Paylaş
Meclis eski başkanlarının dinlendiği oturum.
Çok değerli konuşmalar yapılıyor. Yapıcı öneriler. Çok uzatılmaması gerektiği yolunda hatırlatmalar.
10 Meclis eski başkanının konuşmalarının tamamını okudum.
Türk siyasi hayatı için kaynak eser niteliğindedir bu tutanaklar.
İşte oradan alıntı yapıyorum.
Hikmet Çetin konuşmasında Turgut Özal’la ilgili bir anısını da anlatıyor:
“Sayın Özal bana telefon etti; ‘Barzani ile Talabani yurtdışına çıkamıyorlar (Bağdat’a gidemiyorlar). Bunlara diplomatik pasaport verin de gidip gelsinler’ dedi.
Diplomatik pasaport verdim.
Ve bir gün Talabani, Amerika dönüşü benden randevu istedi. Bana şöyle dedi:
‘Türkiye niye bizden bu kadar çekiniyor. Doğuda Humeyni, güneyde Saddam, batıda Esat var.’
Sonra iki elini açtı ve ekledi:
‘Ne işim var bunlarla benim abi yaaa. Bizim bunlarla işimiz olur mu? Benim ve Kuzey Irak’taki halkın bir hedefi var. Avrupa Birliği’ne girmiş demokratik laik bir Türkiye.’
Hikmet Abi bu örneği verdikten sonra şu yorumu yapıyor:
“Sayın Başkan, değerli üyeler;
Ben halen daha, tam demokrasiyi gerçekleştirip Avrupa Birliği’ne girmiş bir Türkiye’nin bütün bölgedeki Kürtler için bir cazibe merkezi olacağına inanıyorum.
Yani Suriye’dekiler, Irak’taki ve İran’dakiler için de bir çekim noktası olacağına inanıyorum.”
Hikmet Çetin, Türk siyasi hayatında bir çınardır.
O kadar çok şey yaşamıştır ki.
Muhalefetin asaletini de bilir, iktidarın gücünü de bilir.
Bulunduğu her koalisyonda kriz anında tutkal olmuştur.
En çatışmalı ortamlarda, siyasetin en kızışmış günlerinde makulü ve çözümü bulmuştur.
Akildir.
Onun bu anısı ve yorumu gelecek kuşaklar için çok değerlidir.
Çünkü Türkiye, bu bölgede geçmişindeki bütün aksaklıklara rağmen demokrasiyi yaşayan tek ülkedir.
Avrupa Birliği hedefi vardır.
Hikmet Çetin,
Suriye’de Kürtleri kışkırtmaya çalışan fitneye karşı en sağlam çözümü ortaya koymuştur.
AB yolunda kararlılıkla ilerleyen bir Türkiye.
CEMİL ÇİÇEK’İN SORUSU VE YİNE AB HEDEFİ
Komisyonda konuşan eski Meclis başkanlarından Cemil Çiçek de çözüm için bir durum tespiti yapılması gerektiğini hatırlattıktan sonra şöyle diyor:
“Suriye’nin kuzeyindeki yapılar bu işin içerisinde var mı yok mu? Zaman zaman açıklamalar oldu. ‘Bu süreç PKK’yı ilgilendirir, bizi bağlamaz.’ Biz de diyoruz ki ‘Herkesi ilgilendirir’. Bunları netleştirmek gerekiyor. İyi bilelim ki mesele bizde başlasa bile bazı konularda bizde bitmiyor. Bitmeyince de o zaman işin içerisine bu komisyonun dışında başkaca bileşenlerin devreye girip kolaylaştırması gerekiyor. Yani biz Türkiye’de bu işleri düzgün yaparsak, bu başkalarına da örnek olur.”
Cemil Çiçek çok tecrübeli, çözümün makulünü, hukukun üstünlüğünü ve diyalogun önemini esas almış bir isimdir.
Cemil Bey de rahmetli Özal’dan bir örnek veriyor.
Dahası, zaman ve eylem arasındaki ilişkiyi vurguluyor. Zamanın ruhunu hatırlatıyor.
Ve AB sürecine dikkat çekiyor:
“Mesela rahmetli Özal’la beraber başlayan süreçler var. Örneğin o günlerde ‘TRT 2’de iki saatlik Kürtçe yayın yapılsa ne olur’ denildiği zaman kıyamet kopmuştu. O günkü gazetelere bir bakın. İki saatlik Kürtçe yayın. Dilini bilmiyor. Dünyada ne olup bittiğini başka kanaldan değil de kendi dilindeki bir kanaldan öğrense ne olur? Çok şükür bunlar aşıldı. Türkçe’den başka dillerin konuşulması ANAP’ta ciddi parçalanmalara sebebiyet verdi ama çıkarıldı. Avrupa Birliği süreci ile ilgili birçok reform yapıldı. Yeter mi? Yetmez. Neticede onları da gidereceğiz, gidermemiz gerekiyor.”
O yıllarda rahmetli Özal her sohbetimizde konu bu meseleye gelince şöyle derdi:
“Korkmamak lazım. Eğer biz yükselirsek, medeniyet çizgimizi yükseltirsek, Suriye’deki, Irak’taki Kürtler için cazibe merkezi oluruz. Refaha erişmiş bir Diyarbakır, Gaziantep, Van cazibe merkezi olur.”
Evet “Terörsüz Türkiye” süreci bu açıdan çok değerli bir dönüm noktasıdır.
Elbette bu komisyonda söz alan diğer Meclis eski başkanları da tecrübeleriyle çok önemli konuşmalar yaptılar.
Ancak ben buraya AB hedefinde, olayın uluslararası boyutuna dikkat çeken iki ismi aldım.
İşte iki tecrübeli isim. İki devlet adamı. Hikmet Çetin ve Cemil Çiçek.
Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri bu açıdan değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Fitneye, kışkırtmaya, fesata izin vermeden. Bu tür tuzaklara düşmeden,
Kardeşlik hukukuyla. Demokratik değerlerle...
Silahla değil, refahla, barışla ve diyalogla çözmek...
Paylaş