Paylaş
Dünya üzerinde yaşayan insanların büyük bir kesimi ise bütün bu olaylar karşısında derin bir hissizlik, duyarsızlık ve gaflet içinde ömürlerini kemirmeye, tabiri caizse vur patlasın çal oynasın havası içinde tepinmeye devam ediyorlar.
Soykırımlarda, kitlesel ölümlerde, tabii felaketlerde ateş düştüğü yeri yakıyor.
Gücü elinde bulunduran emperyalist ülkeler de yangına körükle giderek her türlü olumsuzlukları kışkırtıyor ve olan -olabilecek tüm düşmanlıkları tırmandırıyor; açlık-sefalet ve kan revan içinde kıvranan insanlık karşısında avuçlarını ovuşturuyorlar.
Sebebi çok açık; daha çok silah satacaklar, daha çok insanın kanını emip sömürmeye devam edecekler.
Dün de bütün bu kepazelikler, inişli ve çıkışlı olarak dünya üzerinde cereyan etmekteydi. Dün ile bugünün farkı; dün adaletin mümessili olan güçlü ülke vardı ve bütün bu adaletsizliklerin hesabını soruyor ve önlemeye çalışıyordu.
Bu ülkenin adı Devlet-i Âliyye (Yüce Devlet) yani Osmanlı İmparatorluğu’ydu. Zira Devlet-i Âliyye’nin kuruluş amacı adaleti sağlamak ve bütün mazlumların kollayıp koruyuculuğunu yapmaktı.
O da bu kutlu görevi gücü oranında yerine getiriyordu; en güçlü olduğu dönemlerde daha müessir (etkili), az güçlü olduğu zamanlarda da daha etkisiz olabiliyordu.
Emperyalist ülkeler el ele vererek geçen asrın başlarında Osmanlı’ya çullanıp, onu devre dışı bıraktılar. Dolayısıyla dünya o gün bugündür haksızlığa ve envaiçeşit hukuksuzluğa yani adaletsizliğe mahkûm oldu. Diğer bir deyişle dünya sahip olduğu bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla kapanın (güçlünün) elinde kaldı ve kalmaya devam ediyor. Elindeki kaynakları kaptırmak istemeyen güçsüz ülkelere de her türlü baskı, zulüm ve işkence yapılıyor.
Hatta bu ülkelerin varlıklarını sürdürebilmeleri için mutlaka bir emperyalist ülkenin kuyruğuna takılıp ‘uydu’ olması gerekiyor. Dolayısıyla bugün dünyanın büyük çoğunluktaki ülkeleri uydu konumunda olup emperyalist ülkelerin güdümündedir.
İşte bu denli çivisi çıkmış bir dünyaya gerekli nizamı veren, rolünü adalet üzere sağlayacak güçlü bir ülkeye ihtiyacı apaçık ortadadır ve ‘beklenen’ bu ülke tarihi misyonu gereği Türkiye’dir.
Şükür ki Türkiye bu güçte olup her geçen gün daha da güçlenmektedir.
Daha da önemlisi ‘beklenen’ Türkiye de bu misyonun ifası için Hakk’ın kendisine vadettiği şafağın sökmesini beklemektedir!
Paylaş