Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Necip Fazıl ve dönüşüm -10-

Üstad Necip Fazıl’ın şahsi hayatı, herkes gibi inişli çıkışlıdır.

Haberin Devamı

Öyle ki Paris’te tutulduğu bir illet yüzünden kendinden tiksindiğini, bu yüzden tövbe üstüne tövbe yapıp her seferinde tövbesini bozduğunu, bu yüzden her daim kahrolduğunu, bizzat hem kendine hem de mürşidi olan Seyyid Abdülhakim Efendi Hazretleri’ne derin bir pişmanlık içinde itiraf etmiştir.

Necip Fazıl, artılarıyla ve eksileriyle gerçek manada bir dava adamıdır; İslam nokta-i nazarından küfre karşı verdiği amansız mücadelesiyle gerçek bir mücahittir.

İnönü’nün faşist yönetim yıllarında çıkardığı Büyük Doğu Dergisi’nin kapağında büyükçe bir kulak resmi çizip altına; ‘Başımıza kulak istiyoruz!’ diye yazınca, dergisi, Örfi İdare tarafından kapatıldı.

İnönü’nün Başbakanı Recep Peker, Necip Fazıl’ı Ankara’ya davet eder ve kendisine şu teklifte bulunur: “Biraz ölçülü yazması karşılığında, o gün için bir servet olan 100 bin lirayı önüne koyar ve (ya bu parayı alır, dediğimizi yaparsın ya da seni bir ömür boyu zindan zindan süründürürüz!).”
Üstad ikinci yolu tercih etti, onlar da dediklerini yaptılar; nitekim çok geçmeden kapalı bulunan dergide tefrika edilen ‘Sır’ adlı piyesinden dolayı ‘Milleti kanlı ihtilale teşvik’ suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldı.

Haberin Devamı

1943 yılında başlayan mahkemeleri ve dergisinin kapatılmaları bir ömür boyu devam edecek ve en sonunda (1983 yılında 79 yaşında) bir buçuk yıl kesinleşmiş hapis cezalı olarak bu dünyayı terk edecektir.

Üstad Necip Fazıl, Büyük Doğu Dergisi’yle, yayınladığı onlarca eseriyle ve çeşitli vilayetlerdeki seri konferanslarıyla, Allah’tan ve ahlaktan bahsetmenin yasak olduğu bu ülkede küfür buzdağını nefesiyle eritircesine verdiği müthiş mücadeleyle hayalindeki altın neslin maya tutması için uğraştı; didindi, çırpındı, yırtındı, zindanlarda çile çekti.

Allahüteala’ya, O’nun dinine ve kullarına hizmet yolu, yine onun tabiriyle ‘zehirle pişmiş aştan yemeği’ gerektirir; zira bu kutlu yol, yolların en meşakkatlisi, en çetini, en zahmetlisi ve en sıkıntılısıdır.

Nitekim kainatın varlık sebebi ve övüncü, gönüllerin sultanı, Allahüteala’nın ‘Habibim’ dediği en yüce insan, sevgili Peygamberimiz ‘Benim çektiğim eziyeti, üzüntüyü, sıkıntıyı hiçbir peygamber çekmedi’ buyurdular. Demek ki Allahüteala dağına göre kar veriyor!

Haberin Devamı

70’li yılların başında, MTTB’nin davetlisi olarak Sakarya’ya geldiklerinde, kapalı spor salonunu hınca hınç dolduran kalabalığa irat edecekleri konferanstan önce kendilerini bendeniz takdim ettim.

Kürsüye teşriflerinde kulağıma eğilip, ‘Seni çok beğendim evladım’ şeklindeki iltifatlarına nail oldum.

Konuşmalarının sonunda, ‘Ve işte yeri geldi’ diyerek Sakarya Türküsü’nden şu dizeleri okudular:

‘Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader,

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz,

Sen kıvrıl, ben gideyim, son peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya,

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!’

Bugün hamdolsun Sakarya dimdik ayakta; ötenin ötesinden gelen müjdeyle, o ulu kapıdan gönül gönül giriliyor ve insanlar sonsuzluk destesinden devşiriliyor!

Haberin Devamı

Allahüteala, üstad Necip Fazıl’ı sevgisinden ve sevdiklerinden ayırmasın ve en sıkıntılı kıyamet gününde onu, arşın gölgesinde gölgelendirsin.

Yazarın Tüm Yazıları