Paylaş
Çocuk, ana- babasının ve aile büyüklerinin söz ve davranışlarını adeta bir sünger gibi emer.
Nitekim hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz (Aleyhisselam) ‘Her çocuk İslam fıtratı (iyiliğe elverişli) üzere doğar, onu, daha sonra anası ve babası Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar’ buyurur.
Çocukken edinilen bilgi ya da yapılan gözlemler, taşa nakşedilmiş (taşa kazınmak) gibidir, ömür boyu unutulmazlar. Yaşlının edindiği bilgiler ise, suya yazılan yazı gibidir, çabuk unutulur.
Bundan dolayıdır ki, eğitimin temelinin atıldığı aile çok önemlidir, aile, eğitim sürecinde en önemli okuldur. Nitekim aile kurumları toplumların yapı taşıdır, sağlam ailede yetişen çocuk, ömrü boyunca karşılaşacağı bütün kötülüklere karşı dirençlidir.
Aile mayası bozuk olan, diğer bir ifade ile ailesinden gerekli terbiyeyi almamış çocuk, ömrü boyunca bütün kötülüklere açıktır. Zira ‘gömleğin’ ilk düğmesi yanlış iliklenmiştir.
Sözde modernleşmeyle birlikte aile yapıları değişti, eski kalabalık aileler yerini karı koca, (çocuksuz) bir veya iki çocuktan oluşan küçük aile yapılarına bıraktı. Yeni aile tipinde çocuk, dede, babaanne veya anneanne tanımadan, onların öğütlerinden ve sevgilerinden mahrum yetişiyor.
Bir de annesi de babası gibi çalışıyorsa, onun-bunun elinde kalan çocuk anne ve baba şefkatinden de mahrum yetişiyor.
Oysa çocuk, her şeyden çok sevgiye muhtaçtır, sevgisiz büyüyen çocuk hırçın ve arsız olur.
Hele bir de anne-baba boşanmış ve çocuklar ortada kalmış ise, yandı gülüm keten helva! Günümüzde maalesef boşanmalar hızla artmış ve sayısız çocuğumuz anne-baba, aile şefkatinden mahrum bir şekilde yetişmektedir.
Çocuk, aile ocağından terbiye alıp sevgiyle büyümek yerine; bütün bunlardan mahrum olmanın yanında, en yakınları olan anne ve babasından başlayarak hemen herkese karşı kin, öfke ve nefretle büyümektedir.
Bu çocukların gençlik çağları yani buluğa erme yaşları ise daha tehlikelidir. Kanı kaynayan lakin kontrol edilemeyen güçtür! Zira çocuğun, sevip sayacağı ve sözünü dinleyeceği kimseleri yoktur.
Yalnızlığa itilen çocukların, aile büyüklerine karşı biriktirdikleri nefretle ne tür cinayetler işleyebileceğine tanık olduk ve oluyoruz.
Daha ortaokul çağında girişilen bu denli toplu katliamlar, ne tür bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzun bariz delilidir.
Toplum olarak irfan kaynağımız aile ocağımızdır, ne yapıp edip aile yapımızı (maddi ve manevi olarak) çok güçlü kılmak zorundayız.
Çocuklarımız varsa geleceğimiz var; bunu yalnız sayı bakımından (nicelik/kemiyet) değil, nitelik (keyfiyet) bakımından da amaca uygun hale getirmek, birey, aile, toplum ve devlet olarak boynumuzun borcudur.
Aksi halde; bu borcu ne birey ne aile ne toplum ve ne de devlet olarak ödeyemeyiz!
Paylaş