GeriFatih ÇEKİRGE Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon

Tartışma şu soruyla başladı: “Avrupa Salon Atletizm Yarışması’nda Türkiye neden madalya alamadı?”

Suç kimde?

Aslında birçok dalda Türkiye olimpiyatlarda kalıcı bir başarı elde edemiyor.

Futbol dahil...

Dopingler... Kaybolan madalyalar... Çöken hayaller... Neden?

İşte bu soruların cevapları için bu pazar sizi bir zaman yolculuğuna davet ediyorum.

Şimdi 67 model kıyafetlerimizi giyip gelecekten geldiğimizi gizleyerek izleyelim.

Evet yıl 1967... Ve aylardan haziran...

Ankara 19 Mayıs Atletizm Federasyonu Binası’nda efsane başkan Naili Moran’ın odasındayız. Kapı çalıyor... İçeri genç bir atlet giriyor. Üç adımda umut vaat eden Aşkın Tuna. “Gel Aşkın” diyor Moran... “Sana bir haberim var...”

Tuna: “Evet Nail abi...”

- Hazırlan çarşamba günü Avrupa Milletler Kupası için Kopenhag’a gidiyorsun.

Tuna bir an öylece kalır. Hafiften terlemiştir. Ama... Ama...

Sıkılarak şöyle der:

- Nail Abi, benim çarşamba günü sınavım var. 

- Ne sınavı yahu.

- Gümrük politikası... Pazartesi de sanayi muhasebesi...

Naili Moran bir an durur.

Allah Allah... Olur mu öyle şey. Sen Türkiye’ye madalya getireceksin. Ay-yıldızı göndere çektireceksin. Ben gider hocalarınla konuşurum...”

Ertesi gün, Naili Moran ve genç atleti Aşkın Tuna birlikte Beşevler’deki Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne giderler...

Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon


OKULDAKİ SAHNE

Atletizm Federasyonu Başkanı Moran hocaların bulunduğu odaya girer. Ve kendisinden emin bir açıklama yapar:

Aşkın milli takımda. Avrupa’da çok önemli bir yarışa katılacak. Umutluyuz. Yarışma hafta sonu. Acaba sınavını salı gününe alamaz mısınız?”

Naili Moran yarım saat sonra odadan dışarı çıkar: “Yahu bunlar sınavı ertelemiyor. En fazla seni cuma günü sabah 09.00’da sınava alabilecekler..”

BÖYLESİ TARİHTE GÖRÜLMEMİŞTİR

Evet arkadaşlar..

Şimdi final sahnesine geliyoruz...

Atletizm kafilesi çarşamba günü Kopenhag’a uçuyor. Aşkın Tuna da iki gün sonra cuma sabah 09.00’da sınava giriyor... Kâğıdı verip taksiyle Esenboğa Havalimanı’na son dakikada yetişiyor...

VE YARIŞ GÜNÜ

Tuna cuma günü geç saatte ancak milli takımın kaldığı otele geliyor.

Ertesi sabah ilk yarış uzun atlama.

Bütün atlayışlardan sonra altın madalyayı alan 7 metre 20 santim atlıyor...

Tuna 7 metre 19 santimle ikinci oluyor.

ÜÇ ADIM 

Tabii herkes Tuna için asıl yarış olan üç adımı bekliyor. Bir bakıyorlar ki... Üç adım yarışı pazar günü saat 16.00’da...

Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon

Ama Aşkın Tuna’nın pazartesi sınavı olduğu için uçak bileti 17.00’ye alınmış.. Başka uçuş da yok.

Olacak şey değil..

Tuna ilk atlayışını yapıyor..

Faul...”

İkinci atlayışını yapıyor:

Yine faul...”

Bu sırada Türk milli takım hocaları kenardan Aşkın’a saati gösteriyor:

Tamam uçağı kaçıracaksın...”

Tuna işaret ediyor:

Hayır bu atlayışı da yapacağım...”

Atlıyor...

Ve 15.55’le yeni Türkiye rekorunu kırıyor. Tuna daha 3 hakkı olmasına rağmen pistin kenarında çantasını topluyor. Ve çıplak ayakla stadın bir ucundan diğer ucundaki kapıya koşuyor. Çünkü taksi orada...

Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon


SAHNE 2
HABERİ NEREDE ALDI

Takside üstünü değiştiriyor. Son dakikada uçağın kapısı kapanırken içeri giriyor.

Tabii üzerinde üç adım kum havuzunun kumları var. Bacaklarında kapsulin kokusu...

Vuruyor kafayı uyuyor. Akşam İstanbul’a iniyor.

İç hatlara geçiyor. 

“Abi Ankara’ya uçacaktım..”

“Uçak doldu kardeşim. Seni ancak sabah erken göndeririz...”

Tuna o gece Yeşilköy Havalimanı’nda sabaha kadar sanayi muhasebesi dersinin sınavına çalışıyor. Tabii yorgunluktan yine gözleri kapanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığında doğru gazetelerin satıldığı büfeye gidiyor. 

Bir Milliyet gazetesi alıyor. 

Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon


SAHNE 3
TUNA ŞAMPİYON

Aşkın Tuna 15.55’le Avrupa Birincisi.”

Müthiş bir rahatlama... Altın madalyayı almış. 

Büyük bir keyifle uçağa biniyor. 

Kürsüye çıkamasa da ay-yıldızlı Türk bayrağını dalgalandırmış.

Pazar akşamı eve büyük bir heyecanla giriyor. Onu her zaman destekleyen babası Rauf Bey ve Fitrat Hanım sarılarak karşılıyorlar.

Aşkın Tuna ertesi sabah sınav için okula gidiyor. Bir bakıyor ki okulun önünde bir kalabalık.

“Ne oluyor” demeye kalmadan Hürriyet gazetesi muhabiri soruyor:

Aşkın Tuna altın madalyayı alan tek Türk sporcusu oldun. Nasıl oldu anlatır mısın?”

Ertesi gün Hürriyet gazetesi Tuna’nın zaferini işte böyle duyuruyor.

“Pistten imtihana...”

53 yıl önce Hollanda şampiyondu, bugün yine Hollanda birinci. Bizde ne değişti?

SAHNE 4
ERTESİ YIL MADRİD

Çıplak ayakla sınava yetişen şampiyon

Aradan bir yıl geçiyor. Bu defa Madrid’de yarışlar var. Tuna orada da bir rekor kırıyor ama kürsüye çıkamıyor.

Akşam yemeğinde Türk milli takımının bulunduğu masaya bir adam geliyor:

- Aşkın senden daha iyi bir derece beklerdim...

Tuna şaşırıyor:

- Elimden bu kadar geldi. Ama siz kimsiniz?

- Ben Danimarkalı bir spor yazarıyım, geçen yıl Kopenhag’da şampiyon olduğun yarışı izlemiştim. Üçüncü hakkından sonra, atlayışlarını yarıda kesip çıplak ayaklarla stadın bir ucundan bir ucuna koşuyordun. O sırada anons edilmişti. “Türk atlet sınava yetişeceği için erken ayrılıyor”...

Danimarkalı spor yazarı gülerek soruyor:

“Merak ettim o sınavı verdin mi?”

Tuna da gülerek cevap veriyor:

“Evet geçtim sınavdan.”

“Öyleyse kadehimi sana kaldırıyorum.”

SAHNE 5
GELDİK BUGÜNE

Evet arkadaşlar zaman yolculuğumuz burada bitiyor. 

Efsane üç adımcılardan Aşkın Tuna’nın 16.01’lik derecesi tam 24 yıl boyunca kırılamadı. Bugüne gelirsek...

Tam 53 yıl sonra aynı sorudayız.

Neden bizde kalıcı bir spor altyapısı yok.. Çünkü çocuğun eğitimiyle sporu buluşturamıyoruz.

7 yaşından itibaren başlaması gereken ve sonra dallara ayrılması gereken spor bir türlü eğitim sistemiyle örtüşemiyor.

Tamam bugün Spor Bakanı burslar veriyor. Güzel... Yatırımlar var güzel...

Amaaaa...

Yıllarca tenis sporuna gönül verdiğim için biliyorum. 

Bugün hâlâ kort kenarlarında çocukları tenis mi oynasın yoksa okula mı gitsin diye acı çeken aileler gördüm. Siz hiç dünyada hem doktor hem de olimpiyat şampiyonu gördünüz mü?

Hem mühendis hem de yüz metre birincisi... Hem profesör hem ATP şampiyonu...

Eğitimi küçük yaşta sporcu çocuğa göre ayarlamazsak...

Olmaaaaaz... Olmaaaaaz.

X

BM Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır'ın dünya sahnesindeki tarihi mesajı

BM’nin 75’inci Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır, önceki gün Güvenlik Konseyi toplantısında çok önemli bir konuşma yapıyor.

Bu konuşma, BM tarihinde bir genel kurul başkanının BM Güvenlik Konseyi’ne hitap ettiği 8’inci toplantı oluyor...

Bu nedenle de ayrıca önemli.

Zoom üzerinden yapılan toplantıya daimi üyeler olarak ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanları ile geçici üyeler katılıyor.

Ve açılışta ilk konuşmayı genel kurul başkanı Volkan Bozkır yapıyor...

Bozkır, TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığı ile AB bakanlığı da yapmıştı.

Ama nedense, bunca yıllık dostluğumuz içinde o benim için hep bir “diplomat” olarak kaldı.

En sıkıntılı anlarda bile soğukkanlılığını kaybetmeyen, en zorlu sorunlara kuyumcu işi çözümler bulan bir diplomat...

Yazının Devamını Oku

Birisi gül veriyor diğeri yüz güldürüyor

Bu pazar “gül” diyorum. Ama “gül”ün her anlamında diyorum. O yüzden sayfamızda iki kadın konuğumuz var. Gülşah ve Oya. Birisi hayatımıza “gül” veriyor. Diğeri hayatlarımızın sonuna doğru yüzümüzü “gül”dürüyor. Anlatayım.

GÜLŞAH GÜRKANIsparta’nın en önemli gül üreticisi bir ailenin üçüncü kuşağı.

Gelin hayatından bir kareye bakalım.

İşte 6 yaşında Gülşah. Dedesi Mustafa Gürkan ona “Uğurum” diyor.

Adını da öyle koymuş.

Ve işte bir mayıs ayı... Ve her mayıs ayındaki gibi bir “gül hasadı”.

İşte küçük Gülşah... Dedesi onu gül havuzunda yuvarlıyor.

Böyle başlamış Gülşah.

Mühendislik okumuş. Yurtdışında master... 

Yazının Devamını Oku

Turizmde 'kâr' yılı değil, 'ar' yılı olsun

Başlıktaki bu sözün anlamını Bülent Bülbüloğlu şöyle açıklıyor:

Kredileri krediyle kapatmaya çalışan bir sektör. Kârdan vazgeçtik. Batmayalım, namusumuzla ayakta kalalım...”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kısa bir süre önce turizmin sektör temsilcilerini Külliye’ye davet ediyor...

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı, TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, GETOB Başkanı Bülent Bülbüloğlu, TAV’dan Sani Şener, TÜROFED Başkanı Sururi Çorabatır ve isimlerini alamadığım diğer sektör temsilcileri.

Cumhurbaşkanı herkesi tek tek dinliyor ve not alıyor.

Genel mesaj şu:

Sayın Cumhurbaşkanım, bu şekilde giderse çok sıkıntı olacak. Vaka sayılarının mutlaka düşmesi gerekir. Turizmci, geçen yıl aldığı krediyi yeni krediyle kapatmaya çalışıyor...

Ve Cumhurbaşkanı o toplantıda hemen kısa çalışma ödeneğini uzatıyor...

Sanıyorum, kapanma kararı ve arkasından gelen bazı ülkelere COVID-19 testinin kaldırılması kararının arkasında bu toplantı var.

Yazının Devamını Oku

Cenevre’de masayı donduran belge

Herkes soruyor: - Ne oldu da, Rum lider Anastasiadis birden bire Türkiye’ye hakaret yağdırmaya başladı?

Biraz araştırınca gördüm ki...

Perde arkasında bu sorunun çok keskin bir cevabı var.

Anlatayım.

Cenevre’de kritik bir görüşme...

Kıbrıs için sayısız kere kurulan masalardan birisi daha...

Toplantıyı BM Genel Sekreteri António Guterres yönetiyor.

Rum yönetimi lideri

Yazının Devamını Oku

Adalet Bakanı Gül: "Mesele siyasi parti meselesi değil insan hakları meselesidir"

İnsan Hakları Eylem Planı’yla ilgili olarak Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le konuştum...

Söylediklerinden mutlu oldum...

Çünkü daha ilk cümlede şöyle dedi:

“Fatih Bey bu herhangi bir siyasi partinin değil, insanlarımızın yasası olacak.”

Sonra devam etti:

“Mesele iktidar muhalefet polemiği değil. Bu ülkede yaşayanların hakları meselesidir...”

Sorulara devam ettim:

“Ama sayın bakanım tartışmalar var.”

Gülerek cevap verdi:

Yazının Devamını Oku

Oğlunu kurtarmak için arı kovanından mucize yarattı

Oğlu Kıvanç dünyaya geldikten hemen sonra ateşlenmeye başlamıştı.

11 aylık aylıkken neredeyse antibiyotik bombardımanı altındaydı.

Hemen her ay ateşleniyor... Annesi Aslı Hanım çaresizlik ve üzüntüden perişan oluyordu... Üstelik Aslı Hanım’ın annesi bir pediatri profesörüydü. Ama bir türlü bu ateşin nedeni anlaşılamıyordu.

Babası ne yapacağını şaşırmıştı.

Çocuk ateşleniyor, yoğun ve kuvvetli bir antibiyotikle ateş ancak düşüyordu. 

Ama birkaç hafta sonra yeniden ateş...

Aslı Hanım çalmadık doktor kapısı bırakmadı. Saymıştı. O ana kadar tam 18 doktor gezmişti.

ÇOCUKTA MORLUKLAR ANNE PANİK İÇİNDE

Aradan 5 yıl geçmişti. Ama değişen bir şey yoktu. Çocuk günden güne eriyordu.

Yazının Devamını Oku

Ben bu insan hakkı belgesinin altına imzamı atarım

Adalet Bakanlığı dün İnsan Hakları Eylem Planı belgesini yayınladı...

146 sayfalık belgeyi satır satır okudum...

Ve ben bu eylem planının ana omurgasını oluşturan:

- 11 temel ilkenin;

- 9 amaç zincirinin;

- 50 hedef tablosunun;

- Ve 393 faaliyetin altına imza atarım...

Okurken heyecanlandım çünkü:

Her birimizin içine

Yazının Devamını Oku

Çevre eylemleri tarihinde bir ilk - Kovan barikatı

Fotoğrafa baktım...

Bir tarafta jandarma sıralanmış...

 Önünde birtakım sandıklar...

Nedir bu?

Sanıyorum çevre eylemleri tarihinde bir ilktir bu sandıklar...

Rize’nin İkizdere Vadisi köylüleri yapmış...

Dünyaca ünlü deli balın üretildiği vadiye “taş ocağı” açmak için getirilen iş makinelerinin önüne arı kovanlarını koymuşlar.

Arılardan barikat yani...

Yazının Devamını Oku

İşte insanlığın eli

Bu fotoğraf Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin inşa ettiği hastanelerin birinde Suriyeli bir çocuğa Türk doktorlarının eli uzanırken çekildi.

Bu fotoğrafı görünce bütün ruhumla gittim o anlara... Bu pazar işte orada, insanlığın tam ortasındayız...



Suriye’de şifa dağıtan Türk doktorları, sağlık çalışanlarının o meşakkatli ve fedakâr günlerine... İşte...

Sınırın hemen ötesinde bir sahra çadırı...

Ve oradan bir anı...

Yazının Devamını Oku

Vali Bey, bu coğrafyadan da bir Troya hikâyesi bekliyoruz

Kuşatma altında iki kez intihar eden o şehir halkı için, Anadolu Ateşi kim bilir neler yapar?

Pekin’de Çinli seyircilerin hayranlıkla izleyip ayakta alkışladığı Anadolu Ateşi’nin “Troya” gösterisini izlerken...

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş Çinli meslektaşına Troya’yı anlatıyor, ben içimden soruyordum:

- Troya Yılı nasıl ilan edildi?

- Kimin aklına gelmişti?

Bu soruların hikâyesini Muğla’da bir sohbet sırasında buldum.


Yazının Devamını Oku

Akademisyeni hıçkıra hıçkıra ağlatan Vali

Başlığı görünce hemen negatif düşünmeyin.

Çünkü hikâye derin...

Birkaç gün önce bir mail aldım. 

Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nden bir akademisyen göndermiş. Belli ki olayın yaşandığı o an...

Duygusallıkla yazmış...

Şöyle başlıyordu:

Fatih Bey, ben ve eşim Harran Üniversitesi’nde akademisyeniz.

Eşim tıp fakültesinde profesör... Ben de mühendislik fakültesindeyim. 

Bundan 11 yıl önce ormana bitişik 1700 metrekare bir yer aldık. Arkamız orman olduğu için çok sevinmiştik. Ta ki, bundan 5 yıl öncesine kadar. Birileri ormana komşu yaklaşık 2000 metrekare yeri işgal etti. Ben de yaklaşık 1 yıl boyunca BİMER üzerinden şikâyetlerimi yaptım. Fakat kurumlar o kadar ilgisizdi ki...

Yazının Devamını Oku

Uçmaya sevdalı 5 kuşak bir ailenin öyküsü... Gökyüzünde korkusuz bir anne

Düşman yakıp yıkıp Sivrihisar’a doğru ilerliyordu.

1- Mustafa Kemal Atatürk, arkadaşı İsmet Bey’e haber gönderdi:

“Sivrihisar’a geliyorum. Sizde kalırım. Hem konuşur hem de dertleşiriz..”

İsmet Bey, Sivrihisar’ın hatırı sayılır isimlerindendi. Kuva-yı Milliyeciydi...

Atatürk her geldiğinde oturur uzun uzun sohbet ederlerdi.

O günlerde Ankara’da Milli Meclis...  

Anadolu’da Türk ordusu işgale direnmek için hazırlanıyordu. 

Sivrihisar ahalisi de taşı toprağı silah yapıyordu. Ama ne yazık ki Türk ordusunun hava gücü yok denecek kadar azdı. 

İşte o günlerde Sivrihisar ahalisi ve

Yazının Devamını Oku

Son fıkrayı o anlatmıştı: 'Şimdi fıkra sırası bende'

ANAP’ın en tartışmalı günleriydi.

Ara seçimler yapılacaktı...

Genel Başkan ve Başbakan Yıldırım Akbulut neredeyse iki ateş arasında kalmıştı...

Muhalefet de parti içi muhalefet de kaybetmesini bekliyordu. 

Eğer kaybederse parti içi muhalefet, genel başkanlıktan düşürmeyi planlıyor...

Muhalefet de kaybedince genel seçimlere gitmeyi hedefliyordu.

Akbulut, sakin cevaplarıyla tanınırdı. 

Kolay kolay sinirlenmezdi.

Yazının Devamını Oku

Buzları eriten Kanal telefonu

Suveyş Kanalı’nın tıkandığı günlerde...

Dünya lojistik sektörünün krize girdiği haftada...

Mısır’ın kanal geçişinden büyük zararlar ettiği bir dönemde...

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mısır Dışişleri Bakanı Sami Şükrü’yü arıyor.

Ve aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU: Sayın Bakan çok geçmiş olsun... Umarım bir an önce kanal açılır. Bu arada bizim yapabileceğimiz bir şey var mı diye sormak istedim. Bizim donanımlı kurtarma gemilerimizden yardım için gönderebiliriz.

SAMİ ŞÜKRÜ: Sayın Çavuşoğlu. Nazik teklifiniz için çok teşekkür ederim. Şimdi değerlendiriyoruz. İhtiyaç olursa sizi mutlaka arayacağım...

Ve önceki gün Mısır Dişişleri Bakanı Şükrü, Bakan Çavuşoğlu’nu arıyor:

- Sayın bakan size yardım talebiniz için çok teşekkür etmek istedim. Neyse ki sorun çözüldü. Bu vesileyle mübarek ramazan ayınızı tebrik etmek istedim...

Yazının Devamını Oku

Çevre Bakanlığı’ndan muazzam bir eser: Tabiatın sessiz tanıkları anıt ağaçlar

Çevre Bakanı Murat Kurum hangi kente gitse, bir meydanda, bir cami avlusunda, bir çeşme başında görüyordu.

Devasa boyları, gökyüzünü tutan kolları ve uzayıp giden gölgeleriyle...

Dallarında biriken çocuk kahkahaları, aşk hikâyeleri, savaşlar, keşifler, yüzlerce yıllık hatıralar... Köklerinde binlerce yıllık tarih...

Ne zaman birisinin gölgesine uğrasa, öylece bakıp kalıyordu... Ve bir gün dedi ki:



“Anadolu’nun binlerce yıllık tarihini taşıyan bu ağaçları anıtlaştıralım...”

Yazının Devamını Oku

Kaya mezarlarına jet araştırma

Bunca yıl sonra gazetecilikten en keyif aldığım şey nedir diye sorsanız...

Derim ki:

- Bir hüznü mutluluğa çevirmek. Kırık bir kalbi onarmak.

- Doğa, çevre ve tarihi koruyacak her çabaya bir nebze katkıda bulunmak. 

Niye sordum bu soruyu?

İşte sessizce yok olma sınırına gelen bir tarih...

Kaya mezarları...

Geçtiğimiz cumartesi, 5 bin yıllık tarihin, denizin ve doğanın merkezindeki “kaya mezarları”nı yazmıştım:

Fethiye ve Bodrum’daki

Yazının Devamını Oku

Yeter artık yahu!

Geçenlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve kuvvet komutanlarıyla Kayseri’deydim.

Orada TSK’nın lojistik gücüne büyük katkı yapacak dev uçakların yenilenme ve bakım hangarlarının son halini gezdik...

Sohbetler ettik...

Akar, Türkiye’nin uluslararası bir güç olarak kendi bekasını koruması için nasıl fedakârca çalışıldığını anlatıyordu.

Suriye’den Libya’ya, Azerbaycan’dan Somali’ye kadar başarılı bir ordu.

Hain darbe girişimine rağmen, kendi sınırları dışında dünyanın en zor harekâtlarını başarıyla yapan bir ordu...

Erciyes manzarasına doğru sohbet ederken “Ölürsek şehit, kalırsak gazi” diyordu...

Akar her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğini vurguluyordu.

Bunları konuşmuştuk.

Yazının Devamını Oku

Bir tarih çığlık atıyor: 3 bin yıllık mezarlar 60 yılda ölüyor

Önceki gün dünya mirasına aday Kaunos kenti için hazırlanan bir rapor elime geçti.

İlk olarak rapordan bir cümle aktarıyorum:

“Kaunos kaya mezarları, kayaçlarındaki bozulma nedeniyle gün geçtikçe yapısal bütünlüğünü kaybetmekte, hatta yok olma tehlikesi ile de karşı karşıyadır.”

Bu çarpıcı tespitten sonra şimdi detaylara girebilirim.

Düşünün ki...

Pers işgallerinden, Bizans ordularından, Roma baskınlarından kurtulmuş bir tarih.

Şimdi ilgisizliğin sinsi işgali”nden kurtulamıyor.

Yazının Devamını Oku

Hapishanedeki o melek için ben de saygıyla eğiliyorum

İşte yine bir yaratık....

Genç kadını karnındaki bebeğiyle birlikte delik deşik edip öldürdü....

Yine haberler. STK tepkileri.... Gazete manşetleri.... Kınamalar.... Bela okumalar....

Ama sonuçta gencecik bir kadın kalbindeki ve karnındaki hayalleriyle birlikte gömüldü gitti....

Daha öncekilerde olduğu gibi yine 3-5 gün geçecek.... Yine unutulacak....

Ama buna rağmen önceki gün Antalya’dan umut dolu bir haber geldi...

DHA’dan Aslı Duran geçmiş:

Antalyalı iş insanlarından Melek İpek’e:

 Tahliye olduğunda işin, aşın hazır...”

Yazının Devamını Oku