GeriFatih ÇEKİRGE Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Ankara 28 yıldır onu bekliyordu. Türkiye onu özlüyordu. Nihayet başlıyor...

ANKARA’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çok yakında programını açıklıyor. Hem de muhteşem yeni salonunda.

Bu haberi alınca nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Çünkü CSO, gençlik yıllarımızın, aşklarımızın, heyecanlarımızın çoksesli tarihidir.

Bunu en iyi kim bilir?

Mesela akşamları CSO’dan gelen sanatçılarla oturduğumuz Replik Bar’da Selçuk Yöntem bilir. Selçuk o zaman da sahiciydi şimdi de öyle. 

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

O zaman da kahkahaları şahdamarından atardık. 

Sonra...

Tuna Ötenel’in efsane grubunda ara sıra istek üzerine çalan Bilgehan bilirdi... Bilgehan dinleyenlere kemanıyla cazın bütün loş koridorlarını gezdirirdi. Bilgehan kim anlatacağım... Ama şimdi önce yeni binasıyla CSO’ya hoş geldin diyorum... O günlerden hafızalarımıza adları birer nota gibi yazılanlar var.

Hikmet Şimşek, Gürer Aykal ve Rengim Gökmen...

Şu siyah-beyaz fotoğrafa bakar mısınız?

Genç şef Hikmet Şimşek... Ve genç yetenek Suna Kan...

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Ne çok şey anlatıyor bu fotoğraf...

Ömürlerini çoksesli müziğe, klasik müziğe vermiş.. O müziği halka sevdirmek için inanılmaz enerji harcamış insanlar...

İlkokulda müzik dersinde bize ilk kez Saint Saens’in “Hayvanlar Karnavalı”nı dinleten Naciye İçelli hocamızı unutur muyum?

Belki de ilk kez kulağımıza çoksesli müzik tınısı giriyordu. Şimdi ilkokullarda böyle müzik dersleri var mı bilemiyorum.

HER CUMARTESİ SAAT 11.00

CSO’nun yeni binasında konserlere başlayacağını duyunca gençlik yıllarımıza gittim. Her cumartesi saat 11.00’de sevgili dostum Bülent Germen’le merdivenlerinde konser saatini beklediğimiz o CSO yılları... Bülent tam bir müzik tutkunudur.

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Az sonra Bülent’in bu tutkusunun Birgül’le birlikte nasıl güzel bir sonuca dönüştüğünü göreceğiz...

1828’DE KURULDUĞUNDA...

Cumhurbaşkanlığı o kadar güzel bir CSO sitesi hazırlamış ki...

Üzerinde “1828’den beri” yazan bir CSO...

Sultan 2’nci Mahmud’un müzik tutkusuyla başlayan o yolculuk... Düşünün...

2’nci Mahmud 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı lağvediyor.

Yerine işte ilk müzik okulu olan Musika-i Hümayûn’u kuruyor.

Şef olarak da İtalya’dan Giuseppe Donizetti’yi davet ediyor. 

Donizetti’ye öyle izzet ikram gösteriliyor ki, İtalyan şef İstanbul’a yerleşiyor.

RENGİM GÖKMEN’DEN YENİ SALON YORUMU

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

CSO’nun yeni binasında konserlere başlayacağını duyunca hemen Rengim Gökmen’i aradım. Bu salonun yaratılması için en büyük mücadeleyi vermiş birkaç kişiden birisi olan Rengim aynen şöyle dedi: “Bir orkestra için, bir şef için salonun önemi nedir? Tek kelimeyle evinizdir... Bu yeni salon Avrupa çapında modern konser salonları arasında harika bir noktadır.”

SALONUN İNŞASI 28 YIL SÜRDÜ

CSO’nun yeni binasının inşaatına 1995’te başlandı.

Düşünün 28 yıl boyunca inşaat bir türlü bitmedi.

Mimar Semra Uygur bu inanılmaz gecikmenin nedenini şöyle özetliyor: “Hep bürokrasiye takıldık. Muazzam yatırımlar yapıldı. Ama konser salonuna gelince öncelik alamadı.”

Semra Hanım’a sordum:

- Açılış konserine gittiğinizde ne hissettiniz. Sizin eseriniz bu...

Vallahi orasına burasına bakmaktan, eğrisini doğrusunu incelemekten konseri dinleyemedim.

Gerçekten de Semra Uygur’un, 35 yaşında başladığı proje 65 yaşına kadar bitmemiş.

Gülerek şöyle diyor: “Çocuklarımız bu projeyle büyüdü...”

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

PEKİ NASIL HIZLANDI

Bu sorunun cevabını Rengim Gökmen şöyle veriyor:

“Bir gün Külliye’de konser var. Ben yönetiyorum. Güher-Süher Pekinel’ler var. Konser bitti tam soyunma odasındayım. Haber geldi. ‘Sayın Cumhurbaşkanı sizi bekliyor...’

Hemen frakımı tekrar giydim. Gittim. Sayın Cumhurbaşkanı ‘Söylemek istediğiniz bir şey var mı’ diye sordu... 

Dedik ki: ‘Sayın Cumhurbaşkanım bir kadro sorunumuz var bir de bitmeyen konser salonu... Kültür Turizm Bakanımız da oradaydı. Cumhurbaşkanı o anda talimat verdi... Böylece çözüldü mesele...”

Kültür Turizm Bakanı Mehmet Ersoy da müthiş bir performans ortaya koymuş. Böylece tamamlanmış salon...

BİLGEHAN VE KUMSAL

Yazının başında iki isimden söz etmiştim... Bilgehan ve Bülent Germen... Bülent’le CSO konserlerine gittiğimiz günleri hatırlamıştım. Bilgehan’ın da zaman zaman Tuna’nın grubunda ısrar üzerine çaldığı keman... Evet arkadaşlar...  Gençlik yıllarımdan gelen bu iki isimden Bilgehan Erten... Bugün CSO’nun birinci kemanıdır...

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Ve Kumsal...  Kumsal da CSO kadrosunda trombon çalıyor.. Kumsal ise gençlik yıllarımızda birlikte CSO konserlerine gittiğimiz müzik tutkunu arkadaşım Bülent Germen’in kızıdır...

İşte böyle arkadaşlar... Kuşaklardan kuşaklara, CSO’dan bir kısa tarih...

GENÇLER MUTLAKA GİDİN O KONSERLERE

Evet CSO muhteşem binasında konserlere başlıyor. İlk fırsatta o konserlere gideceğim. Ve gençlere ayrıca diyorum ki... Lütfen o konserlere gidin. Belki bizim gibi merdivenlerinde beklemezsiniz. Ama akustiği muhteşem bir salonda... Spotify olmadan da müziği dinlersiniz. 

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Muhteşem salonun tüm detaylarını “www.cso.gov.tr” adresinden bulabilirsiniz.

X

Frank Sinatra bu New York’u görse...

O parlayan şehir... O ışıltılı caddeler... Hollywood filmlerinin o efsane dekoru... Gökdelenlerin teras katlarından gökyüzüne doğru uzanan rengârenk manzara...

1. Önlerinde bitmeyen kuyrukların olduğu dev vitrinler gitmiş... Evet...

Frank Sinatra eğer bu New York’u görüyorsa; mezarında ters dönüyordur...

New York’un ışıltısı solmuş...



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la gittiğimiz New York’ta karşılaştığım gerçek buydu...

Yazının Devamını Oku

29 Eylül baş başa buluşması

Bugün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York’ta yaptığı açıklamaların bir başka boyutunu ele alıyorum...

Yani...

Cumhurbaşkanı’nın, “Biden dürüst davranmıyor” diyerek Türkiye-ABD ilişkilerindeki olumsuz tabloyu doğrudan ortaya koyduğunu hatırlarsak...

Erdoğan’ın, “Bush’la, Obama’yla, Trump’la iyi çalıştık ama Biden’la iyi başladık diyemem” sözünü düşünürsek...

Özetle:



Yazının Devamını Oku

ABD ne yazık ki bize dürüst davranmıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığımız BM Genel Kurul ziyaretinin son günü, çok önemli bir basın toplantısıyla bitti. Toplantı 170 metre yüksekliğindeki Türkevi’nde yapıldı. Cumhurbaşkanı özellikle ABD ile ilişkiler açısından dönüm noktası diyebileceğim mesajlar verdi. Üstelik iyi niyetli, haklıdan, dostluktan ve hukuktan yana ama uyarı dolu mesajlar. Sanıyorum ABD yönetimine doğrudan giden bu mesajlar Washington’da çok ciddi yankı yaratacaktır. Başlıklar halinde gidersek...

İLİŞKİLER SAĞLIKLI DEĞİL

Türk-Amerikan ilişkilerinde sağlıklı bir sürecin işlediğini doğrusu söyleyemem. Niye? F-35’leri aldık, 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık ve bu F-35’ler bize teslim edilmedi. Amerika önce bunu bir defa halletmeli. Bize S-400 konusunu bahane edip F-35’leri vermemek her şeyden önce bir defa devletler arası ilişkilerde ne diplomasi noktasında ne de münasebetler noktasında bir kimlik ortaya koymadır. Amerika’nın önce bunu bir defa düzeltmesi lazım.

S-400’DEN GERİ ADIM YOK

Tabii uluslararası hukuka dayalı olarak ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Bize sürekli S-400’ü dayatmalarını bir defa bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bizim için S-400 işi bitmiştir. Buradan geri adım atmamız da mümkün değil. Amerika’nın bunu uluslararası diplomaside, ilişkilerde doğru bir yere oturtması gerekir. Ama şu ana kadar bunu oturtamadılar.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’nin F-35’ler için ödediği 1 milyar doları hatırlatması ve ardından uluslararası hukuka vurgu yapması çok önemli bir ayrıntı. Elbette gerekirse Türkiye ödediği paranın hukuken peşine düşecektir. Nitekim bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı bir uyarı daha yapıyor:

“Biz Türkiye olarak dürüst davranıyoruz, duruşumuz dürüsttür ama Amerika maalesef dürüst davranmadı, davranmıyor. Bizim şu anda Amerika ile zaten 20 milyar dolar civarında bir ticaret hacmimiz var. Bu ticaret hacmimizin artmasını biz arzu ediyoruz, ederiz de… Savunma sanayiine yönelik de biz adımlarımızı atıyoruz ve atmaya da devam edeceğiz.”

ESKİ TÜRKİYE YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bunları söylerken ABD’nin Türkiye ile geçmişte kurduğu ilişki modelinin de artık yürümeyeceğini açıkça vurguluyor. Yani “ben verirsem alırsın, vermezsem beklersin” sözünü kabul edecek bir eski Türkiye yok. İşte Cumhurbaşkanı’nın bu gerçeği vurgulayan sözleri:

Yazının Devamını Oku

New York’ta Afrika için bir ışık parladı

Kitabın daha ilk sayfasında parlıyor ışık...

Mevlana’dan bir söz:

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez...”

Emine Erdoğan’ın “Afrika Seyahatlerim” kitabından gelen bu sözün sahibi, kalp ve gönül ustası Mevlana, acaba yüzlerce yıl sonra New York’ta bir Türkevi’nde dünyaya barış ve sevgi mesajı olarak parlayacağını düşünmüş müdür?

Emine Hanım kitabı neden yazdığını anlatırken, rengârenk giysileriyle Afrika’nın değişik ülkelerinden gelen First Lady’lerin yüzündeki mutluluk ve heyecan aslında bu sorunun da cevabı oldu...

Evet, dün New York’taki Türkevi’nde Emine Erdoğan’ın kitabı için yapılan tanıtım toplantısına katıldım.

İnsanlığın ’Acılı coğrafyası’ndan gelen anılar gerçekten etkileyiciydi.

Törenden sonra bir kenara çekildim, 180 sayfalık kitabı bir çırpıda okudum.

Cezayir’den Senegal’e kadar olan gezilerden tutulmuş notlar.

Yazının Devamını Oku

New York’ta gökyüzüne yükselen bir Türkevi

New York’a indiğimiz gece 45’inci ve 46’ncı caddenin kesiştiği United Plaza’nın karşısında yükselen o Türkevi’ne gidiyorum. 40 bin metrekareye oturan gökdelen tümüyle tamamlanmış. Her şey hazır. Aslında New York’ta gece olmuyor. Gökdelenler öylesine aydınlatıyor ki çevreyi. Neonlar, parlak ışıklar, dev reklam panoları... Ve gökdelenlerin gövdelerinden yansıtılan ışıklar... Bizim Türkevi’nin 170 metrelik gövdesi de gece işte öyle parlıyor. Gurur duyacağımız bir bina inşa edilmiş.

Dün New York’un kalbinde yükselen bir Türkevi açıldı.

171 metrelik bir gökdelen.

Türkiye’nin dünyada bayrağını diktiği en yüksek bina...



Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Uzra’nın çığlık gibi mesajı: ‘Ne olur bizi yalnız bırakmayın’

Uzra’nın internet üzerinden Türkiye’deki kadınlara yaptığı çağrı tam bir çığlıktır...

Düşünsenize:

Kızınız, eşiniz ya da kız kardeşiniz oturduğu evden çıkamıyor.

İşe gidemiyor.

Yasak.

Dışarıda Taliban...

Dışarıda ölüm korkusu...

Afganistan’da evinden çıkamayan 27 yaşındaki Uzra Hussaini’nin şu çağrısına bakar mısınız:

“Kabil’den sizinle irtibattayım. Ben Taliban rejiminden önce devlet memuruydum. Taliban rejiminden sonra artık işe gidemiyorum, evdeyim. Geçen hafta tüm dünya gördü, Kabil’deki kadınlar ve protestocular Taliban’ın şiddetine maruz kaldı. Bizi yok edemezsiniz. Türkiye’den ve kadınlarından ricamız var. Bizimle beraber kalmanızı istiyoruz. Bugünlerde bizi yalnız bırakmayınız.”

Yazının Devamını Oku

Başkan’ın donduğu an

BM Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır’la 1 yıllık görev süresini konuştum

1. Siz bu satırları okurken, ben Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve heyetiyle birlikte New York’a BM Genel Kurulu’na uçuyor olacağım... Sevgili dostum Büyükelçi Volkan Bozkır’ın 1 yıldır sürdürdüğü BM Genel Kurul Başkanlığı da doldu... Dünyanın acılarla dolu geçen bu yılında acaba neler yaşamıştı? İşte cevabı:

Aslında ben de bu fotoğrafı görünce donup kaldım. Şu küçük kızın bakışını görüyor musunuz?

Burası Myanmar’daki zulümden kaçan 1.5 milyon Müslüman’ın Bangladeş sınırında kaldığı kamp...

Dünyanın en büyük mülteci kampı... Cox’s Bazar... Ve işte BM Genel Kurul Başkanı Büyükelçi Volkan Bozkır orayı gezerken rastlıyor bu küçük kıza.

Yerel polis, sağlık nedenleri nedeniyle kampa pek sokmak istemiyor Bozkır’ı... Ama o ısrar ediyor. Ve gezmeye başlıyor...

Bu fotoğraf, işte o andan kalıyor bize...

Bu, o küçük kız çocuğunun BM Genel Kurul Başkanı Bozkır’a değil... İnsanlığa bakışıdır aslında...

Yazının Devamını Oku

'İşte böyle atarım kepimi havaya'

Bu yazı bütün otizmli çocukların anne ve babalarına ithaf edilmiştir...

yaşındaki Emir’in annesi Merve, doktorun ilk teşhisini duyunca ne yapacağını bilemedi.

Yıkılmıştı... Baba Osman üzgün...

Otizm bu...



Ne yapsınlar...

Yazının Devamını Oku

Ankara’dan umut veren bir söz: ‘Artık mühendislik ihraç ediyoruz'

Dün bir video izledim.

Mersin’den.

Tarlada bir kadın konuşuyor. Bağ bahçe arasından... Yanında topladığı çileklerin tahtadan kasası...

Diyor ki:

Öyle zorluk çekiyoruz ki... Meyvemizi sebzemizi gönderiyoruz. Yol öyle kötü ki... Zamanında yetişmiyor. Buruşuk çilekler gönderilir mi? Kışın buzlanmada arabalarımız devriliyor. İnşallah bu tünelimiz bitince virajlarımız da kaybolacak. Rahatlayacağız.”

Daha neler söylüyorlar bilseniz...

İzlerken o sarp dağlara baktım. Kuş uçmaz zirvelere baktım. 

Düşünsenize, yıllardır, aylardır bizim çocuklar, işçiler, mühendisler dağları sabırla deliyor.

Karavanlarda, soba ateşinde geçen geceler...

Yazının Devamını Oku

Seçimlere iki hafta kala kıran kırana

Bu pazar size Hürriyet Avrupa’nın 2013 yılının ocak ayında attığı bir manşeti hatırlatıyorum...

1. O dönem Hürriyet’in Almanya Temsilcisi Celal Özcan, Hamburg temsilcimiz Kemal Doğan ve ben, Hamburg Eyalet Başbakanı Olaf Scholz’u ziyaret etmiştik.



Çünkü Başbakan Scholz önemli bir karar almıştı.

Müslümanlara dini bayramları resmi tatil hakkı olarak tanıyordu.

Avrupa’da bir ilkti bu...

Yazının Devamını Oku

Vatandaşa davası için makul süre belgesi

Adalet Bakanı Gül, yargıda sessiz devrimin en önemli ilk adımını şöyle açıkladı:

MÜJDE:  Adalet Bakanı Abdülhamit Gül yeni adli yılla birlikte çok önemli bir müjde veriyor: “Diyelim ki, vatandaş savcıya gitti, bir konuda şikâyetçi oldu. Savcı şikâyetin konusuna bakacak. Ve vatandaşa, ‘Senin bu şikâyetin şu kadar günde sonuçlanacak’ diye bir belge verecek. İşte bu makul süre belgesi. Vatandaş bilecek ki şu kadar günde sonuç alacak...”

NASIL İŞLEYECEK:  Bakan Gül şöyle anlatıyor: “Vatandaşın isteği şudur. Karar adil olsun ve makul sürede sonuçlansın. İşte savcılar, hâkimler, avukatlar, uzmanlar oturduk buna kafa yorduk. Ve her konuya göre makul süreler belirlendi. Ve bu süreler sisteme işlendi. Eğer bir gecikme olursa sistem alarm verecek.”




Yazının Devamını Oku

Onlar için o kadar çok korkuyorum ki

Dün Hürriyet’in manşetinde görünce gözlerim doldu.

Bizim yazı işlerini kutluyorum, “50 cesur kadın” manşeti dünya çapında bir sestir.

Keşke internette bütün dillerden yayınlansa.

Keşke dünya kadın örgütleri bir hat oluştursa.

Keşke BM bir komisyon kursa.

O “cesur kadınları” düşünün.

En temel hakları için harekete geçtiler.

Taliban gibi kadını “kölenin bile altında gören” o zihniyete karşı..

Yazının Devamını Oku

Jandarma katilleri arıyor... Peki carettaları kim öldürdü

Gece yarısına doğru saat 23.35...

1. Plajın ortasında... Stefan bağırıyor:

“Stop... Stop... Stoppp”

Ardından Seher...

“Durun... Durun gitmeyin. Ne işiniz var burada?..

ATV’deki adam bir süre öylece boş boş bakıyor...

Sonra ATV’yi Stefan’ın üzerine sürerek oradan uzaklaşıyor...

Stefan acı içinde yere yığılıyor. Sonra ambülans. Jandarma.

Evet arkadaşlar burası Manavgat...

Yazının Devamını Oku

İşte kamplaşmayı bitirecek o bakış

En çok yakındığımız şey:

- Kamplaşma...

En çok korktuğumuz şey:

- Trolleşme...

En çok üzüldüğümüz şey:

- Birinin ötekini dinlememesi.

En çok sıkıntısını çektiğimiz şey:

- Fikirler üzerinden değil, semboller üzerinden tartışmak...

Televizyonlarda ve gazete köşelerinde, açık oturumlarda, dost sohbetlerinde hep aynı şeyi söylüyoruz:

Yazının Devamını Oku

Başkomutan’ın ağzından cephedeki ibret sahnesi

Bu 30 Ağustos zaferler ayında, bu topraklarda gözü olanlara ibret olsun diye Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Meclisi’nde anlattığı bir sahneyi aktarıyorum...

Bir ibret ve bir dehşet sahnesi...

Ama önce zaferler ayı...

950 yıl önce Sultan Alparslan’ın yiğitleriyle Malazgirt’ten açtığı Anadolu kapısı;

Mustafa Kemal’in önderliğinde Millet Meclisi’nin ordusuyla ve bir milletin top yekün taarruzuyla vatan olmuştur...

Bu nedenle ağustos bu millet için zaferler ayıdır...

Kutlu olsun...

AHLAT: Ahlat’ta bulunan mezar taşlarının anlamı büyüktür. Daha haberi duyduğum ilk gün “İşte” dedim. “Anadolu’nun kitabeleri...”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deyişiyle

Yazının Devamını Oku

Yaylanın Sultanları için bir saha lütfen

Elanur sabah uyanır uyanmaz, Sevim’e gitti.

1. Sevim ve Serpil de yaylaya çıkmaya hazırlanıyordu...

Elanur hemen söze girdi:

“Kızlar bir fikrim var. Şu bizim Filenin Sultanları var ya...”

Sevim: “Evet. Nasıl güzel oynuyorlar. Hayranım ben...”

Serpil: “Vallahi ben de. Bayılıyorum. Heyecandan ölüyorum.”

 

Elanur bu defa daha bir heyecanla:

Yazının Devamını Oku

Hayvana zulümden milyarlar kazanıyorlar

Raporu okuyunca tüylerim diken diken oldu. Nefret ettim...

HAYVANLAR için oluşturulan Asya Koalisyonu (AfA) önceki gün çok önemli bir rapor yayınladı...

Asya Koalisyonu dünyanın değişik ülkelerinden seçilen 22 hayvan hakları kuruluşundan oluşuyor... Bu nedenle yayınladığı rapor ayrıca değerli.



Raporun en çarpıcı bölümü ise Facebook, YouTube, Tiktok gibi sosyal medya devlerinin “hayvanlara zulüm yapan” videolardan kazandıkları paralar.

Evet yanlış okumadınız.

Yazının Devamını Oku

Milli Savunma Bakanlığı’ndan dünya başkentlerine gönderilen 9 fotoğrafın mesajı

1) Günlerdir dünya Kabil Havalimanı’nda yaşanan dehşet görüntülerini izliyordu.

Kan donduran insanlık dışı görüntüler.

Taliban korkusuyla ölümüne kaçan insanlar. Anneler, çocuklar.

Uçakların tekerlekleri arasına sıkışan...

Çıktığı uçak kanadında can veren, parçalanan insanlar.

Dünya ajanslarının geçtiği bu fotoğraflar, görüntüler, televizyonlardan yayınlandıkça insanlığın kanı donmuştu.

Dehşet içinde izliyorduk..

Ve herkesin ağzında şu söz:

“Bu nasıl bir adalet. Bu insanlara yardım edecek birisi yok mu? BM nerede? ABD nerede?”

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğrafları karşılaştırın bakın ne çıkıyor

Vietnam’a gittiğimde beni en etkileyen şey yeraltı tünelleriydi...

1. Vietnam askerleri ABD’nin devasa ordusunu bu tünellerle yenmişti...

Dağlar, ormanlar ve tüneller...

Tonlarca napalm bombasının döküldüğü, her yerin cayır cayır yakıldığı o topraklarda ancak yeraltı tünellerinde yaşayabilmişlerdi. Bizi gezdiren rehber tüneli gösterince şoka girmiştim.

“Nasıl yani buradan mı giriyorlardı?”

“Evet” demişti rehber “Buradan giriyorlardı tünele...”

Tünel deyince yanlış anlamayın.

Bir kovuk...

Yazının Devamını Oku

'Ben öldükten sonra mı sesim duyulacak?'

Sevil evleneli 3 ay olmuştu. Ve evdeki hayat giderek işkenceye dönüyordu...

İki aylık hamileydi. Ve şiddet başlamıştı.

Bir gece hırlayan bir ses:

“Defol bu evden. Eğer gelirsen seni kıtır kıtır keserim...”

Sevil böylece baba evine döndü. İyi bir işi vardı. Kendi hayatını kuracaktı.

Bir fabrikada muhasebeciydi.

Ama İ.K. bir türlü peşini bırakmıyordu.

Sürekli tehdit...

Kardeşine durumu anlattı...

Yazının Devamını Oku