Paylaş
Hele de bu günlerde; Trump ve Netanyahu gibi kandan ve haramdan beslenen ve bundan zevk alan liderlerin bulunduğu günümüz dünyasında hak-hukuk (adalet) ve insani değerler sırra kadem başmış ve meydan yeri tamamen bu soysuzların ve onlara uşaklık yapan kifayetsiz muhteris liderlere kalmıştır.
İşin garabetine bakın ki hakka ve hukuka susamış dünya Osmanlı adaletini (Türk-İslam) ararken; Osmanlının torunları olan bizler, hakikati ceket astarımızın içine unutarak Osmanlıyı, sahip olduğu bütün değerleriyle inkâra kalkışıyoruz.
İnancımız olan İslamiyet’te ırka dayalı milliyetçilik asla yoktur ve ayaklar altına alınmıştır. Zira insanlar hangi ırk, renk, dil ve meşrepte olurlarsa olsunlar; bütün inananlar görev ve rütbeleri ne olursa olsun bir tarağın dişleri gibi eşit olup kardeştirler.
Bu demek değildir ki gayrimüslimler insan değildir ve onlar her türlü hak ve hukuktan mahrum edilip dışlanacaktır. Tam tersine; gayrimüslimler de tıpkı Müslümanlar gibi insandır, her türlü hak ve hukuka tıpkı Müslümanlar gibi sahiptirler ve hatta bu sahiplikte daha güçlüdürler.
Zira herhangi bir hususta (can, mal, din, ırz vb) gayrimüslimin hakkının gaspının cezası dünyada Müslümanınki ile eşit iken, sonsuz olan ahirette çok daha mühimdir ve çok daha korkunçtur.
Koca bir imparatorluğun bakiyesinde onca ırklara, renklere, dillere mensup Müslüman ahali var. Hepsinin ortak paydası ve dikkat edin asgari (en az) değil azami (en çok) müşterekleri (ortaklıkları) İslamiyet’tir. Ki Müslüman için İslamiyet’ten daha büyük şan ve şeref düşünülemez.
‘Müslümanım’ denince akan sular durur; zira İslamiyet en üstün ortak değer olup tıpkı kar gibidir, her tarafı bembeyaz bir örtü ile kaplar ve ne kadar çirkinlik, kötülük varsa hepsini örter ve yok eder.
Diğer bir ifade ile menşeleri ne olursa olsun bütün Müslümanlar İslamiyet’in potasında erimiş ve birbirleriyle kardeş olmuşlardır ve asla birbirleriyle ayrılıkları ve gayrıları yoktur.
Bu bakış açısı, kulların birbirlerine olan bakış açılarından önce Allahüteâlâ’nın, inanan kullarına bakış açısıdır. Zira ilahi hitapta ‘Ey iman edenler!’ denilir, iman eden falanlar filanlar değil.
İslamiyet tılsımı onca çeşit insan grubunu bir tek gaye etrafında birleştirmiş, kaynaştırmış ve adeta bir tek ruh gibi yapmıştır; bedenleri ayrı olsa da ruhları birdir!
Öyle ki o bedenin herhangi bir uzvunda bir incinme, bir ağrı olduğunda bedendeki diğer bütün uzuvlar aynı sızıyı, aynı acıyı hisseder.
İşte biz, bizi biz yapan, kardeş yapan bu tılsımı kaybettik.
Kaybettirmek için de adeta yırtındık: bunun sonucunda örtülü olan, sinmiş ve hatta silinmiş olan bütün kötülüklerimiz ortaya çıktı; onlar da hemen her şeyi bahane edip, birbirleriyle kavga ediyorlar, ettiriyorlar.
Kendi ayağımıza sıkmanın ceremesini çekiyoruz; kırk yıldır ‘Kürtçülük’ adı altında Kürt kardeşlerimizle düşük yoğunluklu ve adı konulamayan bir savaş yaşıyoruz. Neyi paylaşamadığımızı dahi bilmiyoruz.
Vatanı derseniz değil, zira bu aziz vatanda Kürt’müş, Türk’müş, Arnavut’muş, Çerkez’miş, Boşnak’mış, Abaza’ymış, Laz’mış, Gürcü’ymüş, Arap’mış, Rum’muş, Yahudi’ymiş, Ermeni’ymiş vb. bütün bu unsurlar, kanun önünde eşit değil mi? Bunlardan hangisi bu ülkede ne olmak istemiş de olamamış? Yani bu vatan ne kadar Türk’ünse, bir o kadar da Kürt’ündür, Çerkez’indir, Gürcü’nündür, Boşnak’ındır...
Ya bu kavga nedendir?
Çok şükür ki onlarca yıldır yapmakta olduğumuz kavganın manasızlığını, çok büyük bedeller ödeyerek anladık, anlıyoruz.
Bizi kardeş yapan ortak inancımızdır; ona dönelim ve hep birlikte Allah’ın ipine (İslamiyet) sımsıkı sarılalım ve bu sevgiden oluşan kardeşlik bahçesinde huzurla yaşayarak istikbale güvenle yürüyelim.
Paylaş