Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Necip Fazıl ve dönüşüm -5-

Haberin Devamı

Öyle ki kendine zararı dokunacak derecedeki üstün zekâsı aklının önündeydi.

Bu denli zekâ sahibini zapt etmek, kötüden ve çirkinden arındırıp iyiye ve güzele koşturmak, söz ve davranışlarıyla rabbani tesir icra eden peygamberlere veya onların varisleri olan evliyalara mahsustur.

Deha çapında zekâ sahibi, kabına sığmayan bu hırçın ve çılgın adamın her şeye rağmen niyeti düzgündü ve arayışında samimi idi. Cenabıhak onu, samimiyetine ve iyi niyetine ve biricik anneciğinin dualarına bağışladı ve karşısına, hasta kalplerin tabibi, gönüller sultanı, İslamiyet’in bekçisi, asrın kutbu olan Seyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerini çıkardı.

Yakın arkadaşı olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın üstat hakkındaki tanımı ve tahlili şöyledir: ‘Süper zekâsı kendisine yüktü ve onu her an içinden çıkılmaz badirelere sürüklüyordu’.

Para, onun için peçete kıymetinde değildir. Necip Fazıl, beş parasız kaldığı bir günde, arkadaşı olan yazar Nahid Sırrı Örik’ten 50 lira ödünç ister; Nahid Bey parası olduğu halde ‘Yok’ deyip vermez. Yıllar sonra aralarında Nahid Bey’in olduğu arkadaş grubu ile yemekte buluşurlar. Hesabı Necip Fazıl, öder ve garsona 50 lire bahşiş verir. Gözleri faltaşı gibi açılan Nahid Bey, “Ayol siz delirdiniz mi? Hiç garsona 50 lira verilir mi?” diye çıkışır. Bunun üzerine üstat, “Hani ben sizden bir zamanlar 50 lira borç istemiştim de paranız olduğu halde (param yok, veremem) demiştiniz. İşte şimdi o 50 lirayı ben bir garsona veriyorum. Sizi birazcık olsun para kullanmaya alıştırmak istiyorum” demişti.

Üstün zekâsıyla, bulunduğu her ortamda; girişilen münazaralarda muhataplarını silindir gibi ezip geçiyordu. Bu hal onu Himalaya Dağı kadar büyüklükte nefis sahibi yapmış ve kendinden başka kimseyi beğenmez olmuştu.

Haberin Devamı

“Kendinizi beğenir misiniz?” sorusuna verdiği cevaba bakar mısınız: “Kimse beni, beğendiğim taraflarımdan benim kadar beğenemez, beğenmediğim taraflarımdan da benim kadar çekiştirip paylayamaz!

Tavırlarını beğenmediği Erbakan yüzünden yıllarca hizmet verdiği o çizgiden ayrılıp MHP’ye yanaşmıştı. Tepebaşı’ndaki konferansında dinleyicilerin çoğu Millî Görüş çizgisinde olduğundan, kalabalık, ‘üstat yuvaya!’, ‘üstat yuvaya!’ tempo tutmaya başladı.

Haberin Devamı

Bu duruma çok sinirlenen üstat, “Yuva, yuvaya dönsün!” diye gürledi.
İşte böylesine ele avuca gelmez, ruhunda fırtınalar esen hırçın insanı, Abdülhakim Arvasi Hazretleri, fezaları delen bir nazarla eritmiş ve onun tabiriyle ‘ruhuna temel çivisi çakmıştı’.

O Necip Fazıl gitmiş, bu Necip Fazıl gelmişti; Himalaya Dağı erimiş, Cebel-Nur’un işaret ve beşaretiyle üstat, kömürden elmasa dönüşmüştü.
Artık o, İslam’ın mücahidi idi. Hadis-i Şerif’te, ‘Küfürde en ileri (azgın) olanlar, İslamiyet’le şereflenince Müslümanlıkta da en ileri olurlar’ buyurulduğu gibi, üstat da mücahitlerin en yamanı olmuştur.
Bugün Türkiye’mizde ‘Allah’ diyen, diyebilen kim varsa, bu deyişlerin ve diyenlerin hepsinin harcında üstat Necip Fazıl’ın emeği ve payı vardır. Daha ne olsun!

Haberin Devamı

Onun Çile dizelerinden:
‘Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak

Sen, bütün dalların birleştiği kök

Biricik meselem, sonsuza varmak...’

O, sonsuza vardı; ne mutlu! Biz ise kendi derdimize yanalım!

Allahüteâlâ rahmet eylesin, sevgisi ve sevdikleriyle haşretsin!

NOT: Üstat ve mürşidi Abdülhakim Efendi Hazretleri’ni anlatmaya devam edeceğiz. F. BOL

Yazarın Tüm Yazıları