Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Erdoğan’ın hibrit güç stratejisi ve yüzyıllık ittifak -1-

TÜRKİYE’de Recep Tayyip Erdoğan hakkında konuşurken yapılan en büyük hatalardan biri; onu yalnızca iç siyasetin ölçüleriyle değerlendirmek.Seversiniz veya sevmezsiniz.

Haberin Devamı

Oy verirsiniz veya vermezsiniz. Ama Türkiye’nin son yıllarda yürüttüğü dış politikaya biraz yukarıdan, dünya haritasının tamamını görerek baktığınızda başka bir Erdoğan portresi ortaya çıkıyor. Ben buna “hibrit güç siyaseti” diyorum.
Sert güç ‘hard power’ ile yumuşak güç ‘soft power’ın, askeri güç ile diplomasinin, savunma sanayisi ile ticaretin, kültür ile ekonominin, liderler arasındaki kişisel diplomasinin ve gerektiğinde toplumların psikolojisine dokunan sembollerin aynı stratejinin farklı araçları olarak kullanılması....

Erdoğan’ın siyasi gücünün önemli bir bölümünün burada olduğunu düşünüyorum.

Bugün bunu kabul etmeyecek çok insan olacaktır.

Fakat tarihin ilginç bir özelliği vardır:

Günlük siyasi kavganın gürültüsü ortadan kalktıktan sonra geriye gerçek ve ibretlik sonuçlar kalır.

Haberin Devamı

SALAH SADECE BİR FUTBOLCU MU

Mesela Muhammed Salah...

Bir gün Salah’ın Türkiye’ye gelişi gibi olağanüstü sembolik değeri olan bir olayın gerçekleştiğini düşünün.

Bunu yalnızca bir futbol transferi olarak mı okuyacağız?

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler, Muhammed Mursi sonrasında Abdulfettah es-Sisi döneminde çok ağır bir siyasi ve psikolojik kırılma yaşadı.

Fakat devletler sonsuza kadar küs kalmazlar, kalamazlar.

Türk iş dünyasının yeniden Mısır’a güçlü biçimde yatırım yaptığı, ticaretin büyüdüğü, iki toplum arasındaki psikolojik mesafenin kapandığı bir dönemde Salah gibi Mısır toplumunun küresel sembolü haline gelmiş bir ismin Türkiye ile kuracağı güçlü bağ, yılların siyasi negatifliğini bazen yüz diplomatik toplantının yapamayacağı kadar hızlı silebilir.

İşte yumuşak güç, ‘soft power’ budur.

Bir futbolcunun yapabildiğini bazen yüz diplomat yapamaz.

Ama masanın diğer tarafında sert-çetin güç, ‘hard power’ vardır.

Ve şimdi çok daha büyük bir soruyla karşı karşıyayız.

TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN VE PAKİSTAN

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı yan yana koyduğunuzda üç tane birbirinin kopyası ülke görmüyorsunuz.

Tam tersine...

Birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilecek üç farklı güç merkezi görüyorsunuz.

Haberin Devamı

Pakistan’ın çok büyük nüfusu, güçlü ordusu ve nükleer caydırıcılığı...Türkiye’nin askeri tecrübesi, NATO birikimi ve son yıllarda olağanüstü mesafe kat eden savunma sanayisi... Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesi, enerji gücü ve İslam dünyasındaki özel konumu...

Şimdi asıl soru şu:

Bu üç ülke yalnızca bugünün ihtiyaçlarından doğmuş bir savunma işbirliği mi kuruyor, yoksa önümüzdeki 20, 30, 40 hatta 100 yılın yeni jeopolitik çekirdeğinin ilk taşları mı döşeniyor?
Bunu bugün hiç kimse kesin olarak söyleyemez.

Ama bu soruyu sormamak büyük hata olur.

Çünkü eğer bu çekirdek zaman içinde genişlerse, bunun çevresinde daha büyük bir İslam dünyası güvenlik ve savunma mimarisi oluşabilir.

Haberin Devamı

Bunun bir gün gerçek anlamda bir İslam askeri ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceğini dünya görecek.
Belki bizlerin bir kısmı göremeyecek.

Ama devletlerin ömrü insanların ömründen uzundur.

AYNI ANDA ÜÇ AYRI MASA

Erdoğan dış politikasının en dikkat çekici taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Türkiye, NATO üyesi.

Ve NATO’nun en büyük askeri güçlerinden biri.

Ama aynı Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ile yeni bir stratejik çekirdek geliştirebiliyor.

Aynı Türkiye, Asya’da Rusya ile konuşabiliyor.

Putin’le ilişkisini kırıp dökmeden kendi çıkar alanını genişletmeye çalışıyor.

Ve yine aynı Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı’nı bundan 15 yıl önce tahayyül edilenden çok daha farklı bir siyasi, ekonomik ve stratejik perspektife taşıyor.

Haberin Devamı

Bir harita açın ve bunların hepsine aynı anda bakın:

NATO.

Türk dünyası.

İslam dünyası.

Rusya ve Asya.

Ortadoğu.

Afrika.

Türkiye artık bunlardan yalnızca birine ait olmayı seçmeye çalışan bir ülke değil. Birden fazla güç alanının kesişme noktasında kendi merkezini oluşturmaya çalışan bir devlet. Bence, Erdoğan’ın anlaşılması gereken tarafı tam da bu. (Konuyu işlemeye devam edeceğiz)

Yazarın Tüm Yazıları