Yaralı kadın öyle bir yere savrulmuş ki...

Allah aşkına, şu fotoğrafa bakar mısınız?

Yaralı kadın öyle bir yere savrulmuş ki...

İşte bir minibüs... Karlı yollar... Buz...

Düz yolda savrulup devrilmiş... Niye?

Fotoğraftaki şu acı tesadüfe bakar mısınız?

Zinciri olmayan tekerleğin yanında... Kanlar içinde bir kadın...

Öyle bir yere savrulmuş ki... Sanki acı kaderi, bize o zincirsiz tekerleği göstermek için onu oraya savurmuş...

Ambulansı bekliyor...

2 de ölü var... Yaralılar var...

Ama... Zincir yok arkadaş... Zincir...

Bu kadar mı ucuz insan hayatı?

Yaralı kadın öyle bir yere savrulmuş ki...

BU DA BAŞKA BİR MADEN FACİASI

4 ölü... 8 yaralı...

Yaralı deyip de geçmeyin... Kiminin kolu, kiminin gözü...

Peki ne var bu fotoğrafta? Daha ne olmasın arkadaşlar...

DHA’nın Bergama ekibi geçiyor haberi... Ve diyor ki: “Aşırı buzlanma nedeniyle meydana gelen kazada...”

Öyleyse ne eksik bu fotoğrafta?

Tekerleklerde zincir yok arkadaşlar... Bakın... Zincir...

Bergama altın madeninde çalışan işçilerin servis minibüsü bu...

Emre gitti... Ramazan gitti... Mehmet gitti... İsmail gitti... Öldüler işte... 

Morgun önündeki anneleri, eşleri, genç kızları görseniz... Nasıl ağlıyorlar...

Peki ne oldu şimdi? Zincir takmadı...

Polis zinciri görmemiş... Görmeliydi elbette...

Tamam da sevgili kardeşim...

O madeni işleten yetkiliye soralım...

Nasıl izin veriyorsun zincirsiz servise?

Maden faciasından, sülfürlü ölümden ne farkı var bunun?

Yaralı kadın öyle bir yere savrulmuş ki...

KENDİ CANINI DÜŞÜNMÜYORSAN TAŞIDIĞIN CANLARI DÜŞÜN

İşte bir işçi servisi minibüsü daha...

Kahramanmaraş’ta, fabrika yolunda... 8 işçi yaralı... Ağırlar var... Yola bakın... Kar... Buz..  Ve yine aynı bela... Aynı sorumsuzluk...

Tekerleklerde yine zincir yok...

Hadi diyelim polis atladı... Atlamasın elbette...

Ama o fabrika yönetimi, servis şoförü hiç mi canları düşünmüyor...

Yaralı kadın öyle bir yere savrulmuş ki...

BUNLAR DA SÖZDE KARLA MÜCADELEDE

İşte iki karla mücadele aracı...

Birisi Ankara Çankaya Belediyesi’nden... Diğeri Siverek’te karayollarından... İkisinde de zincir yok...

Şoförler yaralı... Allah’tan önlerinde araç yok... Sonuç...

Ankara, İstanbul gibi büyük şehirleri hiç yazmıyorum. Anadolu’da meydanlarda birbirine giren araçlar ortada...

Burada üç mesele var:

1) Polisin denetimleri daha sıkılaştırması lazım. Ama burada da polisin haklı olduğu bir söz var: “Her aracın başına polis koyamayız ki... Biraz da vatandaşın düşünmesi lazım. Yasakla olmuyor ki...”

2) Sürücülerin polise bırakmadan kendi canlarını düşünmesi lazım. Hadi kendi canını düşünmüyorsun, bari trafikteki diğer canlara saygı duy...

3) Kamu kurumları, okullar, özel işletmelerin servis araçları eğer zincir takmıyorsa, bunun sorumluları şoförler ve servis şirketleri kadar o kurumların idareleri de olmalı. Örneğin okul yönetimleri gibi...

SAYIN SAVCILARIM,  BU SÖZÜM DE SİZE

Sayın savcılar... Bu tür kazalarda, ölümlerde, zincirsiz araçlar eğer servis aracıysa lütfen idareleri de soruşturun. 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kimsesizlerin kimsesi olmak işte böyle bir şeydir

Bu fotoğrafa iyi bakın... Çünkü bu fotoğraf çok sessizce yazılmış, sade bir “insanlık dersi”dir...

Anlatayım...

Saniye Hanım, tam 20 yıldır aynı pencereden bakıyordu...

Birkaç seyrek ağaç... Çoğu zaman kapalı bir hava... 

Sonra duvarlar...

En sevindiği an, güneş açtığında onu bahçeye çıkardıkları andı...

Emektar hemşiresi, yavaşça gelip kolundan tutardı...

Sonra gökyüzü...

Yazının Devamını Oku

Anadolu'nun kutsal hazine avcıları

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy öylesine sessiz bir devrim yapmış ki...

Sonuçları geldikçe daha iyi anlıyoruz.

Belki bir basın toplantısıyla haberler arasından geçip gidiyor. Yeterince anlayamıyoruz.

Ama öylesine müthiş hikâyeler var ki... İşte bu pazar onları anlatacağım. O hikâyelerin kahramanlarını.



Başlıkta “

Yazının Devamını Oku

Şimdi de gözünü Ege ordusuna dikti

Son günlerde el altından bir haber pompalıyorlar...

Türkiye Ege Ordusu’nu lağvetmeli.

Nereden geliyor?

Yunan tarafından...

Şu anda resmi bir talep değil... 

Ama el altından pompalıyorlar...

Bunun anlamı şudur:

Eğer görüşmeler pozitif bir noktaya doğru giderse, “masayı dağıtmak” için Ege ordusunu kendilerine bir tehdit olarak ortaya koyacaklar.

Dün bu konuyu Milli Savunma Bakanlığı’ndaki önemli bir yetkiliye sordum.

Yazının Devamını Oku

İşte o alçak manşetin perde arkası

Yunan gazetesinin alçakça manşeti öyle sıradan bir olay değildir.

Kökünde ve arkasında...

Avrupa’yı zehirli bir sarmaşık gibi kuşatan, ırkçılığın, faşizmin, Türkiye ve yabancı düşmanlığının temeli vardır. 

Kökünde...

Avrupa’da yükselen ırkçılığa oy için prim veren siyasiler vardır.

İşte bu pazar, günlerdir dalga dalga üzerimize gelen Türkiye düşmanlığını olaylarla ve örnekleriyle inceledik.

BELÇİKA’DA KADIN POLİSİN NAZİ SELAMI

Yazının Devamını Oku

Çevre Bakanı Kurum: ‘Bu öyle bir ders oldu ki...’

Sarı yaz başlarken...

Yani deniz mevsimi biterken...

Yani sonbaharla birlikte sahiller boşalırken... 

Bütün çevrecilerin merak ettiği soru şudur:

Acaba bu yaz ormanları ne kadar yaktık? Denizleri ne kadar kirlettik?”

Dün, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la sohbet ediyoruz...

Tabii Murat Bey’e hep çevreci sorular gelir. 

Oysa şehircilik için de muazzam bir çalışma yürütüyor.

Deprem bölgeleri... Yeniden yapılan konutlar... Toplu konutlar... Şehircilik planları... Karadeniz’den Güneydoğu’ya, oradan Ege’ye ve Akdeniz’e uzanan yatırımlar... 

Yazının Devamını Oku

İstanbul-Ankara 1.5 saat 

Önceki gün bir sohbette alıyorum bilgiyi... Bir işadamı dostum duymuş...

Muazzam bir proje... 

İstanbul-Ankara arası “süper hızlı tren”...

Biraz araştırıyorum... Gerçekten de böyle bir hazırlık var... Eğer proje gerçekleşirse, İstanbul’dan kalkan süper tren 1.5 saat sonra Ankara’da... Müthiş bir şey...

Düşünsenize... 

Ankara’da randevusu olan bir işadamı, mesela sabah 07.30’da süper trene biniyor.

09.30’da randevusuna gidiyor. İşini çözüyor. Ve öğlen İstanbul’da işinin başında...

Projenin gerçekleşme sürecini bilmiyorum. Ama proje gerçekleşecekse umarım 2023’e yetişir...

Belli ki 2023 tam bir 100’üncü yıl şöleni olacak...

Yazının Devamını Oku

Vatikan arşivlerinde bir Türk

Fatih Sultan Mehmet Han’dan günümüze kadar Vatikan arşivlerinde iz süren Rinaldo Marmara, aralık ayında Fatih’in Vatikan’la yazışmalarını araştırmaya gidiyor.

25 yıldır Vatikan’ın ana arşiv binasından girip fresklerle süslü tavanlardan ve uzun koridorlardan geçiyor... Turistlerin bir kapıya kadar girebildiği binanın, Dan Brown filmlerindeki o labirenti andıran ve odalardan oluşan asıl arşiv bölümü müthiş bir koruma altındadır.

Yıllardır işte o arşivde çalışır.

Arşiv binasının altında ise ışık ve nem ölçerlerle korunan resim, grafik ve haritalar bulunur. Bir kez de yeraltındaki özel korumalı odaya bir camiyi tanımlamak için girmiştir.

Evet, Rinaldo Marmara’yı ancak böyle bir girişle anlatabilirdim.

Çünkü dünyada Vatikan “özel” ya da “gizli” arşivlerine girebilen, orada uzun yıllar çalışabilen az sayıda kişiden birisidir.

Birkaç gün önce bir kitap çıkardı. Detaylarını aktaracağım.

Yazının Devamını Oku

CHP’nin 26 yıllık şoförü Hasan, İnce’ye öyle bir şey söyledi ki...

Hakkâri Uludere’den Mardin’e doğru geçerken buldum Muharrem İnce’yi...

Uzunca bir telefon konuşması yaptık..

Etrafı dağlarla çevrili 32 haneli Dağdibi köyü ahalisi, otobüsün önünde İnce’yle konuşuyor:

Vatandaş: “Parti kursana...”

Kurayım mı?”

“Kuuuuuuur...”

Sonra bir daha soruyor Muharrem İnce:

Yani parti kurayım mı?”

“Kuuuuur... Vallahi yıllar oldu buraya kimse gelmemiştir...”

Yazının Devamını Oku

Her şeyi anlatan harita: 'İşte böyle yerleşiyorlar'

Yoruma gerek gerek var mı?

Haritayı yıllara göre yapınca her şey görünüyor zaten.

2014’te Suriye’nin kuzeyine “kafa kesen sapkınlar, yani DEAŞ” yerleşiyor.

O günlerde internette yayınlanan “infaz videoları” ile dünya ayağa kalkmış durumda.

Avrupa’nın göbeğinde bombalar patlıyor.

Ve ABD karar veriyor:

DEAŞ bitecek.” 

NATO açıklamaları, uluslararası terörle mücadele falan derken Türkiye DEAŞ’a karşı taşın altına elini koyuyor.

Yazının Devamını Oku

Bak bir varmış bir yokmuş... O güzel kız gerçekten varmış

Sınıf arkadaşı Nuran arayıp da “Hadi gel bu hafta sonu eski günlerdeki gibi sahile çıkalım. Yüzelim biraz” deyince...

İçini bir ateş basmıştı...

Ne güzel günlerdi.

Eşi Muhittin Bey’le ilk tanışmaları. Boğaz’da yaşanan o aşk dolu günler.



8.5 metrelik motorsuz kotralarıyla adalara doğru açılan yelkenler... Akdeniz’e inen ilk amatör denizciler...

Yazının Devamını Oku

Dikkat! ‘Ay ışığında soygun var’

Dr. Hakan Uysal, ABD’de çok önemli bir cerrah...

İzinleri ayarlıyor. Hasta randevularını organize ediyor. Önceden teknesini “daha güvenli” diye Adriyatik’ten Türkiye’ye gönderiyor.

Ve nihayet teknesiyle bir tatile çıkıyor. Ülkesinin güzelliklerini göstermek için aynı hastanede çalıştığı 3 Amerikalı doktor arkadaşını da davet ediyor.

Davet eden de Ceyhun Zincirkıran...

Ceyhun denizci büyüğümüz, komodorumuz, gazeteci olarak da duayenimiz Necati Zincirkıran’ın oğlu... Çok şey öğrendik Sadun Boro’nun can dostu Necati Abi’den. Hâlâ öğreniyoruz. Ceyhun da babadan oğula bir denizci... İşadamı...

Dr. Hakan, ABD’de aynı hastanede çalıştığı üç doktor arkadaşıyla birlikte teknesine geliyor...

Türkiye’nin güney kıyılarını görecekler... Efsane medeniyetleri, Likya yollarını gezecekler...

Bodrum’dan yelkeni açıyorlar. Didim ve Deveburnu’ndan sonra dünyanın sayılı tarihi limanlarından Knidos’a geliyorlar.

Knidos milattan önceye dayanan bir medeniyet limanıdır...

Yazının Devamını Oku

İşte o şımarıklığın belgesi

Önceki gün AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’le konuşurken çok önemli bir detay dikkatimi çekiyor...

Bu detay, AB’yi arkasına alma sevdasıyla Türkiye’yi Mavi Vatan’ından kovmak gibi bir gaflete kapılan Yunanistan’ın her şartta nasıl bir şımarıklık içinde olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Ömer Çelik’le konuşurken bir ara soruyorum:

Doğu Akdeniz’de herkesin tatmin olacağı bir çözüm üretilemiyor mu? Yani Türkiye’nin de Yunanistan’ın da haklarının korunacağı bir çözüm?”

İşte Çelik’in cevabı:

Biz aslında onlara en makul teklifi yaptık. Dedik ki, ‘Kıbrıs adasının etrafındaki zenginliklerin hakça dağılımı için bir mekanizma kuralım. Ada halkları bu mekanizma sayesinde gelirleri ortak olarak paylaşsın. Kıbrıs’ta bir ortak devlet kurulana kadar bu böyle gitsin. Sonra zaten o mekanizma gelişir’.”

“Tamam. Gayet makul. Peki ne cevap verdiler?”

Çelik: 

Yazının Devamını Oku

Hayal kurmaya inanır mısınız? Muhammet’in hikâyesine bakın

Güneş batarken koyunları ağıla soktu. Sonra eve...

Annesi Mukaddes Hanım’ın yaptığı buğday çorbasının kokusu yayılmıştı. Elini yüzünü yıkadı. 

Babası “Muhammet!” dedi.

Buyur baba...”

Gel oğlum yanıma...

Bir gariplik vardı. Gitti babasının yanına...


Yazının Devamını Oku

30 Ağustos işte bu fotoğraftır

Yunus ve kardeşi Argeş, her gün olduğu gibi boş vakitlerinde yine çöp merkezine gittiler.

Topladıkları kâğıt ve plastikleri satıyor, aile bütçesine katkıda bulunuyorlardı...

İkisi de ortaokulda okuduğu için ancak okul sonrası gidebiliyorlardı. Okular açık olmadığı için uzun zaman çöp merkezinde kalabiliyorlardı.

Önceki gün iki kardeş yine çöp merkezine gittiler. Tam kâğıtları alıyorlardı ki...

Yunus bağırdı: 

Argeş, şu kırmızı şeye bakar mısın? Bizim bayrak değil mi bu ya?”

Argeş eğilip uzanır:

Vallahi öyle... Üzerindeki çöplerden anlaşılmıyor ama...”

Yunus

Yazının Devamını Oku

O şirketin yönetiminde miyim? İşte en açık cevabı

Çarşamba sabah bir mesaj aldım.

Sözcü gazetesi muhabiri yazmış:

Fatih Bey, MUÇEV yönetiminde olduğunuz söyleniyor. Bu konuda haber trafiği arttı. Bir açıklama yapar mısınız?”

Kibarca bir mesaj...

Allah Allah” dedim, “Palavra haber yine piyasaya sürülmüş sanırım...”

Baktım. Gerçekten de Sözcü gazetesi “Sahiller parsel parsel tanıdık vakıflara veriliyor” başlığıyla haberi yayınlamış. 

Sonra da sahilleri “parsel parsel” alan şirketin yönetim kurulunu yazmış...

Baktım, yönetim kurulunda ben de varım...

Tabii bunu okuyan birçok okurumdan mesaj geldi:

Yazının Devamını Oku

Berat Albayrak: ‘Haberi aldığım an...’

Dün “büyük müjde”nin mimarlarından Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a sordum:

“O haberi aldığınız an ne hissettiniz?”

Berat Bey’in sesinde tarihi bir zaferin dalgaları vardı:

“O an sadece şükrettim. Bir milletin geleceği için, çocuklarımızın geleceği için muazzam bir keşiftir bu. Çok şükür...”

Ve sonra devam etti:

“Düşünün ki bu milletin her yıl üzerine gelen 40 milyar dolarlık yük artık kalkıyor. Bu müthiş bir şey... Bağımsızlığımız için, geleceğimiz için tarihi bir gelişme. Türkiye artık büyükler ligine yükselmiştir. Yıllarca yabancı enerji şirketlerinin sondajlarına bakan bir Türkiye, artık kendi yerli ve milli sondajlarını yapmaktadır. Sonuç da işte böyle müjdeyle ortaya çıkmıştır.”

Berat Bey’in sesinde kutsal bir görevi yerine getirmiş bir kişinin mutluluk, heyecan ve huzuru vardı...

İşte o huzurla dedi ki:

Yazının Devamını Oku

Tarihi müjdenin kritik sorusu

Türkiye nihayet yıllardır elini kolunu bağlayan “enerji prangası”nı kırıyor.

Müjdeler olsun...

Karadeniz’de bulunan 320 milyar metreküplük doğalgaz rezervi, Türkiye’ye 8-10 yıl boyunca yetecek bir kaynaktır.

Elbette gerisi de geliyor...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği bu müjde karşısında milletçe gururlandık.

Burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor.

Dünya devi enerji şirketleri, Türkiye adına yıllarca Karadeniz’de doğalgaz ve petrol aradılar. Kendi gemileri ve personelleriyle arama yapan bu şirketler, araştırma sonucunda doğalgaz bulamayıp, 5-10 sayfalık raporlar bırakıp gittiler.

O tarihlerde biz hep soruyorduk:

Yazının Devamını Oku

O gece ne değişti de Yunanistan son dakika sözünden döndü?

Çarşamba akşamüzeri... 

Türk Dışişleri yetkilisi:

 “Evet, yaptığımız değişiklikler sonunda bu metne tamam diyoruz.”

Yunan yetkili:

Biz de tamam diyoruz.

Bu sözlerle Doğu Akdeniz krizinde her şey yoluna girmek üzereydi.

Türk ve Yunan Dışişleri görüşmüş, bir ortak noktada anlaşmıştı.

İki ülke arasında bir süre önce dondurulan görüşmeler yeniden başlayacaktı. 

Karar verilmişti:

Yazının Devamını Oku

130 yıllık Van Gölü canavarı

İster inan ister inanma...

İster gül, ister ciddiye al...

Ama tam 130 yıldır Van Gölü’nde süren bir efsane bu.

Bundan tam 131 yıl önce.

2’nci Abdülhamid dönemi..

Saadet gazetesinin  29 Nisan 1889 günkü manşeti: 

Bitlis merkez sancağına bağlı Hizan kazası ahalisinden 3 kişi, yolculuğa çıkıp, Bulanık tarafına giderken yol güzergâhı olması nedeniyle Van Denizi’nin Tatvan Ahlat arası sahillerine tesadüf eder. Bunlardan birisi namaz kılmak için deniz kenarında bir yerde abdestini almaya başlar. Sıra ayaklarına gelip yıkamak için azıcık denize girer girmez deniz hayvanlarından biri derhal ayağına sarılıp kendisini denize çekmeye, bu ise bütün kuvvetiyle dışarı çıkmaya çabalar.”29 Nisan 1889 Saadet gazetesinde yayınlanan temsili bir çizim

Olay hemen yayılır. Ve rivayet odur ki. Saraya kadar uzanır.

O dönem “sansasyonel gazetecilik” ya da “tabloid” ne kadar var bilmem.

Yazının Devamını Oku