Paylaş
Her yeni buluş ve keşif, bir yandan işleri kolaylaştırırken diğer yandan da insanın felaketine yol açıyor.
Çünkü, yaratılış gayesini unutan insanoğlu amaçla aracı karıştırdı; maddeye, olay ve hadiselere hükmedecekken, maddenin, olay ve hadiselerin emrine girdi.
Bu durumda da bütün keşif ve buluşlar, geliştirilen teknolojiler; bir fayda üretmelerinin yanında, doksan dokuz zarara sebep oluyorlar. Dolayısıyla felaket kaçınılmaz oluyor.
Halbuki Allahutaala bütün bu evreni ve içindekileri insan için (insanın hizmetinde olmaları için), insanı da kendisi için (Rabb’ini tanıyıp, O’na ibadet ve itaat etmek için) yarattı.
Göklerden gelen ilahi mesajların her biri insanın dünya ve ahiret saadeti içindir. Zira Allahutaala bunların hiçbirisine ve hiçbir şeye muhtaç değildir.
İnsan yalnızca nefisten ibaret değil ki ayrıca kalbi var ve daha önemlisi ruhu var. Ama görünen o ki kalp, sahip olduğu bütün manevi kuvvetleriyle kendini büsbütün unutarak nefsin emrine girmiş ve adeta nefis olmuş (nefs-i mücessem). Meydanı boş bulan nefis de gemi azıya alarak kendi felaketi için zamanla yarışıyor. Nefis, yaratılış itibarıyla hep kendi zararına olacak işleri yapar.
Ruhsuz, kalpsiz (duygusuz) yapay zekâyla insanoğlu nereye gidiyor? Kendi eserinin esiri olan insanın kalbi ölüdür; kalbi ölen insan ise leşten farksızdır. Üstad Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi; ‘Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek. Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?’
Günde 8-10 saat boyunca internetin başında sosyal medya çukurunda debelenen insandan kime ne fayda olabilir?
Aileyi terk eden insan, bekâr (yalnız) yaşamayı tercih ediyor; en fazla kedi ve köpeklerle avunuyor. Yavrusunun tenini ve ninesinin cennet kokulu başörtüsünü koklayıp mest olamıyor; böyle bir hazdan haberi bile yok.
Sosyolojisini kaybeden toplumlar, hızla intihara sürükleniyor; bugün ferdi olan bu denli intihar teşebbüsleri yarın kitlesel ölümleri beraberinde getirecektir.
Kendini kaybeden insanın öncelikli görevi kendine gelmek, kendini tanıması ve yaratılış itibarıyla neye memur olduğunun farkına varmasıdır.
Kendini, gayesini unutup Rabb’ini inkâr eden insan nefsine tapındı; onun bitmez tükenmez zararlı isteklerini yerine getirmek için ömür tüketti.
Son teknolojik gelişmeler belli ki insanoğlunu tanrılık
makamından alaşağı edip esfeli safiline (aşağıların en aşağısına) sürükleyecek. Daha şimdiden bu düşüşe şahit oluyoruz. Kendinde olan insan düne kadar azıcık aşla da olsa ağrısız başa sahipti, azla yetinmesini bilip huzur içinde yaşayabiliyordu. Oysa şimdilerde sahip olduğu sayısız nimetlerin her biri ruhuna zehirli ok olarak saplanıyor ve mutluluğu rüyasında bile göremiyor.
Ruh köklerine kezzap döken insanlık dijital teknolojiyle vahşetin binbir çeşidini sergileyerek medeni olduğunu iddia ediyor!
Çağdaş medeniyet de bu olsa gerek; son örneği Gazze’de yaşanıyor!
Paylaş