Paylaş
Yani bildiğimiz ‘Amentü-iman esasları’ aynıdır. Hepsinin temelinde Tevhid (eşi, benzeri olmayan tek, yegâne ilah olan Allah) inancı esastır. Zamanın şartlarına göre bir kısım ibadetlerde ve muamelatta değişiklikler olmuştur. Mesela namaz ibadeti bütün dinlerde vardı, ama beş vakit değildi.
Yeryüzündeki insanlar bozuldukça Allahüteala onların içinden en iyilerini seçerek peygamber olarak göndermiş ve onları dünya ve ahiret saadetlerini temin edecek hak dine davet etmiştir.
Uzun zaman aralığıyla resuller (şeriat getiren peygamber), kısa zaman aralıkları ile de nebiler göndermiştir. Dünya üzerindeki her ümmete (kavme) peygamber gönderildiğini Kuran’ı Kerim haber vermektedir.
Ahir zaman gelip çattığında ise son peygamber olarak, peygamberlerin seyyidi efendimiz Muhammed Aleyhisselamı en sevgili elçisi olarak vazifelendirdi. O Peygamber (Aleyhisselam) ki İmam-Rabbani Hazretleri’nin tespitiyle: Allahüteala bütün isimlerinin ve sıfatlarının kemallerini, üstünlüklerini, en sevgili kulu ve resulü olan Muhammed Aleyhisselam’da toplamıştır.
O’na indirilen Kuran’ı Kerim bütün peygamberlere (aleyhimüsselam) indirilmiş olan kitapların hülasasıdır. Hepsinde bildirilmiş olanlar bunda da vardır. Peygamberimiz Aleyhisselama verilmiş olan din de geçmiş dinlerin hepsinin süzülmüş kaymağı gibidir.
Hak olan, doğru olan bu dinin bildirdiği her iş; geçmiş dinlerde bildirilen amellerden, işlerden seçilmiş alınmıştır. Ayrıca meleklerin içlerinden de seçilmiş alınmış bulunmaktadır. Mesela meleklerin bir kısmına ‘rükû’ etmek emrolunmuştur. Birçoklarına secde etmek, başkalarına da ‘kıyam’ yani ayakta ibadet etmeleri emrolunmuştur.
Bunun gibi geçmiş ümmetlerden bazılarına yalnız sabah namazı emredilmiştir. Başkalarına başka vakitlerin namazı emrolunmuştur. Geçmiş ümmetlerin ve mukarrep (Allahüteala’ya en yakın) meleklerin ibadetlerinden, amellerinden süzülenleri, seçilenleri bu dinde emrolundu.
Bunun için bu dini (İslamiyeti) tasdik etmek, inanmak ve bu dinin emirlerine uymak geçmiş bütün dinleri tasdik etmek ve hepsine uymak olur.
Demek oluyor ki bu dini tasdik edenler (Müslümanlar) ümmetlerin en hayırlısı, en iyileri olur. Bu dine inanmayan, beğenmeyen, buna uymak istemeyen de geçmiş dinlerin hepsine inanmamış, hiçbirisine uymamış olur.
Bunun gibi, insanların en üstünü, iyilerin seçilmişi olan Muhammed Aleyhisselama inanmayan, o büyük Peygambere dil uzatan bir kimse Allahüteala’nın isimlerinin ve sıfatlarının kemallerine, üstünlüklerine inanmamış olur. Resulallah’a (Aleyhisselam) inanmak, O’nun üstünlüğünü anlamak da bütün kemalleri anlamak ve inanmak olur. Demek ki bu yüce Peygambere inanmayan, onun getirdiği dini beğenmeyen kimse ümmetlerin, insanların en kötüsü en aşağısıdır.
Bunun içindir ki Tevbe Suresi’nin 98. Ayeti’nde mealen: ‘Arabın küfürleri ve münafıklıkları başaklarınkinden daha şiddetlidir’ buyuruldu.’
Farisi iki beyit tercümesi: ‘Arabistan’da doğan Muhammed (Aleyhisselam),
Dünya ve ahiretin efendisi O’dur heman!
Toprak altında kalsın, ezilsin batsın her zaman,
O’nun kapısında toz, toprak olmak istemeyen!’
Paylaş