Fuat Bol

Fuat Bol

fbol@hurriyet.com.tr

Devlet yönetmek, proje yönetmek ve muhalefetin cevap vermesi gereken soru

TÜRKİYE, geçtiğimiz günlerde Irak Başbakanı ve beraberindeki heyetin Ankara ziyaretini izledi. Kameralara yansıyan görüntülerde yalnızca diplomatik nezaket yoktu; devlet yönetiminin nasıl yapıldığına dair önemli ipuçları da vardı.

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, yıllardır üzerinde çalışılan ve Türkiye’nin ekonomik ve jeopolitik geleceğini doğrudan ilgilendiren Kalkınma Yolu Projesi’nin her ayrıntısına hâkim olduğu görüldü. Basra Körfezi’nden başlayarak Irak üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya uzanacak demiryolu ve otoyol koridoru; yalnızca bir ulaştırma yatırımı değildir. Bu proje, Süveyş Kanalı’na alternatif ticaret güzergâhlarından biri olabilecek, Türkiye’yi enerji, lojistik ve ticaret merkezi hâline getirebilecek stratejik bir adımdır.

Toplantıda yaşanan bir başka dikkat çekici an ise, Irak tarafındaki bazı çekincelerin ve itirazların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya hâkimiyeti karşısında nasıl etkisiz kaldığına dair kamuoyuna yansıyan görüntülerdi. Uluslararası ilişkilerde her ülkenin kendi çıkarını savunması doğaldır. Asıl önemli olan ise karşı masada oturan liderin, kendi ülkesinin çıkarını aynı kararlılıkla ve bilgiyle savunabilmesidir.

Haberin Devamı

Burada mesele kişisel hayranlık ya da siyasi taraftarlık değildir.

Asıl soru şudur:

Bir lider, onlarca bakanlığın, yüzlerce kurumun ve binlerce bürokratın yürüttüğü projelerin ayrıntılarına nasıl bu kadar hâkim olabiliyor? Daha önemlisi, bir fikri onlarca yıl boyunca takip ederek onu uluslararası bir anlaşmaya dönüştürebiliyor?

Çünkü büyük projeler tesadüfen ortaya çıkmaz. Önce bir hayal kurulur.

Sonra o hayal bir stratejiye dönüşür.

Ardından kurumlar oluşturulur, finansman bulunur, ülkeler ikna edilir, diplomasi yürütülür ve yıllarca vazgeçilmeden takip edilir.

Hayali projeye, projeyi işe, işi de sonuca dönüştürmek; devlet yönetiminin en zor    tarafıdır. Bugün Türkiye’de muhalefetin cevap vermesi gereken temel soru tam da budur.

Siyasi görüşünüz ne olursa olsun, kendinize şu soruyu dürüstçe sorabiliyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan sonrasında, Türkiye’de bu ölçekte proje tasarlayabilecek, projeyi uluslararası pazarlıklarda savunabilecek, onlarca yıl takip ederek sonuçlandırabilecek hangi lider var?”

Bir isim söyleyin.

Bizim adayımız daha çalışkan.”

Haberin Devamı

Bizim adayımız daha üretken.”

Bizim adayımız daha vizyoner.”

Bizim adayımız daha iyi devlet yöneticisi.”

Deyin.

Toplum da bunu değerlendirsin.

Fakat bunun yerine, yıllardır Türkiye’nin önüne konulan örneklerin önemli bir kısmı, büyük vizyon projeleri üretmek yerine mevcut projeleri durdurmayı vaat eden bir siyaset anlayışını temsil ediyor.

“Bunu yapmayalım.”

“Şunu iptal edelim.”

“Bu yatırım gereksiz.”

“Bu kadar yol yapılmasına ihtiyaç yok.”

Oysa kalkınma, yapılmayan projelerle değil; yapılan projelerle gerçekleşir.

Elbette her yatırım eleştirilebilir.

Her projenin maliyeti tartışılabilir.

Her karar denetlenebilir.

Demokrasinin gereği de budur.

Ancak büyük devlet olma iddiası taşıyan ülkeler, yalnızca eleştirenlerle değil; alternatif üretenlerle yönetilir. Bugün muhalefetin Türkiye’ye anlatması gereken şey, iktidarın neden yanlış olduğu değildir.

Haberin Devamı

Asıl anlatması gereken, kendisinin daha iyisini nasıl yapacağıdır.

Hangi küresel lojistik koridorunu kuracak?

Hangi enerji merkezini inşa edecek?

Hangi uluslararası finans projesini yönetecek?

Hangi teknoloji hamlesini başlatacak?

Hangi diplomatik masada Türkiye lehine daha iyi sonuç alacak?

Çünkü seçimler yalnızca iktidar değiştirme mekanizması değildir.

Aynı zamanda ülkenin emanet edileceği kadroların karşılaştırılmasıdır.

Devlet yönetimi, belediye yönetiminin büyütülmüş hâli değildir.

Uluslararası siyasette birkaç cümle kurabilmek, dünya liderleriyle aynı masada yıllarca müzakere yürütebilmek, milyarlarca dolarlık projeleri şekillendirebilmek bambaşka bir birikim, disiplin ve takip gerektirir.

Haberin Devamı

Vatandaşın kendisine sorması gereken soru da aslında çok basittir:

Ben, ülkemin geleceğini hangi anlayışa emanet edeceğim?

Projeyi doğmadan iptal edenlere mi?

Yoksa hayal kuran, tasarlayan, takip eden ve sonunda hayata geçirenlere mi?

Bu sorunun cevabı belki yüksek sesle söylenmez.

Belki sosyal medyada paylaşılmaz.

Belki televizyon ekranlarında dile getirilmez.

Ama vicdanı ve aklı açık olan herkes, en azından kendi içinde bu muhasebeyi yapmak zorundadır.

Yazarın Tüm Yazıları