Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Kitabın ortasından: Din-devlet- cemaat-siyaset ilişkileri

Cumhuriyet ile beraber din ve din eğitimi konusunda çok yanlışlar yapıldı. Uzun yıllar din eğitimi yapılamadığı gibi, tarikatlar da kapatılıp yasaklandı. Millete rağmen yapılan bu denli icraatlar ilme, akla, sosyolojiye ve gerçekliğe aykırıydı.

Haberin Devamı

Öyle ya din, yasakladım demekle yasaklanamaz ki... Birazcık tarih ve sosyoloji bilenler, tarihin hiçbir devrinde dinsiz toplum olmadığını görürler. Bir şey yanlış yapılıyorsa düzeltilir; nitekim, tarikatlar da Osmanlının son döneminde gerçek hüviyetlerini kaybetmişti.

Büyük bir velinin işaret ettiği gibi, tarikatlar kendilerini manen zaten kapatmışlardı; yeni rejim, kapalı olan tarikatların kapısına kilit vurdu. Yapılması gereken bozuk yapıların ıslah edilmesiydi; öyle yapılmayıp, büsbütün yasaklandılar.

Yani kaş yapalım derken göz çıkarıldı!

Oysa toplumsal sosyolojik gerçekler, yasaklanmayla men edilemezdi; yerüstündeki bu yasaklama kişileri ve kurumları yeraltına itti. Böylece devletin denetim ve gözetiminden uzaklaştılar; yeraltında kimin ya da kimlerin ne yaptıkları belli olmadı. Daha açık ifadesiyle insanlar, karanlık dehlizlerde kapanın elinde kaldı!

Haberin Devamı

Bunların içinde çok iyi niyetli olanlar da vardı, çok kötü niyetli olanlar da. Başlangıçta iyi niyetli olup sonradan şirazeden çıkanlar da vardı.

Bilahare laikliğin, din düşmanlığı şeklindeki uygulamaları yeraltı yapılanmalarının önünü büsbütün açtı.

Devlet, Anayasa’nın kendine yüklediği görevi yerine getirse idi; yani toplumun manevi kalkınması için gerekli dini eğitimi, sağlıklı bir şekilde verebilseydi, yeraltı yapılanmalarına hiç gerek kalmazdı.

Süleymancılar denilen cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan alim, fazıl ve din gayreti olan mübarek bir insandı. Yasaklı dönemde gizlice eğitim vererek, Kuran’ı kerim ve İslami ilimleri talep edenlere öğretti; tek parti döneminde sıkı takip edilerek, tabutluklara konulup işkencelere maruz bırakıldı.
Yılmadı; her güçlüğe karşı koyarak, Kuran hizmetini devam ettirdi. Çok partili hayata geçilince, kendisinin ve yetiştirdiği talebelerinin Kuran kurslarını yaygınlaştırdığını görüyoruz. Dünyevi hiçbir pisliğe bulanmadan Kuran’la doğdu, Kuran’la yaşadı ve Kuran’la vefat edip dar-ı bekaya göçtü (1959).

Kendisinden sonra cemaatin başına damadı Kemal Kacar geçti. Kacar, Adalet Partisi’nden milletvekili seçildi ve onun sağlığında hem milletvekilliği devam etti ve hem de cemaatin oyları Adalet Partisi’ne boca edildi.

Haberin Devamı

Kacar’ın döneminde cemaat, Diyanet’le ve İmam-Hatip okullarıyla; birbirlerini kötüleyerek zıtlaştılar. Kuran kurslarında yetişen binlerce genç, diplomasız olduğu için resmi vazife alamadılar. Nesiller bu şekilde heder edildi.

Tek seçenekleri kalan yığınla genç, mecburen esnaf olmak zorunda kaldı.

Kacar’la başlayan cemaat-siyaset ilişkisi; onun vefatından sonra cemaat-ticaret-siyaset ve iç ve dış karanlık güçler ilişkisine dönüştü. Neler olduğunu her gün gazetelerde okuyor, televizyon ekranlarından ibretle seyrediyoruz.

Süleyman Hilmi Tunahan Efendi’nin o temiz gayretleri ve mukaddes hizmetlerinin, üç-beş kendini bilmez, kimlere ve ne karşılığı satıldığı bilinmeyen kişilerce neye evrildiğini hayret ve dehşetle izliyoruz.

Haberin Devamı

‘Ya devlet başa ya kuzgun leşe!’

Yazarın Tüm Yazıları