Fuat Bol

Beklenen kutlu nesil

12 Haziran 2021
Yabancılar bizi, bizden daha iyi tanıyor.

Bizler, suyun içindeki balıklar gibi, derya içinde olup, deryanın kıymetini bilmeyenleriz.

Kendimizi tanımadığımız gibi, birbirimizin kıymetini de bilmiyoruz.

Batının bize dayattığı vesayetle hastalıklı demokrasi, gerçekte, ayaklarımıza vurulan prangadan farksızdı.

İ. İnönü, Türkiye’yi her şeyiyle ABD’nin hegemonyasına soktu. ABD; önceleri, sizin bir şey üretmenize gerek yok, her şeyi biz size temin ederiz, dedi. Peki dedik, kısa zamanda Türkiye, ABD’nin hurda mezarlığına döndü.

Asıl felaket ise, arkadan gelecekti, eğitim sistemimizi de iğdiş ederek, bizi “Biz bir şey yapamayız, üretemeyiz” noktasına getirdi. Daha yeni yeni o aşağılık kompleksini üzerimizden atmaya çalışıyoruz.

Halbuki daha o yıllarda Türkiye, uçak sanayisini kurmuş; uçak üretip dünyaya pazarlıyordu. O günün liselerinin ayarında, bugün çok az üniversite var.

ABD’ye teslim olduğumuz günden beri, bir gün olsun kendi ayaklarımız üzerinde duramadık. Hep ele güne muhtaç olduk.

Silah ve mühimmatlarına en muhtaç olduğumuz Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ABD, bize dirsek gösterdi; yetmedi, ardından ambargo koydu.

Yazının Devamını Oku

Siyasette öncelik sıralaması!

9 Haziran 2021
Siyaseti şahsının ve partisinin menfaati için yapan siyasetçiden hayır gelmez. Siyaset, millet ve ülke için yapılır. Bizdeki siyasetçileri, genellikle liderler belirlemektedir. Şu halde herhangi bir siyasi mevkiye aday belirlerken liderlerin çok dikkatli olmaları gerekir.

Zira insan, evladını belirleyemez ama arkadaşlarını, kendisi belirler. Dolayısıyla bu belirlemedeki manevi sorumluluk, belirleyene aittir.

Liderlerin, kendilerini ve partilerini vasıta görüp, ülke için çalışacak, idealist kişileri bulup görevlendirmeleri lazımdır. Milletvekili ve bakanları, kendilerini aşmış ve ihtiyaç içinde olmayan kişilerden seçmek gerekir.

Hâlâ körü körüne bir sistem tartışması yapıp duruyoruz. Muhalefet tam bir şaşkınlık içinde, bindiği dalı kesiyor ve eski parlamenter sisteme geçmek için adeta yırtınıyor. Suyu tersine akıtmak için adeta yarış halindeler.

Halbuki cumhur ittifakı (AK Parti ve MHP) başkanlık sistemine geçmekle; kendilerinden ve partilerinden önce ülkelerini düşündüklerini sergilemiş oldular. Kendilerini ve partilerini düşünselerdi, parlamenter sistemde kalıp, sittinsene iktidarda olurlardı.

Bakınız; parlamenter sistemde AK Parti, 2002 seçimlerinde yüzde 34 oyla Meclis’in yüzde 65’ini oluşturdu ve tek başına iktidar oldu.

Bu tabloya bakıp, muhalefetin parlamenter sistemde ısrarını anlamak mümkün mü?

Daha sonraki yıllarda, AK Parti oyunu yüzde 49’lara çıkardı. Şu anda yapılan tüm anketlerde, AK Parti’nin ölüsü, en büyük parti olarak iktidara geliyor.

AK Parti, parlamenter sistemin altın tepsi içinde kendisine sunduğu bu denli iktidar imkânını elinin tersiyle itti ve başkanlık sistemini getirdi. Ve dedi ki, cumhurbaşkanı, en az yüzde 50 artı bir ile seçilsin.

Yazının Devamını Oku

Erken seçim hayali

7 Haziran 2021
Yenilen pehlivan güreşe doymazmış; muhalefet elbette erken seçimi isteyecektir. Lakin erken ya da zamanında seçim konusunda, bizim muhalefetin günah galerisine baktığımızda ‘girmişsin yenilmişsin’, ‘girmişsin yenilmişsin’, ‘girmişsin yenilmişsin’... şeklindeki hezimet tablosundan başka bir şey görülmüyor.

Dile kolay; AK Parti 2002’den beri girdiği her seçimi kazanıyor, muhalefet ise nal topluyor.

Dikkat edilirse, muhalefet partileri her altı ayda bir, erken seçim teranesiyle ortalığı velveleye veriyorlar.

Halbuki seçimlere daha iki yıl var ve ortada siyasi istikrarsızlıktan eser yok. Tüm dünyayı kasıp kavuran pandemiye rağmen, hükümet, zamanında aldığı tedbirlerle, salgından en az zararla sıyrılmak için yoğun bir gayret sarf ediyor.

Kötü gidişin çoğu gitti, azı kaldı. Sonbahara doğru düze çıkıyoruz.

Demem o ki, sadece Türkiye değil, tüm dünya ülkeleri büyük bir badire atlatıyor. Koronavirüs illetinden kurtulmak için, ülkeler adeta çırpınıyor.

Yüze yüze kuyruğuna gelmişken, dereyi geçerken at değiştirilir mi?

Muhalefet, aklı sıra pandeminin oluşturduğu olumsuz şartlardan bir an önce istifade etmek için erken seçimi dillendiriyor.

İktidar, yaptığı mücadelenin sonucunu alıp, ülkeyi rahata kavuşturmadan seçime gider mi? Gitmesi için aklını peynir-ekmekle yemesi gerekir!

Yazının Devamını Oku

ABD sirkatin söylüyor!

5 Haziran 2021
Duayen gazeteci ağabeyimiz Mehmet Barlas’ın, yakında yayınlanan bir makalesinin başlığı ‘Amerikalılar, yalancı Amerikan başkanlarını araştırırken doğru söyleyeni bulamadılar’ şeklindeydi.

Ne kadar doğru ve yerinde bir tespit!

Malum ABD, bir göçmenler ülkesi. Yeni kıtanın keşfiyle, Avrupa’nın gözlerini hırs bürümüş sakinleri buraya adeta hücum etti. Yerli halkı (Kızılderili) katliama tabi tutarak, köklerini kazıdı ve onların kanı üzerine oturdular.

Yaptıkları soykırımı dünyaya unutturmak için, tutunabilecekleri tek bir çürük dal vardı, o da yalandan başkası değildi. Bu yüzden ABD için herhangi bir medeniyetten bahsedilemez zira hayatiyetini gücü ve o güce dayalı yalan üzerine sürdürmektedir.

Amerikan sinema endüstrisinin çevirdiği sayısız kovboy filmleriyle, dünyanın gözü boyanmış ve gerçekler örtülmüştür. Zavallı Kızılderililer, kafa derisi yüzen vahşiler olarak gösterilmiş; toplu katliamlarına bile seyirci kalınmış ve hatta tüm bu cinayetler kahramanlık olarak sunulmuştur.

Medyanın gücüne bakar mısınız? Soykırımı yapan Amerikalı olunca, bunun adı Amerikan rüyası, Amerikan hayali oluyor!

Bu rüyayı görüp, bu hülyaya kapılmayan yok gibidir!

ABD Başkanı Biden, kalkmış, Rusya Devlet Başkanı Putin’i kendi ülkesindeki seçimlere karışmakla (manipülasyon yapmakla) suçluyor.

Şayet bahsedilen şekliyle, başka ülkelerin içişlerine karışmak suçsa, bunun daniskasını bizzat ABD yapıyor. Eli, hep Türkiye’nin içişlerinde. Türkiye’deki bütün darbelerin yönlendiricisi o. Bugün bile, darbeyle değilse de (!) Erdoğan’ı iktidardan indirmek için muhalefetle işbirliğinden bahsediyor.

Yazının Devamını Oku

Siyasette zehirli dil!

2 Haziran 2021
Siyasette iktidarla muhalefet partileri elbette rekabet edecekler. İktidarın icraatları muhalefet tarafından mutlaka eleştirilecektir.

Demokrasilerin olmazsa olmazı, iktidarları denetleyen muhalefet partileridir. Zira bugünkü muhalefet partileri yarının iktidarına namzettir.

Türk demokrasisi ta başından (1945) beri sorumlu muhalefet sıkıntısı çekmektedir. Bunun da sebebi, 27 yıl tek başına ve üstelik tek parti olarak iktidar olan CHP’nin, demokratik ilk seçimde hezimete uğrayıp muhalefete düşmesidir.

CHP, o gün bugündür, bu denli hezimeti hazmedebilmiş değildir. Nasıl hazmetsinler ki; devri iktidarlarında CHP’nin il başkanları, bulundukları şehrin hem belediye başkanıydılar ve hem de valilik görevini ifa ediyorlardı.

Muhalefetsiz bir sistemle ülkeyi uzun yıllar yönettiler. Bu yüzden olacak ki, iktidar olan rakibini tenkit etmek, sorumlu denetim yapmak yerine, rakibini inkâr, iptal ve hatta imha etmeyi maharet bilmiştir.

Bunu yerine getirebilmek için de, on parmağında on kara çalmayı düstur edinmiştir.

Karalamaktan öte, yıkıcı muhalefet yapmayı şiar edinmiştir. Nitekim bu durumu kendileri de övünerek dillendirmektedir: ‘AK Parti dünyanın en güzel işini de yapmış olsa, bizim görevimiz, bunu beğenmemek, yanlış bulmaktır. Millet bize bu görevi vermiştir.’

İyi de; millet size, millet adına yapılan en güzel işleri de karalayın, inkâr edin, görmezlikten gelin ve hatta bu denli hizmetleri ve yapanları imha edin diye bir görev vermedi. Millet, size, benim adıma iktidarı denetle, yanlış gördüğün icraatları tenkit et, dedi.

Benim (millet) adıma hayırlı gördüğün hizmetleri karalama, yapanları hor görme, aşağılama, dedi. Bilakis millet adına taş üstüne taş koyanı hayırla yâd et! İlle tenkit edeceksen, neden iki ve hatta üç taş koymadın diye muhalefet et.

Yazının Devamını Oku

Taksim Camisi

31 Mayıs 2021
Taksim (Pera), ta Osmanlı’nın gününden beri, İman ve İslam noktainazarından mahzun kalmış bir beldedir. Dışarıdan bakıldığında ‘Vur patlasın, çal oynasın!’ dünyasıdır Pera. Lakin içine girildiğinde, derunları harap, kalpleri sızlayan, gözleri nemli yığınla insanla karşılaşırsınız.

Böylesi zıtlıkları bir arada tutan ilahi güce, tüm hayretinizle bir kez daha tanık olursunuz.

Geçen asrın başlarında yıkılan imparatorluğumuzla birlikte İstanbul’umuz da işgal edilmişti. Koca şehir, maddesiyle ve manasıyla mateme bürünmüştü. Her sokağında hüzün, her hanesinde yangın vardı.

Pera’nın gözbebeği Ağa Camii’nin mahzun halini, ünlü şair Nâzım Hikmet, şu dizeleriyle terennüm eder:

*

‘Ağa Camii

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Yazının Devamını Oku

Fetih ve Fatih

29 Mayıs 2021
Peygamber müjdesine mazhar olan İstanbul’un fethi hadisesi, sıradan bir şehrin yönetiminin el değiştirmesi değildir.

Mehmet adlı Türk başbuğunun, Roma imparatorluk tacını giydiği ve bir çağı kapatıp yeni bir çağı açtığının resmidir bugün.

Sultan Mehmet hem fen bilimlerinde ve hem de dini ilimlerde çok iyi yetişmişti. Doğu’yu ve Batı’yı bilen ve bunları gerektiği gibi sentezleyen entelektüel bir kişiliğe sahipti.

İstanbul’un fethi, genç padişahın yegâne tutkusuydu ve bu yüzden; ‘Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul’u alacağım!’ diyerek, bu yola baş koydu.

Aynı ismi paylaştığı sevgili peygamberinin muştusuna nail olabilmek için adeta çırpınıyordu. Asırlar öncesinden bu fethi işaret eden kutlu mesaj şöyleydi: ‘Konstantiniyye (İstanbul) elbette fetholunacaktır. Onu fetheden emir ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur!’

Uyanıklığındaki hülyasında, uykusundaki rüyasında hep bu müjdeli haber vardı. Gecesini gündüzüne katarak 7-24 çalıştı, gerekli tüm önlemleri aldı. Sonuçta, elbette takdir yerini bulacaktı ancak o da bunu ziyadesiyle merak ediyordu.

Onca teşebbüse rağmen, bir türlü düşürülemeyen bu kadim şehrin fethi, kendisine nasip olacak mıydı?

Fatih’in ordusu, devrinin en gelişmiş silah ve mühimmatlarının kullanmasının yanında, Akşemseddin gibi mana erlerinin dualarıyla da destekleniyordu. Maddi ve manevi ordular onun hizmetindeydi.

Zira muharebenin en kızıştığı anda, manevi hocası olan

Yazının Devamını Oku

Köklerimize saldırıyorlar!

26 Mayıs 2021
Milletler meyve ağaçlarına benzer. Her meyve ağacının kökleri, gövdesi, dalları, meyveleri ve yaprakları vardır.

Milletlerin de kökleri (tarihi), gövdesi ve dalları (kurduğu devlet veya devletleriyle, bunların oluşturduğu medeniyeti), meyveleri (yarınlarını oluşturacak yeni nesilleri) vardır.

Milletler de tıpkı ağaçları gibi, köksüz, gövdesiz, dalsız ve meyvesiz yaşayamazlar.

Bunlar her ne kadar birbirinin tamamlayıcısı iseler de, asıl olan köktür.

Kök anadır, tarihtir, kültürdür, geleceğin muştusudur.

Ağacın dalları ve hatta gövdesi kesilebilir. Kökü sağlam oldukça, yeniden filiz verir, süzülür, boy atar; enli, boylu, devasa bir ağaç oluverir.

Kökü çıkarılırsa, büsbütün kurur veya köküne zehir dökülürse çürür ve bir daha asla sürgün vermez. Tarih sahnesinden silinir gider.

Gövdeye hasar vermek, dalları kesmek, ağaca zarar verse de, bunların telafisi zamanla mümkün olur.

Milletler (devletler) savaşlarda yenilse ve kırılsa bile, varlıklarını sürdürürler.

Yazının Devamını Oku