Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Küresel Erdoğan ile iç siyasetteki Erdoğan

Recep Tayyip Erdoğan hakkında Türkiye’de çok farklı görüşler var.

Haberin Devamı

Kimileri onu Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi liderlerinden biri olarak görüyor, kimileri ise sert şekilde eleştiriyor; ne demişler, meyveli ağaç taşlanır! Ancak üzerinde daha az konuştuğumuz bir gerçek var: Bugün dünyanın önde gelen liderleri, Erdoğan’ı ciddiye alıyor, onunla görüşüyor, müzakere ediyor, zaman zaman da fikirlerine başvuruyor.

Bu noktaya nasıl gelindi?

Çünkü Erdoğan’ın siyasi hikâyesi, yalnızca son 20-25 yılın hikâyesi değil. Ortaokul ve lise yıllarında başlayan, Milli Türk Talebe Birliği’nden Akıncılar’a, Milli Selamet Partisi’nden Refah Partisi’ne, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan Cumhurbaşkanlığı’na uzanan yaklaşık yarım asırlık bir siyasi yolculuktan söz ediyoruz.

Üstelik bu yolculuk düz bir çizgide ilerlemedi.

Haberin Devamı

Siyasi yasaklar, parti kapatma davaları, 27 Nisan e-Muhtırası, Gezi olayları, 17-25 Aralık süreci, MİT krizi, Rus uçağının düşürülmesi, Ankara’da Rus Büyükelçisi’nin suikasta uğraması, 15 Temmuz darbe girişimi ve bölgesel savaşlar... Bunların her biri tek başına birçok liderin siyasi kariyerini sona erdirebilecek büyüklükte krizlerdi.

Bugün Erdoğan’ın uluslararası arenadaki ağırlığını değerlendirirken çoğu zaman gözden kaçan nokta budur. Bu ağırlık bir makamın doğal sonucu değildir. Uzun yıllar boyunca kriz yöneterek, risk alarak ve siyasi mücadele vererek oluşmuş bir birikimin sonucudur.

Aslında burada daha ilginç bir soru var.

Türkiye’de birçok kişi dış politikadaki Erdoğan ile iç siyasetteki Erdoğan’ı birbirinden ayırmak istiyor. Dış politikada etkili, uluslararası alanda saygın ve tecrübeli bir Erdoğan; içeride ise daha farklı bir Erdoğan beklentisi dile getiriliyor.

Fakat bu ayrım ne kadar gerçekçi?

Bugün dünya liderlerinin muhatap aldığı Erdoğan, aynı zamanda Türkiye’de girdiği seçimleri kazanabilen Erdoğan’dır. Devlet yönetiminde süreklilik sağlayabilen, uzun vadeli politikalar uygulayabilen ve siyasi rekabet içinde ayakta kalabilen Erdoğan’dır.

Demokrasi tam da budur.

Bir liderin uluslararası etkisi yalnızca bilgi ve tecrübesinden değil, temsil ettiği siyasi gücün devamlılığından da beslenir. Eğer Türkiye son 20 yılda sık sık hükümet değiştiren, kısa ömürlü koalisyonlarla yönetilen bir ülke olsaydı, bugün aynı uluslararası ağırlığa sahip olabilir miydi?

Haberin Devamı

Bu sorunun cevabını aramak için çok uzağa gitmeye gerek yok. 1960 ile 2000 arasındaki Türkiye’ye bakmak yeterlidir. Darbeler, muhtıralar, kırılgan koalisyonlar, ekonomik krizler ve sürekli değişen hükümetler... Siyasi istikrarsızlığın ülkeye maliyeti yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmadı; devlet kapasitesini ve uluslararası etkinliği de zayıflattı.

Bu nedenle Erdoğan’ı değerlendirirken yalnızca günlük siyasi tartışmaların içinden bakmak eksik kalıyor. Onu sevebiliriz, eleştirebiliriz, bazı kararlarını doğru ya da yanlış bulabiliriz.

Ancak bugün uluslararası kriz masalarında sözü dinlenen, Washington’dan Moskova’ya, Brüksel’den Bakü’ye, Afrika’ya kadar herkesin hesaba kattığı bir Türkiye varsa, bunun arkasında yarım asra yaklaşan bir siyasi tecrübe ve liderlik birikimi bulunduğunu da teslim etmek gerekir.

Haberin Devamı

Belki de asıl mesele Erdoğan’ı sevmek ya da sevmemek değildir.

Asıl mesele, Türkiye’nin bugün sahip olduğu bu devlet tecrübesini ve uluslararası ağırlığı geleceğe nasıl taşıyacağıdır.

Yazarın Tüm Yazıları