"Fuat Bol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fuat Bol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fuat Bol

Ağaca bakıp ormanı görememek!

MECLİS’in duvarına ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diye yazdık ama reel politikada millet ve onun seçtikleri kimsenin umurunda olmadı.

Olmadı ki, milletin seçtiklerine, onun temsilcilerine (gerçekte milletin ta kendisine) onca darbeler yapılmasına karşın, kendilerini yetkili addeden kişilerden herhangi bir ses çıkmaması bir yana, bilakis, mahut darbelerin yanında konumlandılar.

NATO’yla birlikte ABD’nin bize dayattığı sistem vesayet rejimiydi. Malum, bu sistemde hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukuku söz konusudur.

Bunun da devlet yönetimindeki en çarpık yansıması, atanmışların kendilerini memleketin asıl sahipleri olarak görmesi ve seçilmişleri ‘gelip geçenler’ şeklinde değerlendirmeleridir.

Demokrasiyle taban tabana zıt olan bu durumu biz demokrasi diye belleyip uyguladık. Bundan dolayıdır ki, halkın seçip iktidara taşıdığını silahla indirmeye ‘Demokrasi bayramı’ dedik.

Gerçek demokrasilerde en büyük suç olan darbe eylemi, bizde kutsandı ve bayram ilan edildi.

Atanmış ve seçilmişlerin toplandıkları en yüksek merci Milli Güvenlik Kurulu’dur (MGK). Bu kurulun üyelerine ve oturuş şekillerine bakınca, adeta Sovyetler’in Politbüro toplantısını görürdünüz.

Önlerinde kalın klasörlerle (yığınla gazete kupürü) hesap sormaya gelmiş, asık suratlı, ceberut tipler, atanmışlar (generaller). Zoraki gülümsemeye çalışan ve hesaba çekilmeyi bekleyen siviller (başbakan ve kurul üyesi birkaç bakan).

Temel özellikleri birbirlerine güvensizlik olan bu yapıyla, bu ülke sittinsene idare edildi.

Kurulun değişmez gündem maddesi ‘irtica’ ve onunla mücadele!

Atanmışlar, sürekli şeytan taşlattı ve sivillerin tavaf yapmalarına asla müsaade edilmedi. Her iki taraf da ağaca bakmaktan, baktırılmaktan ormanı göremediler.

Devletin kaymakamlarını imam-hatip liselerinin önünde nöbet tutturup başörtülü kız öğrencilere savaş açtılar. Üniversiteleri başörtülü kızlara yasakladılar.

‘Bela’ gördükleri başörtüsü ile uğraşmaktan, belanın asıl püsküllüsünü görmediler.

Her on yılda bir yapılan darbelerle bu ülkenin ışıltılı beyinleri (sağda ve solda) tepelendi. Budanan gençliğin gür bir şekilde, yeniden filizlendiğini gören dış mihraklar, işin kolayını, içimizdeki ışıltılı beyinleri mankurtlaştırmakta buldu ve bunu yıllar boyu oya gibi işledi.

Ülkeyi yönettiğini zannedenler halka pösteki saydırırken, birileri (ABD-FETÖ), asker ve sivil tüm kurum ve kuruluşlara nüfuz ederek devletin kodlarını ele geçirdi.

Neden sonra farkına varıldığında ise ocak çoktan kızışmıştı!

Su boğuyor ve ateş yakıyordu, boğulmayı ve yanmayı göze alıp atlamaktan başka çare yoktu. Ya da korkak sünepeler gibi sinip aşağılık bir ölüm tadılacaktı.

İnançla esen rüzgâr, bayrağı dalgalandırmış ve millet yeniden şahlanmıştı.

Kendiliğinden ve bilahare, ‘Ölümüne!’ ‘Ölümüne!’ çağrısıyla sokaklara dökülen halk, çıplak elleriyle tankların üzerine yürüdü.

Bedenlerini mermilere siper etti.

Hem kahpe darbecilere ve hem de kendisine pösteki saydıranlara hadlerini bildirdi.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI