Paylaş
Dünyanın en mükemmel dillerinden biri olan Türkçemizi çığırından çıkararak anlaşılmaz kıldık; ana lisanından yoksun çocuklarımızı, Fransız, Alman, İtalyan, Amerikan kolejlerinde, yabancı dille eğitime tabi tutmayı maharet bildik.
Okul arkadaşlarını toplu katliama tabi tutan, on dört yaşındaki öğrencinin dediği gibi; ‘İngilizcemi ilerlettim, öyle ki İngilizce düşünmeye başladım ve kendimi İngiliz gibi hissettim’.
Sonuçta erkek olmasına rağmen kendini erkek hissetmedi ve edindiği yabancı arkadaşlarıyla olmadık müptezellik yaptı.
Çocuğumuz, yabancı dille eğitim görsün diye adeta yırtınıyoruz. Tarih boyunca o okullardaki öğretmenlerin çoğunun misyoner, papaz ya da rahibe olduğunu biliyor muyuz?
Ahmet Cevdet Paşa gibi büyük bir hukuk insanının torunu, (1901 doğumlu, Zübeyde İsmet Hanım) sözde eğitim için gittiği Fransız okulunun etkisiyle hem eşcinsel oldu (rahibe hocasına âşık oluyor) hem de İslam dininden çıktı (mürtet oldu), ülkeyi terk etti ve katolik bir rahibe olarak hayatını Fransa’da sürdürdü.
Tanzimat’tan sonra İmparatorluğumuzun muhtelif yerlerinde o kadar çok yabancı okulu (Amerikan, Fransız, İngiliz; İtalyan, Alman kolejleri) açıldı ki bunları yönetmekte çileden çıkan (yönetemeyen) zavallı maarif vekilimiz; “Şu okullar olmasa bu bakanlığı çok iyi idare ederim ama!...” demek zorunda kalmıştı.
İşte bu okullarda yetişenler yabancılaştırıldı; yabancılar zaten bize düşmandı, yerliler de buralardaki müfredat ve misyoner hocalar marifetiyle düşman edildi; her iki düşman el ele vererek koca bir imparatorluğu yıktılar.
On binlerce şehit vererek fethedilen nice İslam beldeleri bu okullarda yetişenler marifetiyle tek kurşun atmadan düşmana teslim edildi (Selanik gibi). Cumhuriyetle beraber ‘Tevhid-i tedrisat- eğitimin birliği’ dedik, lakin bu durumu kimi yabancı okullara uygulayamıyoruz.
Kanunsuz şekilde eğitime devam eden iki Fransız okulunu kanun dairesine çekmek isteyen Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin tefe koyuluyor.
Bu ülke bu kadar mı sahipsiz? Burası sömürge ülkesi mi?
Dikkat ederseniz dışarısı, içerideki hempalarıyla (yoldaş) birlikte bizi taklitçiliğe sevk ettiler. İçeridekiler, biz kendi halimizle adam olamayız, dışarısı bizi adam etmeli diye kendimizden ve değerlerimizden koparak benliğimizden, şahsiyetimizden koparak Batı’nın kapısına yüz sürdük.
İmparatorluğumuzla beraber, ilim, din ve cennet dilimiz olan Arapçamızı, evliya dili olan Farsçamızı, devlet dili olan ana dilimiz Türkçemizi kaybettik, kaybettirdiler.
Daha da önemlisi kendimizi, kimliğimizi, şahsiyetimizi, onurumuzu, vakarımızı, haysiyetimizi kaybettik, kaybettirdiler.
Eğitimin birinci adımı kimliğimizdir, yani milliliğimizdir; milliliğin üzerine evrensellik bina edilir. Böylece temel korunmuş olur.
İki asırdan beri yaptığımız ise sözde evrensel bir eğitimle ne Batılı ve ne de kendimiz (Doğulu) olabildik. Sonuçta bulamaç, kendini bilmeyen, yaratılış gayesini unutan, ideali olmayan nesiller yetiştirdik.
Not: Bu mühim konuya devam edeceğiz. F.BOL
Paylaş