Paylaş
Nitekim son iki yüz yıldır, onca badire atlatmasına, başındaki halifeleri, padişahları, başbakanları, bakanları, milletvekilleri alaşağı edilip, şehit ve sürgün edilmelerine rağmen, bu millet otuz iki dişini sıkıp sabretti. Ciğerlerinden kan kustu, kızılcık şerbeti içtim diyerek sineye çekti.
Meclis’in duvarına sözde, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diye yazdılar lakin milleti ve milletin seçtiklerini hiçbir zaman insan yerine koymadılar. Onlara göre millet, kıllı, göbeğini kaşıyan, cahiller sürüsüydü. Kendisi ne idi ki, seçtikleri ne olabilirdi?
Dolayısıyla bu ülkenin idaresi darbeci zihniyet tarafından yürütülmeliydi. Onlar varken, başkaca hiçbir partinin iktidarı meşru olamazdı. Nitekim olmadı da...
Milletin seçtiği Adnan Menderes’e on sene zor tahammül ettiler, alaşağı edip darağacında sallandırdılar. Süleyman Demirel, Morrison ya da Sülü (davar çobanı) Demirel’di, Özal Çankaya’nın şişmanıydı, Erbakan takunyalı ve rejim düşmanıydı. Milletin seçip baş tacı yaptığı bu liderlerden Demirel’i, görevinden altı kez gönderdiler ama o, yedinci kez gelmesini bildi. Olmadığını görünce, onların kayığına binip, onların beğendiği bir Cumhurbaşkanı oldu.
Özal’ı zehirleyip öldürdüler.
Erbakan’ı alaşağı edip, arkasından teneke çalarak görevinden uzaklaştırdılar.
Erdoğan’ı daha belediye başkanı iken, şiir okudu diye kodese tıktılar ve siyasi yasaklı yaptılar.
Milletimiz, bütün bu olup biten kepazelikleri görüyor; içinde kopan fırtınaları dindirmek için gün sayıyor ve hepsinden önemlisi, bu fırtınaları dizginleyecek, sevk ve idare edecek, uğrunda ölünecek bir lider arıyordu.
Bu millet; daha dün Sultan Abdülaziz Han’ı yedirdi, ses çıkarmadı, Sultan 2. Abdülhamit Han’ı yedirdi, ses çıkarmadı, Adnan Menderes’i yedirdi ses çıkarmadı, onca kez Demirel’i yedirdi ses çıkarmadı, Özal’ı yedirdi, ses çıkarmadı, Erbakan’ı yedirdi, ses çıkarmadı ve sıra Erdoğan’ı yemeğe gelmişti.
Envaiçeşit darbelerle üst üste yemeğe çalıştılar, başaramadılar. Milletimiz, ilk kez, göz göre göre alaşağı edilmek istenen liderine sahip çıktı. Her darbe girişiminde milyonlarcası sokaklara döküldü ve ‘Yedirmeyiz!’ diye yeri göğü inlettiler.
15 Temmuz 2016’da altın vuruş yapmak için, milleti, milletin verdiği silahlarla milletin askerine kırdırmak için ayaklandılar.
Erdoğan, görüntülü telefonla televizyona bağlanıp, ‘ÖLÜMÜNE!’ diyerek, milleti sokağa çağırdı. Kendisi de ölümü göze alarak, Muğla’dan, Yeşilköy Havalimanı’na geldi. Orada, milyonlar kendisini bekliyordu.
Vesayet artıkları, savaş uçaklarını alçaktan uçuruyor ve belirlenen hedefleri bombalıyordu. Tankları sivil halkın üzerine sürüyor ve uçaksavarlarla halka ateş ediliyordu.
Sabır taşı çatlamış, iki yüz yıldır şerha şerha yarılan milletin sinesindeki volkan patlamış ve tıpkı Osmanlı ordu düzeninin en önündeki ‘deliler’ misali yalın kılıç sel olup, tanklara, toplara, tüfeklere doğru aktılar. Kâh bedeniyle tankın altına yattılar, kâh çıplak elleriyle tankın üzerine çıkıp zapt ettiler.
NOT: ‘Deliler’ ifadesi sakın yanlış anlaşılmasın; Kâinatın övüncü sevgili Peygamber Efendimiz (Aleyhisselam) buyuruyor ki: ‘Bir kişiye deli denmedikçe o kişinin imanı tamam olmaz.’
Bu deliler(!) güneşi de zapt etse, şaşmayın.
Dedik ya bu milletin sabrını taşırmaya gelmez!
Paylaş