Paylaş
Fakat Erdoğan pratiğinde bunların arasına kesin çizgiler çekmek zor.
Savunma sanayii bir dış politika aracına dönüşüyor.
Ticaret diplomasiye dönüşüyor.
Diplomasi yatırıma dönüşüyor.
Kültür siyasete dönüşüyor.
Bir futbolcu bile gerektiğinde toplumlar arasındaki psikolojik buzları eritme aracına dönüşebiliyor.
Ben buna hibrit güç diyorum.
Ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki gerçek gücü yalnızca kaç savaş uçağına, kaç füzeye veya kaç milyar dolarlık ekonomiye sahip olduğuyla ölçülmeyecek.
Bütün bu unsurları aynı stratejik hedef doğrultusunda ne kadar akıllıca birleştirebildiğiyle ölçülecek.
Düşünün son bir ay içinde NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin konumu, Irak ile Kalkınma Yolu ve Terörsüz Türkiye ve Mekke İttifakı sonuçları görüldü. Her biri ayrı değerde.
BÜTÜN BUNLAR TÜRKİYE’YE NE GETİREBİLİR?
10 yıl sonra ne getirebilir?
20 yıl sonra?
30 yıl sonra?
40 yıl sonra?
Ve bir devlet perspektifinden baktığımızda, 100 yıl sonra?
Savunma sanayiinde ortak üretim...
Ortak teknoloji geliştirme...
Finansman...
Enerji güvenliği...
Yeni ticaret koridorları...
Ortak savunma sistemleri...
İstihbarat paylaşımı...
Uzay ve uydu teknolojileri...
Yapay zekâ destekli savunma sistemleri...
Deniz yollarının güvenliği...
Ve belki gelecekte çok daha geniş bir güvenlik mimarisi.
Bunların hepsi ihtimal.
Çünkü büyük ittifaklar imzalarla kurulabilir ama ancak ortak çıkarların nesiller boyunca korunmasıyla yaşayabilir.
Fakat devlet adamlığı zaten biraz da budur:
Bugünün problemini çözerken, sizin göremeyeceğiniz bir geleceğin altyapısını kurabilmek.
TARİH ERDOĞAN’I NASIL YAZACAK?
Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın dünya liderliği iddiası dile getirildiğinde hâlâ bunu peşinen reddeden büyük bir kesim var.
Olabilir.
Demokrasilerde liderler eleştirilir.
Hatta en ağır biçimde eleştirilmelidir.
Ama eleştirmek başka şeydir, gerçekleşen jeopolitik dönüşümü görmemek başka şey.
Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçek bilançosunu bugünün siyasi tartışmaları değil, önümüzdeki on yıllar çıkaracak.
Eğer bugün atılan adımlar kalıcı kurumlara dönüşürse...
Eğer Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan eksenindeki çekirdek daha büyük bir stratejik halkaya dönüşürse...
Eğer Türk Devletleri Teşkilatı ekonomik ve siyasi bir güç merkezi haline gelirse...
Eğer Türkiye NATO içindeki konumunu korurken aynı zamanda İslam dünyası, Türk dünyası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında vazgeçilmez bir merkez ülke olabilirse...
O zaman bugünkü tartışmaların önemli bir kısmı anlamsızlaşacaktır.
Ve belki bizler hayatta olmayacağız. Ama tarih orada olacak ve hayatta olanlar görecekler!
Eğer bu stratejik mimari önümüzdeki nesiller tarafından doğru şekilde devam ettirilirse, Recep Tayyip Erdoğan yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın dönem siyasi liderlerinden biri olarak değil, Türk devlet tarihinin büyük stratejik dönüşüm dönemlerinden birinin mimarı olarak anılacaktır.
Bunun ölçüsünü bugünün alkışları belirlemeyecek.
Bugünün öfkeleri de belirlemeyecek.
Son sözü zaman söyleyecek.
Paylaş