Paylaş
Bundan dolayıdır ki, psikolojik savaşlar çok daha kolay ve çok daha etkili hale geldi.
Kitle iletişim araçlarının her türlüsüyle üretilen yalan ve yanlış haberler, anında dünyanın her tarafındaki geniş halk kitlelerine ulaştırılıyor ve oluşturulan algılar, gerçeğin yerini tutuyor.
Öyle ki, gerçekler daha bir tur atmadan, yalanlar, dünyayı sekiz kez dolaşıyor.
İşte; haberleşme konusunda bu denli netameli bir çağda yaşadığımızdan, yalanlarla mücadelede, en az onlarınki kadar hızlı ve etkin yöntemleri kullanarak gerekli mücadeleyi yapmak ve gerçekleri geniş kitlelere yaymak zorundayız.
Bu durum, devletler için bir milli güvenlik ve beka sorunudur.
Biz bu durumun sıkıntısını çok çektik. Yalnızca dışarıdan değil, malum vesayet dönemlerinde dışarısının güdümündeki içeridekilerin uyguladıkları psikolojik savaşlar yüzünden nice darbelere maruz kaldık.
60 İhtilali’nden önce, gazetelere atılan manşetlere bakın: ‘İktidar (DP, Menderes yönetimi), miting yapan üniversite öğrencilerini kıyma makinelerinden geçirip, asfalt malzemesi yapmaktadır.’
Aynı ihtilalin Eskişehir Sıkıyönetim Komutanlığınca yayınlanan bildirisinde; ‘Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bir uçak dolusu altınla, kaçarken yakalandığını ve gözaltına alındığını’ yazıyordu.
Psikolojik savaşın hedefi, geniş halk kitlelerini ikna etmek ve yapılmak istenenlere (darbe) razı etmektir. Bu durumun tipik misali 1980 darbesidir.
Darbe öncesinde; gençler sağ ve sol olarak ayrıştırılıp birbirlerine kırdırılıyordu. Öyle ki, günde ortalama otuz canımız gidiyor ve bu durum karşısında milletimiz canından beziyordu.
Canından bezen millet darbeye razı hale getirildi ve ABD’nin ‘Bizim çocukları (askerler)’ yönetime el koymuştu. Vaktiyle uydusu olunan ABD’nin istediği fabrika ayarlarına yeniden dönülmüştü.
Neden sonra anlaşılacaktı ki, sağdan da soldan ölen gençlerin cesetlerinden çıkan kurşunlar aynı silahlardan çıkmaktaydı!
28 Şubat’ı hatırlayın; iki meczup, sözde tarikatçı ve iki gözü iki çeşme Fadime Şahin kullanılarak Erbakan başbakanlıktan düşürüldü ve koalisyon ortağı Tansu Çiller’e hükümeti kurma görevi verilmedi.
Arkasında, hükümeti kurmak için gerekli parlamento çoğunluğu olan Çiller’e verilmeyip kime verildi dersiniz? Parlamentoda yalnızca kendi oyu (tek oy) olan Yalım Erez’e verildi!
Veren de Cumhurbaşkanı S. Demirel’di. Korkaklar, kahramanların semtinden geçemediği gibi her gün ölürler. Cesurlar ise, tehlikenin gözünün içine bakarak zafer kazanır, bir kere ölür ama tarihe kahraman olarak geçerler.
İşte Sayın Erdoğan ortada! Ona da akla-hayale gelmedik darbeler, darbe teşebbüsleri yapıldı. Genelkurmay’ın hükümete karşı yayınladığı ‘e- muhtıra’ya karşı, gereken cevapla birlikte askere haddini bildirdi.
Yapılan onca darbeleri, milletini arkasına alarak püskürttü.
Erdoğan’dan önce mahut gazetelerin manşetleri, ‘Üst düzey bir askeri yetkilinin açıklamasına göre...’ ifadeleriyle çıkıyor ve bunlarla darbeye zemin hazırlanıyordu.
Erdoğan döneminde algı mekanizması çalışmıyor mu? Hem de daniskasıyla. Ama Erdoğan, kurduğu İletişim Başkanlığı ile bütün bu yalan algıların ipliğini pazara çıkarmasını biliyor.
Öyle boş atıp dolu tutma devri yok artık!
Herkes haddini bilecek ve yalan ve iftira olarak yapılan hiçbir şey yapanın yanında kâr kalmayacak!
Nitekim kalmıyor da!
Demek ki neymiş: At binen, kılıç kuşananınmış!
Paylaş