Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Güçlü liderlik tesadüf değildir

Türkiye’de “güçlü liderlik” kavramı çoğu zaman günlük siyasetin tartışmaları arasında değerlendiriliyor. Oysa bu mesele yalnızca bir kişinin özellikleriyle açıklanabilecek kadar basit değildir.

Haberin Devamı

 

Türk devlet geleneğine baktığımızda, bin yılı aşan bir tarih boyunca geniş coğrafyaların güçlü merkezi yapılar ve güçlü siyasi iradeler tarafından yönetildiğini görürüz. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide devletin devamlılığı büyük ölçüde merkezi otoritenin gücüyle mümkün olmuştur.

Cumhuriyet döneminde de benzer bir durum yaşandı. Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi isimler kendi dönemlerinin güçlü liderleri olarak öne çıktılar. Her biri Türkiye’nin kalkınması için önemli hamleler yaptı. Ancak dikkat çekici olan nokta şudur: Bu liderlerin hiçbiri uzun yıllar boyunca kesintisiz şekilde ülkeyi yönetme imkânı bulamadı.

Menderes on yılın sonunda darbeyle karşılaştı.

Haberin Devamı

Demirel’in siyasi hayatı müdahaleler ve kesintilerle şekillendi.

Özal ise dönüşüm projelerini tamamlayabilecek kadar uzun bir zaman dilimine sahip olamadı.

Dolayısıyla Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, yalnızca lider yetiştirme değil; liderlerin önüne çıkan görünür ve görünmez engellerin de tarihidir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın hikâyesini farklı kılan nokta da burada ortaya çıkmaktadır.

Erdoğan, siyasete iktidar döneminde karşılaştığı krizlerle başlamadı. İçinde yetiştiği siyasi gelenek 1970’lerden itibaren parti kapatmalar, siyasi yasaklar ve çeşitli müdahalelerle karşı karşıya kaldı. Milli Nizam Partisi’nden Refah Partisi’ne kadar uzanan süreç, ona siyasi başarının yalnızca seçim kazanmakla mümkün olmadığını gösterdi.

Bu nedenle Erdoğan’ın siyasi yolculuğunun önemli bölümü seçim zaferlerinden çok devlet içindeki vesayet mekanizmalarının aşılmasıyla geçti. Göreve geldiğinde devlet kadrolarının önemli bölümü kendisine ait değildi. Siyasi meşruiyet ile devlet kapasitesi arasında ciddi bir mesafe bulunuyordu. Ardı ardına yaşanan krizler, müdahale girişimleri ve güvenlik tehditleri Türkiye’nin yalnızca hükümet değiştirerek çözülemeyecek yapısal sorunlara sahip olduğunu ortaya koydu.

Bugünden geriye bakıldığında Erdoğan’ın 20 yılı aşkın iktidarı tek bir dönem olarak görülebilir. Oysa daha yakından incelendiğinde bu süreç farklı aşamalardan oluşan uzun bir inşa hikâyesidir.

Haberin Devamı

Önce siyasi meşruiyetin korunması,

Sonra vesayet yapılarının geriletilmesi,

Ardından devlet kapasitesinin yeniden inşası,

Daha sonra savunma sanayisinden dış politikaya kadar uzanan alanlarda stratejik hamlelerin gerçekleştirilmesi...

Bir gökdelen inşaatında nasıl önce temel atılır, sonra taşıyıcı sistem kurulur ve ardından katlar yükselirse Erdoğan döneminin siyasi gelişimi de benzer şekilde aşama aşama ilerlemiştir.

Bugün, Türkiye’nin önündeki en önemli sorulardan biri artık Erdoğan’ın ne kadar süre daha görev yapacağı değildir.

Asıl soru, onun döneminde oluşan devlet tecrübesinin ve liderlik kapasitesinin nasıl sürdürüleceğidir.

Çünkü Türkiye’nin jeopolitiği değişmeyecek.

Haberin Devamı

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu güvenlik riskleri değişmeyecek.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel iddiaları da ortadan kalkmayacak.

Bu nedenle Türkiye’nin geleceği yalnızca yeni isimler bulmaktan değil, güçlü liderlik üretebilen ve bunu sürdürebilen bir siyasi kapasite oluşturmaktan geçiyor.

Her büyük liderin önünde, sonunda cevaplamak zorunda olduğu soru budur.

Kendisinden sonra ne bırakacağı.

Ve belki de Recep Tayyip Erdoğan’ın önündeki en büyük tarihi görev artık budur.

Yazarın Tüm Yazıları