GeriFatih ÇEKİRGE Sevgili gençler! İşte size ‘asla vazgeçmeyin’ diyen bir hikâye
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sevgili gençler! İşte size ‘asla vazgeçmeyin’ diyen bir hikâye

1- 1990’lı yıllar...

Sonunda asistan olarak sınavı geçmiş ve kabul edilmişti. 

Uzaktı ama olsun. Zordu ama olsun. Terörün merkeziydi ama olsun...

Antalya’dan Erzurum’a... Oradan otobüsle Van’a gidiyordu. 

Muradiye’den geçerken otobüsün camından gördüğü şeye inanamadı...

Bendimahi Deresi’nin döküldüğü Van Gölü kıyısında Karadeniz’in koca “gırgır teknesi” ağ çekiyor... Kıyıya doğru sıralanmış kamyonların kasasına ağlardan tonlarca balık boşalıyordu.

Sevgili gençler İşte size ‘asla vazgeçmeyin’ diyen bir hikâye

Şaşkındı. Gördüğü her şey, üniversitede okuduğu su ürünleri bilimine göre imkânsızdı.

Van Gölü gibi tuzlu sodalı bir gölde balık nasıl olabilirdi?

Ve Karadeniz’deki “hamsi gırgırı”nın bir içdenizde ne işi vardı? Yasaktı.

Evet arkadaşlar...

Bu pazar, dünyada yalnızca Van Gölü’nde bulunan ve yaklaşık 600 bin yıldır burada yaşayan İnci kefalinin “kurtarıcı babası” Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın hikâyesini dinleyeceğiz.

Mustafa Hoca’yla uzun bir konuşma yaptık. Keşke her satırını buraya alabilsem.

En azından gençler için şu sözüyle başlamalıyım:

İnci kefali girdiği yoldan asla dönmez. Asla vazgeçmez. Siz de asla hayallerinizden vazgeçmeyin...” 

Mustafa Hoca, genç bir asistan olarak çıktığı bu yolda inanılmaz şeyler yaşadı.

Ama tıpkı bir İnci kefali gibi o da yılmadı...

Sonunda projelerini geri çeviren, sürekli olarak “bırak bu inci kefalini” diye uyarıp kapıyı gösteren ve projelerini geri çeviren üniversitede su ürünleri fakültesini kurdu ve o fakülteye dekan oldu...

Oldu ama neler çekti. Devletle karşı karşıya geldi... Mahkemelik oldu. Üniversiteyle çatıştı. Kaçak balıkçılarla uğraştı...

Gelin onun şu sözleriyle başlayalım hikâyeye...

2- “İNCİ kefali dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan endemik bir balık türü. Yaşamını Van Gölü’nün tuzlu sodalı sularında geçiriyor. Ama gölün suları üremesine uygun olmadığı için bahar aylarında büyük sürüler halinde akarsulara doğru göç ediyor. Bu öyle bir göç ki... Haziran başı gibi gelincikler açtığında, Van Gölü’nün çevresindeki tüm dereler, akıntının tersine giden balıklarla doluyor... Bu balık göçe başladığında beslenmiyor, yem almıyor. Göçü tamamlayana kadar inanılmaz zahmetlere katlanıyor. Önüne geçen şelaleleri atlayarak zıplayarak bazen uçarak geçmeye çalışıyor... Bu esnada önüne çıkan doğal ve doğal olmayan düşmanlarla mücadele ediyor. İşte benim hayatımla balığın hayatının karıştığı yer de tam burada başlıyor.”

3- KASALARDAN SIZAN UTANÇ RENGİ

Sevgili gençler İşte size ‘asla vazgeçmeyin’ diyen bir hikâye


Asistan Mustafa kafasındaki bu sorularla Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü’ne başladı. Daha şehre çıktığı an Valilik önündeki Beşyol Meydanı’yla Tekel arasında yine o kamyonları gördü. Üç tekerlekli bisikletler, kamyonlardan kasalarla balık alıyor, kamyon kasalarından balık yumurtaları yollara sızıyordu. Genç asistanın deyişiyle, “kamyon kasalarından sızan balık yumurtaları yollarda kıpkırmızı utanç izleri” bırakıyordu...

Yanındaki arkadaşına sordu:

- Nedir bu böyle!

- İnci kefali üreme mevsimi bu ay, böyle avlanır ve kamyonlarla satılır.

Üreme çağında vahşice avlanan inci kefalleri...

İşte o an kararını verdi. 

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan inci kefallerini kurtaracaktı ama nasıl...

İL TARIM MÜDÜRÜ: ‘EVLADIM SENİN BAŞINA BİR İŞ GELMESİN’

Doktora tezi “İnci kefali” üzerine olacaktı. O ana kadar bu konuda bilimsel bir yayın yoktu. Tezini yazmak için önce göl kenarındaki köylere gitti. Ve tabii kaçak avcılarla tanıştı... Bundan sonrasını hoca şöyle anlatıyor:

Baktım, devlet inci kefalinin üreme için yöneldiği dere ağızlarını kiraya vermiş. Kooperatifler kurulmuş, üreme mevsiminde vahşice avlanıyorlar. Böyle bir düzen... Ve görüyorum ki, bu düzenle inci kefalinin nesli tükenecek. Çünkü her yıl balığın boyu küçülüyor. Bunları gözümle görüyorum. Çünkü toplam 15 bin ton balık avlanıyor. Bunun 10 bin tonu yumurtasıyla avlanıyor. Yaptığım hesaplar gösteriyor ki, bu balık yok oluşa doğru gidiyor.”

- Peki balığı kurtarmak için girişimlerinize nasıl başladınız?

- Bir alternatif balıkçılık yöntemi geliştirdim. Ve önce devlete gittim. Tarım müdürüne gidiyorum. Bölüm başkanına gidiyorum. Dekana, rektöre gidiyorum. Valiye gidiyorum. Derdimi tezimi anlatıyorum...

- Peki sonuç?

BALIK AĞLARI VE BALIK ‘AĞA’LARI

Hoca bu soruma gülerek cevap veriyor:

- Sonuç şöyle oldu. Devletin eliyle olmayacağını acı bir tecrübeyle öğrendim. Vali, polis, jandarma “Hocam biz zaten terörle boğuşuyoruz. Bir de balığı çıkartma” dediler... İl Tarım Müdürü babacan bir adamdı. Bana şöyle dedi: “Evladım sen daha çok gençsin. Buraları bilmiyorsun. Bak sonra başına kötü bir şey gelmesin...” Sonra asıl gerçeği anladım. Meğerse balık avlanan dere ağızları kiraya verildiği için ağalık oluşmuş... Üreme mevsiminde Karadeniz’den gırgır tekneleri getirmişler... 

‘DEVLET OLMAYINCA KAÇAKÇILARA GİTTİM’

Asistan Mustafa Sarı üniversiteden de olumsuz cevap alınca bu defa şöyle diyor:

- Baktım ki ne devletten ne de üniversiteden hayır var... Ben de kaçak avcılara gittim. Onlarla bir anlaşma yaptım.

- Nasıl bir anlaşma?

- Kaçakçılara dedim ki: “Gelin iki yıl hiç yasaksız avlanın. Para kazanın ama sonra av yasağına uyun... El yazımla anlaşmayı yazdık imzaladık. Tarım İl Müdürlüğü’ne dilekçeyi verdim...

- Sonuç?

‘ORTADA KALDIM’

Hoca yine güldü. 

- İnci kefalinin neslini kurtarmak için çırpınan beni, bu defa bakanlık inci kefalinin neslini tüketme suçuyla mahkemeye verdi. Kaçak balıkçılar da “Hocam sen bizi kandırdın” diye suçladılar. Ortada kaldık mı yine.

MURADİYE KAYMAKAMI IŞIĞI YAKIYOR

Mustafa Hoca anlıyor ki... Ne devlete küsmek doğru, ne de kaçakçılarla anlaşmak. İşte tam bu sırada Muradiye Kaymakamı Mehmet Emin Bilmez’le tanışıyor. Kaymakam Bilmez, Mustafa Hoca’ya şöyle diyor: - Bak Hocam bu böyle olmaz. Ben geçen gün bir köye gittim. Orada bir köylüye sordum. Kaç çocuğun var. Uzun uzun düşündü, düşündü, saydı saydı, sonunda 44 dedi. Peki kaç koyunun var, dedim. Hiç düşünmeden 234 dedi. Sen böyle bak bu olaya...

İşte o an Hoca karar veriyor...

Köylülere gidip hayatlarını sürdürdükleri koyunları kaybedeceklerini anlatacak... 

Sonrasını  şöyle özetliyor:

- Kaymakamın o lafı bana ışık oldu. Elimde bir bilgisayar, başladım gölün çevresini dolaşmaya. Van Gölü çevresi 430 kilometre. Ben geziyorum. Köylülere diyorum ki “Siz bu gölde kendi bindiğiniz dalı kesiyorsunuz. Koyunlarınızı kaybedeceksiniz” deyince tepki geliyor...”

VE KADINLAR SON NOKTAYI KOYDU…
4- KAYIĞI TERS ÇEVİRİP TEZEKLE KAPLIYOR

- Anlatmak lazım. Ama öyle bilimsel, ekolojik laflarla değil... Ve işte o noktada kadınlara gittik. Bizim öğrenci kızlarımız kaçak balık avlayan köylerde toplantılara başladı. Camilerde, muhtarlıklarda, köy evlerinde toplantılar yaptık. Bizim kızlar anlatıyor. Doğru beslenme nedir, ishal nasıl engellenir. Sonuncu slaytta ise hep inci kefali var. İnci kefali üremeye geliyor, diye anlatıldı. Biz 8 köy hesaplamıştık. O kadar ilgi oldu ki, 24 köyde bu eğitimi gerçekleştirdik... Ve son noktayı kadınlar koydu...

TEZEK VE KAYIK

Sevgili gençler İşte size ‘asla vazgeçmeyin’ diyen bir hikâye

Mustafa Hoca sonradan ikna olan bir kaçak avcı köyüne gider... Bir bakar ki bir balıkçı kayığı ters çevrilmiş, üzerine tezek yığılmış... Anlar ki, evin kadını, kocası ve oğlu kaçak balığa gitmesin diye kayığı ters çevirip üzerini tezek kaplamış. Tezek çok değerli. O nedenle öylece kalmış... Bu kayık inci kefalinin kurtuluşunda kadınların başarısının sembolü oldu.

5- DÖNEMİN VALİSİ: ‘BALIĞI BIRAK KEDİYLE UĞRAŞ’

Köylüler yeni gelen valiye gidiyorlar:

- Sayın valim suyumuz yok...

Siz bize balık avını serbest yapın. Biz suyumuzu getirelim.

- Kim yasakladı bunu... 

- Mustafa Sarı diye bir hoca var o yaptı...

- Tamam serbest yapıyorum...

Bu karardan sonra Vali, Mustafa Sarı’yı çağırtır:

- Hocam bu balıkla ilgili bir durum var. 

- Biliyorum sayın valim serbest bırakmışsınız ama olmaz ki... 

- Hocam sen bu İnci kefalini Van’ın simgesi olarak görmüşsün. Yahu bırak balığı. Bak Van kedisi var. O da bir simge... Gel sen kediyle uğraş...

- Sayın valim benim uzmanlık alanım su ürünleri...

- Yok yok sen bırak balığı, ben sana güveniyorum. Sen yaparsın.

6- UMUDUN VE AZMİN BAŞARISI

- Mustafa
Hoca sürekli olarak kapısından döndüğü üniversitede su ürünleri fakültesini kurup bölümün ilk dekanı oldu...

- O kamyon kasalarından utanç kırmızısının aktığı yerde şimdi İnci kefali heykeli var...

- 1.2 milyon dolar ciro yapan balıkçılar bugün 12 milyon dolar ciro yapıyorlar... 

- Atlayan İnci kefali Van emniyetinin simgesi oldu. Adına okullar açıldı. 

- Ve o günlerde Mustafa Hoca’ya dert ortağı olan Muradiye Kaymakamı Mehmet Emin Bilmez, şimdi Van Valisi oldu...

- Ve nesli tükenmekte olan İnci kefali yeniden eski günlerine döndü... Tam bu günlerde gelincikler arasında derelere doğru binlerce İnci kefali atlıyor...

X

‘Ağaç üzerinden siyaset yapanları ayıplıyorum’

Yangının dört bir tarafı sardığı saatlerde...

Tam Manavgat’a doğru alçalırken...

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yle konuşuyoruz.

Acı büyük. Alevler durmuyor...

Soruyorum:

- Sayın Pakdemirli, önce milletçe hepimize geçmiş olsun. Bir sabotaj endişeniz var mı?

- Her yangında kafamızdaki soru budur. Ama kolluk kuvvetleri bulacak bunu... Sabotajın bulunmasına yönelik teknikler var. Polisimiz, jandarmamız bu konuda çok deneyimli...

- Bir de bazı eleştiriler var. Yangınları söndürmek konusunda yeterli olunamıyor türünden. Muhalefet liderleri bunu iddia ediyor.

Yazının Devamını Oku

Sultanlar’ın kaptanı Eda öyle bir şey söyledi ki...

Aslında bugün Türkiye’nin Mısır’dan İsrail’e Akdeniz’deki yeni diplomatik ataklarından ipuçları verecektim. Ama Tokyo’dan öyle bir haber geldi ki.. Uçtum arkadaşlar.

İçimdeki ayyıldız öyle bir dalgalandı ki..

Ve hele bir de Eda’nın sözünü duyunca..

Özellikle hayata ve geleceğe karşı korkuları olan gençler için o sözü yazmak istedim..

Dün onlar son olimpiyat şampiyonu Çin’le oynarken biz yüreğimiz ağzımızda...

Sinir uçlarımızda birkaç damla gözyaşı...

Sevinç desen... Heyecan desen...

Ne dersen de...

Yazının Devamını Oku

Karşıdan bakınca yalnızca utandım

Bu fotoğrafı Kos açıklarından geçerken çektim... Karşımda Bodrum... İşte o an düşündüklerimi yazıyorum...

- Hadi biz kendi içimizde bu betondan işgali ve rezaleti yaşayıp eleştiriyoruz... Peki ya karşıdan bakınca, dışarıdan nasıl görülüyoruz...



- İşte o nedenle kimseyi suçlamak değil...

- Kimseye öfkelenmek değil...

-“Bak sen şu rantiyecilere”

Yazının Devamını Oku

80 yaşında ilk günkü gibi aşk olur mu?

Erol her sabah uyandığında kızından rica ediyordu: “Hadi uyanmıştır artık. Telefonu görüntülü ara. Onu görmek istiyorum...”

Karşı tarafta kardeşi Esra telefonda aramalarını bekliyordu.

Böylece Erol ve Nermin birbirlerini görerek konuşabiliyordu.

Nermin, Erol aramadan kızına saçını başını düzelttiriyor. Erol’a bitkin görünmemek için elinden geleni yapıyordu.

Böylece Erol ve Nermin hiç olmazsa birbirlerinin gözlerinin içine bakabiliyorlardı.

“Bugün nasılsın canım?” diyen tatlı bir ses...

Bir gülümseme o günü ışıtıyordu.

Yazının başlığında sordum ya...

“80 yaşında aşk ilk günkü gibi olur mu?”

Yazının Devamını Oku

Türkler nerede

Rodos üzerinden Leros’a kadar geçtik. Kimle konuşsam “Türkler nerede?” diye sordu. Rodos’taki acenta, “Herkes dört gözle Türkleri bekliyor” diyor. Lindos’ta hediyelik eşya satıcısı “Bakın kalenin yolları bomboş. Oysa buraları Türkler doldururdu” diye şikâyet ediyor.

Rodos’ta Nicos Taverna’nın sahibi Nicolas: “Her yıl düğünler için gelinlik ve damatlığı İzmir’den alırdık. Çok kaliteli ve hesaplı olurdu. Bu sene hükümet Türkiye’ye kapıları kapatınca kaldık. Çocuklara da söz vermiştik..”

Nicos o kadar samimi ve Türk dostu birisi ki gülerek sordu:

“Ben sana ölçüleri versem bana damatlık kargolar mısın?”

Rodos üzerinden Leros’a kadar geçtik. Kimle konuşsam “Türkler nerede?” diye sordu.

Rodos’taki acenta Figen “Herkes dört gözle Türkleri bekliyor” diyor. Lindos’ta hediyelik eşya satıcısı “Bakın kalenin yolları bomboş. Oysa buraları Türkler doldururdu” diye şikâyet ediyor.

Ve Türk bayrağını gören, “Siz nasıl gelebildiniz yoksa açıldı mı?” diye heyecanlanıyor.

Evet. Ege adalarında esnaf, turizmci bunalmış durumda.

Yazının Devamını Oku

‘Hurdacı başkan olur mu’ dediler

Gün doğarken uyanıyor..  

Yüzünü yıkayıp ekmeğin arasına peyniri koyduktan sonra...

“Haydi Bismillah”diye kapıya çıkıyor...

Hayatı ve her şeyi olan küçük kasa yeşil kamyonetine atlıyor...

Aydın’ın ilçelerinde cadde cadde, sokak sokak geziyor.



Yazının Devamını Oku

‘Türkiye Afganistan’da mutlaka olmalı, ancak...’

3 yıl Afganistan’da NATO’nun sivil temsilcisi olarak görev yapan Hikmet Çetin’le konuştum...

DÜNYA ajanslarının ilk sıralarında hep aynı başlık:

“NATO çekiliyor. Türkiye Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nı koruma görevini alacak mı?”

“Alırsa ne olur?”

Dünya merak ediyor çünkü

Taliban’la merkezi hükümet arasındaki savaş kızışıyor. Taliban ilerliyor...

Peki Türkiye oraya giderse, riskleri ve faydaları nedir?

Yazının Devamını Oku

Türkiye’yi nasıl bir Afganistan bekliyor

İlk sözü baştan yazıyorum: “Şu kaderin cilvesine bakın ki... Taliban’ı Sovyetler’e karşı örgütleyip silahlandıran ABD, şimdi Rusya’nın Taliban’ı destekleyip silahlandırdığını söylüyor...”

Şimdi detaylara geçelim.

Türkiye ABD ile Kabil Havalimanı’nın güvenliği meselesini konuşurken Afganistan’da son durum şöyle:

Taliban ülkenin önemli sınır kapılarını ele geçirmiş.

İran sınırındaki İslamkale ve Türkmenistan sınırındaki Torkundi ilçeleri Taliban’ın kontrolünde.

Uluslararası ajanslardan gelen fotoğraflar Taliban’ın ilerleyişini doğruluyor.

Arkadaşlar eğer bu coğrafyada ABD bir yerden çekiliyorsa...

Orada mutlak bir Rusya ağırlığı başlıyor demektir.

Bakınız Suriye...

Yazının Devamını Oku

O araştırmanın üzerinden 8 yıl geçti hâlâ aynı yangın

Marmaris’te dünyanın en güzel çam ormanları yandı.     

Bir şehit verdik...

Gencecik aile babası Görkem...

Marmaris dağlarından denize doğru akan o canım ağaçlar şimdi yok...

Kötü, kirli bir çirkinlik...

Bir ‘katliam karası’ olarak bize doğru baktığı için yazıyorum...

Unutmadık demek için yazıyorum bu yazıyı...

Çünkü. Unutuyoruz...

Yazının Devamını Oku

57 yıl öncesinin şampiyonları için Olimpiyat Komitesi’ne bir ‘vefa’ önerisi

İlk sözü baştan yazıyorum.

Geçenlerde efsane atletimiz Muharrem Dalkılıç’ın hastanede yattığını yazmıştım.

Sayısız şampiyonluğu olan Muharrem Dalkılıç...

“Vefa” dedim... “Hatırlanmak” dedim...

“Muharrem Abi” çok mutlu oldu...

Ve Hıncal Uluç...

Hıncal Abi spora, atletizme gönül ve değer veren bir gazetecidir. Bana da örnek olmuştur.

Öyle bir yazı yazdı ki...

“Neden spor sayfalarında atletlerimizi göremiyoruz”

Yazının Devamını Oku

Bilirkişi yangının sebebini buldu... Marmaris yangını için gerçeğe çağrı

DHA’dan Ali Gündoğan’ın haberini görünce bir an durdum.

Döndüm bir daha okudum.

Şaşırdım... Bir daha okudum...

Haber şöyle başlıyor:

“6 gün süren bilirkişi incelemesi sonucu; yangının, enerji nakil hatlarından çıktığı rapor edilerek Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunuldu.”

Ne demek bu?

Bir şehit verdiğimiz o yangın...

Türkiye’nin en güzel kıyılarına doğru inen ormanlarımızı kül eden o yangın...

Enerji hatlarındaki bakımsızlık yüzünden mi çıkmış?

Yazının Devamını Oku

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Ankara 28 yıldır onu bekliyordu. Türkiye onu özlüyordu. Nihayet başlıyor...

ANKARA’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çok yakında programını açıklıyor. Hem de muhteşem yeni salonunda.

Bu haberi alınca nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Çünkü CSO, gençlik yıllarımızın, aşklarımızın, heyecanlarımızın çoksesli tarihidir.

Bunu en iyi kim bilir?

Mesela akşamları CSO’dan gelen sanatçılarla oturduğumuz Replik Bar’da Selçuk Yöntem bilir. Selçuk o zaman da sahiciydi şimdi de öyle. 



Yazının Devamını Oku

İşte son müsilaj raporu

Mustafa Hoca, Çanakkale’den Babakale’ye kadar daldı... İyi haberler geldi. Ege rahat nefes aldı...

Prof. Dr. Mustafa Sarı bir süre önce müsilajın son durumunu raporlamak için bir dizi dalış kararı almıştı.

Çanakkale’den Göcek’e kadar inecekti.

Merakla bekliyordum...

Mustafa Hoca o dalışlara başladı. Önce Çanakkale-Babakale arasında daldı.

Son olarak perşembe günü Avşa Adası’nda daldı...


Yazının Devamını Oku

Bin ağacı kesecek: Durdurun bu katliamı

DHA’dan gelen videoyu izleyince gözlerime inanamadım.

İsmail’in elinde elektrikli testere...

Dallarından kıpkırmızı kirazların sallandığı yemyeşil ağacı kökünden kesiyor...

Testerenin çıkardığı o tiz ses içimizi yakıyor...

Canım ağaç devriliyor. İsmail aynı öfkeyle diğerine geçiyor.

Testerenin keskin ve tırtıklı kenarı ağaca saplanınca yine aynı ses:

“Ciiiiiiiiiiiaaaaaaa...”

Neredeyse bir çığlık...

Onlarca ağaç böyle ölüyor.

Yazının Devamını Oku

Sırtını arkadaşlarına döndü ve bombayı...

Bu pazar anlatacağımız hikâye... Kuzey Irak’ın içlerine doğru. Dağların yolları kestiği Hakurk’ta geçiyor. Suriye’de 18 ay görev yaptıktan sonra Irak’ın kuzeyine geçen komando Yusuf Çavuş’un hikâyesi...

21 Haziran gecesi...

Sırası gelen Yusuf, tam teçhizat nöbet yerine geçmişti.

Dağlarda gölgeler kesilmiş, zifiri karanlık yayılıyordu.

Uzman Çavuş Yusuf, gecenin sessizliğini dinliyordu...

Hakurk bu... Malum. 

Yıllarca PKK/YPG’nin kamp bölgesiydi. Şimdi Türk askeri orayı tutuyordu.

Ama alçaklık ve pusu bitmemişti. 

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş’le devam

Biliyorsunuz çok fazla futbol yazmam. Yorum hiç yapmam...

Çünkü spor yazarlarına saygım var.

Ama bazen bilgi önüme geliyor.

Günlerdir Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş’e eleştiriler var.

Hatırlayalım...

İtalya yenilgisinden sonra basın “Yok bir şey, bu maçı unutalım” diye moral veriyordu...

Ben ise şöyle yazmıştım:

“Gerçek 1: Şenol Güneş beraberliğe oynadı. İtalya ile beraberlik ve ardından bir galibiyet yeter, dedi. Yanlış hesap yaptı... Böylece aslan gibi takım, savunmada kaldı...

Gerçek 2: Milli takımdaki bazı oyuncular Avrupa’da star olmuşlar.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin yeni NATO misyonu

Brüksel’deki NATO zirvesi yalnızca bir “savunma paktı” zirvesi değildi...

Dahası...

Klasik NATO misyonunun yepyeni bir tanıma geçiş sinyaliydi.

En keskin şekliyle özetlersem:

ABD Başkanı Biden’ın mesajları açısından NATO artık bir “savunma paktı” değildir...

NATO’nun bir askeri güç olarak “küresel çözüm ve karar merkezi” haline gelme arzusu açıktan vurgulanmıştır.

Biden’ın özet olarak şu sözleri önemlidir:

NATO’nun küresel işlevi genişlemelidir...

NATO’nun siyasi etki alanı da olmalıdır...

Yazının Devamını Oku

İşte... Roketlerin geceye çizdiği ölüm resmi

Şu fotoğrafa dikkatli bakın... İşte çocukların yandığı o gece, ateşe boyanan gökyüzünün fotoğrafıdır bu... Roketlerin geceye çizdiği ölümün resmidir. Sağ taraftan Hamas’ın attığı yüzlerce roket... Sol tarafta da onları karşılayan İsrail’in ‘Demir Kubbe’ sistemi... Sonra İsrail’in Gazze’ye yağdırdığı tonlarca bomba... İnsanlığı bu hale getiren nedir acaba?

Şu hale bakın ki...




Geçenlerde Gazze Şeridi’ndeki Filistin direniş gruplarının oluşturduğu Ortak Operasyon Odası, “çatışma tarihindeki en büyük füze saldırısında” İsrail’i 300’den fazla roket ve füzeyle vurduğunu açıklıyor...

Ölüler, yaralılar var... Bu defa İsrail vuruyor... 12’si çocuk 35 Filistinli hayatını kaybediyor, 233 kişi yaralanıyor.

Filistin’de aç çocuklar gece yarısı yataklarında yanıyor... Aşı yok...

Yazının Devamını Oku

İngilizce öğretmeni bombacı seri katil...

Yoldan geçen kamyoncu “Ulan yine mi terör” diyerek telefona sarıldı:

- İhbar hattı...

- Abi Sarıçubuk yolundayım. Bir araba cayır cayır yanıyor.

İhbarı alan genç jandarma çavuşu hemen bir ekiple olay yerine geçti.

Gittiklerinde araba bir metal yığını haline gelmişti. Hemen çevreyi kordon altına aldılar.

Çavuş bir baktı ki otomobilin şoför koltuğunda birisi var...

- Hemen ambulans... Adli tabip...

Eğildi baktı... Biraz daha yaklaştı...

Hemen aracın plakasını aldı. Ve merkeze bildirdi:

Yazının Devamını Oku

‘Yok bişey... Yok bişey’ demekle olur mu?

Moral bozmak için yazmıyorum. Tam tersine...

Başarımız için gerçeğin önemini hatırlatmak istiyorum.

Gerçek 1: Şenol Güneş beraberliğe oynadı. İtalya ile beraberlik ve ardından bir galibiyet yeter dedi. Yanlış hesap yaptı... Böylece aslan gibi takım, savunmada kaldı...

Gerçek 2: Milli takımdaki bazı oyuncular Avrupa’da star olmuşlar. Burak Fransa’yı uçurmuş. Yıldız olarak heykelini dikecekler. Hakan Çalhanoğlu Avrupa yıldızı. Ozan’a teklif yağıyor. Mert, Merih, Çağlar... Avrupa’nın en iyi takımlarında forma giyiyorlar... Diğerleri öyle...

Böyle bir takımı savunmada oynatmak “yıldızları yere indirmeye” çalışmaktır.

O nedenle diyorum ki...

“Savaşarak kaybetmek” vardı.

Futbolda dünyaya görsel bir şölen sunmak vardı.

Bizim yıldızlara yakışan buydu. Zaten onların da ruh durumu böyleydi.

Yazının Devamını Oku