etkileyebilir. Hukuk devleti ise tam da bunu önlemek için vardır.
Siyasi partiler, parasal yönden en büyük sınavı yerel yönetimlerde verirler. Bu sınav kazanıldığında, mahut siyasi partiye merkezi yönetimin de yolu açılır; bu durumun tipik örneği AK Parti’dir.
Millet aynı şansı bu kez CHP’ye verdi, yerel yönetimlerin kahir ekseriyetini CHP’li kadrolara teslim etti. Ama görünen o ki CHP, kendisine emanet edilen bu makamların kıymetini bilmedi, bilemedi; rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ayyuka çıktı.
CHP de olsa isim değiştirerek sözde YENİ Parti de olsa bulaştıkları bu kirliliklerden arınmadıkları (mahkemelerce aklanmadıkları) müddetçe milletin gözüne giremezler.
Paylaş