Bu mektubu bütün sağlık çalışanları için yayınlıyorum

İki büyük hastane grubunun sahibi...

Trabzonspor’un eski başkanı...

Muharrem Usta...

Sporseverliğinin, doktorluğunun yanında tam bir gönül insanı...

İşte o patron, kısa süre önce koronavirüs yüzünden kaybettiği doktor arkadaşının ardından bir yazı kaleme alıyor.

Dr. Engin Türkmen... 

Usta’ya ait bir hastanenin başhekim yardımcısıydı. Koronavirüsten vefat etti.

Her birimizin “inanç adresleri”ne yazılmış bu mektubu olduğu gibi yayınlayacağım. Ama önce benimle ilgisini de anlatmam lazım...

CANIM ANNEMİ O YAŞATMIŞTI

Doktorlar annem için 5-6 ay ömür biçmişlerdi... Sevgili dostum Osman Müftüoğlu ile defalarca konuştum.

Çevremden aldığım bilgiler, Dr. Engin Türkmen diyordu.

Osman, “Hiç düşünme” dedi.

Öylece tanıştık. İlk muayeneden sonra...

Ben elimden geleni yapacağım. Ama siz annenizi hoş tutun” dedi.

Annemi yanıma almıştım. 

Her pazar önce Sarıyer’de balık yer, sonra Kilyos sahillerine gidip babamla anılarını dinlerdim... Dr. Engin’le dost olmuştuk. Çünkü doktorluğu kadar verdiği pozitif enerji annemi mutlu ediyordu... Dr. Engin’le konuşunca, annem sanki düzeliyor, güçleniyordu... Evet, arkadaşım Dr. Engin tam 3 yıl yaşattı annemi.

Bana annemle yaşayacak 36 ay verdi. Annemin sesini duyabileceğim 1000 gün bağışladı...

Onun sayesinde canım annemi, şarkılarını dinleye dinleye, ellerini öpe öpe uğurladım.

Nur içinde yatsın...

Ve önceki gün Aylin’den bir telefon aldım...

Fatih Bey, üzücü bir haber veriyorum. Nezahat annenin doktoru Engin Bey vefat etmiş...”

Ne yapacağımı şaşırdım. Başsağlığı için Muharrem Usta’yı aradım. O da feci bir haldeydi...

Hiç sorma dostum. Bir canımızı kaybettik. Çok konuşamıyorum. Ama senin de sevdiğini bildiğim için onun ardından yazdığım bir yazıyı göndereyim...”

AH ENGİN AH!

Bana göre bütün adreslere yazılmış bir mektuptu bu.. Bir hastane sahibinin, nasıl bir belayla uğraştığımızı bütün çıplaklığıyla anlattığı bir mektup... Kendisinden izin alıp burada yayınlıyorum.

“Çaresizliği hissetmek...

Hayat tarifi imkânsız duygularla hepimizi derinden sarsıyor. 

Bir tarafta insanın yaşam sevinciyle bağlantılı yarınlara dair bitmez tükenmez hayalleri... Diğer tarafta hayatın insana hazırladığı acı süprizler.

Nereden bilebilirdik bu kadar kısa süre içerisinde tarifi imkânsız acılarla derinden sarsılacağımızı.

Bir doktor olarak, hem de korona konusunda bu kadar tecrübeli bir doktor olarak hayalinde böyle bir şey muhtemelen hiç canlanmamıştı.

Üstelik o çaresiz kalsa bile çok sayıda can dostu hekim arkadaşının onun için mücadele edeceğini, seferberlik ilan edeceğini elbette biliyordu.

Evet...

Böyle bir sona doğru gidebileceği hiç aklına gelir miydi acaba. 

Ya da bizlerin aklının ucundan geçer miydi.

Ta ki...

Koronaya yakalanıp yoğun bakıma girmenin ne demek olduğunu bilmesine rağmen, ‘Artık dayanamayacağım, beni yoğun bakıma alır mısınız’ dediği ana kadar.

Evet...

Hiçbirimizin hayal dünyasından onun gibi bir doktorun bu virüsten dolayı böyle bir acı sonla karşılaşacağı geçmiyordu.

Her an, her gün yeni bir umutla can dostları, hekim arkadaşları gecelerini gündüzlerine katarak mücadele ettiler ama olmadı.

Engin için, o güzel insan için herkes elinden gelen her şeyi yapmak için çırpınıp durdu. Ama olmadı, maalesef olamadı. Onlarca kendi alanında deneyimli hekimin uğraşısına rağmen maalesef sonuç alınamadı, olmadı, olamadı.

Yıllardır binlerce insana şifa eli uzatan Engin’imiz için bu kez onlarca hekim arkadaşı şifa elini uzattı ama olmadı, olamadı.

Hekimler olarak çaresizliği ciğerlerimiz dağlanarak, gözlerimizden yaşlar akarak, en derin şekilde bir kez daha hisseder olduk.

Ah Engin ah...

Her gün her gece ve her sabah bu canımız yanarak, içimiz sızlayarak, gözyaşı dökerek senin için dua ettik ama olmadı. Henüz ömrünün baharında, gencecik yaşta etrafına pozitif enerji yayan can dostum... Senin gibi engin bir tecrübeyi, gölgesinde binlerce hastanın şifa bulduğu büyük bir çınar ağacını kaybettik.

Sen bize çaresizliğin ne demek olduğunu... 

Bunca imkânlara rağmen, senin için canını dişine takıp mücadele eden bunca hekim arkadaşının sınırsız çırpınışına rağmen çaresizliğin ne demek olduğunu yaşattın.

Ah be güzel kardeşim... Şimdi elimizden dua etmekten başka bir şey gelmiyor.

Seni daima minnetle ve rahmetle anacağız.

Allah rahmet eylesin, mekânın cennet olsun!

Rabbim yar ve yardımcın olsun.

Muharrem Usta.”

NE OLUR DİKKAT

Bu mektubu olduğu gibi yayınladım. Çünkü nasıl bir belayla uğraştığımız ilk ağızdan bilinsin istedim. Ne olur maske... Ne olur mesafe... Ne olur hijyen... Buradan bütün sağlık çalışanlarımıza gönül dolusu şükranlarımı gönderiyorum.

Kaybettiklerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine sabırlar diliyorum...

Eğer onları seviyorsak, dikkat edelim...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Macron'un mektubundaki 'Değerli Tayyip'in anlamı

Gerilim dolu 2020’nin ardından, nihayet Doğu Akdeniz’de diplomasinin sakin sularına giriyoruz.

İşte:

Onca ağır sözlerden sonra Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupta el yazısıyla yazdığı “Değerli Tayyip...” vurgusu... Biliyorsunuz böyle resmi mektuplarda el yazısı olmaz. İsimle hitap edilmez. Macron’un el yazısı, bir yeni dönemin işaretidir...

İşte:

Karşılıklı olarak büyükelçilikleri geri çektiğimiz Mısır. Sert açıklamalar. Keskin sözler. Ve iki ay önce başlayan “Bir adım sen, bir adım ben” anlamına gelecek yakınlaşmalar. 

Türkiye, Mısır’ın NATO’da askeri ataşe bulundurmasına engel oluyordu. Bir jest olarak bu engeli kaldırdı. 

Buna karşılık Mısır, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda Türkiye’nin Kıbrıs ve Batı Trakya ile ilgili önerilerine karşı koyduğu vetoyu (engellemeyi) kaldırdı. 

Böylece iki ülke arasında “makul ilişki” zemini açılmış oldu.

Ve daha bunun gibi çok sayıda gelişme. Yunanistan, İsrail, Ermenistan, Suriye gibi gerilim yüklü ilişkilerde tansiyonu düşürecek adımlar atılıyor.

Yazının Devamını Oku

Ege’de yeniden bahar-Çavuşoğlu’ndan Yunan heyetine: ‘Gelin sizi Antalya’da ağırlayalım’

Diplomasinin iletişim hatları bazen öylesine hızlı işler ki...

Tek bir söz, muazzam gerilimleri, savaşın eşiğine gelen dengeleri değiştirir.

İşte örneği...

Yunanistan’ın üst üste Türkiye’yi kızdıran NAVTEX ilanları...

Ocak ayı başlarında Girit’teki Suda Hava Üssü’nde tatbikata hazırlanan savaş uçakları...

Derken...

- Sabah saatleri: 11 Ocak Pazartesi...

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nu ağırlıyor.

Ve elbette konu Kıbrıs, Yunanistan ve Ege...

Yazının Devamını Oku

Aşı konusunda hayatımızı bağlayacak en zor soru

BBC’den CNN’e...

İngiltere’den Avustralya’ya kadar bir soru büyüyor:

Uluslararası seyahatlerde hangi aşı geçerli kabul edilecek? İngiltere, ABD, Avrupa, Pfizer/BioNTech aşısını oluyorsa... Türkiye, Afrika ve Asya’nın büyük bölümü Çin aşısı oluyorsa... Nasıl bir eleme yapılacak? Aşılar arasında bir ayrım mı olacak? Yoksa yalnızca antikora mı bakılacak?

Cevap: “Elbette antikor testlerine bakılacak.”

Yani her 6 ayda bir antikor testi mi olacak?

Daha iki gün önce Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris şöyle dedi:

“DSÖ, aşı için bir onay makamı değildir. Aşılara her ülkenin aşı düzenlemeleriyle ilgili makamları karar verecek.”

Bu açıklama, önümüzdeki dönemde ülkeler arasındaki seyahatlerde bir “aşı izin krizi”nin habercisi olabilir mi?

Avustralya’nın en büyük havayolu şirketi Qantas, uçağa binecek yolculardan

Yazının Devamını Oku

Darbeci bir terörist, Türk askerini tehdit ederse

Neler olacağını şöyle anlatayım:

Önceki hafta, Libya Kara Harp Okulu Komutanlığı’nın mezuniyet töreniyle başlayan çok önemli bir ziyaret gerçekleşti.

Harp okulu öğrencilerinin geçit töreninde, Libya Savunma Bakanı Selahaddin Nemruş, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Libya İçişleri Bakanı Fethi Başağa, Libya Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Halid El Meşri’yle birlikte selam veriyordu.



Burası darbeci Hafter’in saldırısıyla 34 Libya harp okulu öğrencisinin şehit edildiği yerdi.

Verilen birlik mesajı bu nedenle doğrudan

Yazının Devamını Oku

‘Sır adamlar’ın açık telgrafı

Yalnızca bulundukları ülkeyle Türkiye arasındaki ilişkileri, gizli görüşmeleri değil...

Türkiye’nin bölgesine göre en kritik, en hassas, devletin gizli bilgilerini içeren kriptolarını yazarlar.

Dahası o kriptoların içeriğini belirler, bir sonuca doğru değerlendirip siyasi iradeye gönderirler.

Ketumdurlar... Titizdirler... Çoğu zaman susarlar... Yüzlerinde hep o mütevazı ifade vardır.

“Sakin güçtür”ler...

Cumartesi günü yazdığım gibi...

Onlar, “tarafları rencide etmeden çözüm bulma uzmanı”dırlar.

Diplomatlardan söz ediyorum.

Önceki gün T24’ten

Yazının Devamını Oku

Efsane kupa Antalya'da

Önceki gün Anadolu Ajansı’ndan gelen şu fotoğrafa bakıyordum.

Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesi...

İlçeye 90 kilometre uzakta, Sarıbal Mahallesi...

Toprağa kireçle çizilmiş bir tenis kortu. Poşu, şalvar, ellerinde raket. Tenis oynayanlar...

Muhteşem bir görüntü... 



Yazının Devamını Oku

Her şey bu gizli diplomasiye bağlı

Devletler arasındaki krizler kamuoyu önünde şiddetli bir gerilim olarak devam etse de...

Karşılıklı keskin ve suçlayıcı açıklamalar olsa da...

Savaş gemileri karşı karşıya gelse, radarlar birbirine kilitlense, jet uçakları kanat kanada gelse de...

Alt tarafta...

Diplomasinin engin, derin ve ıssız sularında bir temas vardır.

İşte budur gerçek olan...

Bu girişi şunun için yaptım.

Ankara’dan bizim Uğur Ergan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarını öylesine güzel aktardı ki...

Kısa... Net... Öz... Açık mesajlarla dolu bir sohbet...

Yazının Devamını Oku

Ve o telefon doğrulandı

Olay şu...

Vahşice katledilen Pınar Gültekin’in babası Sıddık Bey’e, bir CHP milletvekilinin telefon açtığı ve “şikâyetinden vazgeçmesi için” talepte bulunduğu iddialarını yazmıştım.

Pınar Gültekin’in babası bu talebi aynen geri çevirmiş.

Bu olayı ailenin avukatı Dr. Rezan Epözdemir’e soruyorum.

Aynen şu cevabı veriyor:

Evet, Fatih Bey, yazınız doğrudur. Müvekkil (Pınar’ın babası Sıddık Bey) kendisine böyle bir telefonun ve talebin geldiğini söyledi. Hatta telefon numarasını gösterdi, WhatsApp profilinden de baktık. Gerçekten bir milletvekili. Sıddık Bey, kendisine gelen bu talebi refüze ettiğini de söyledi. Ayrıca bununla ilgili kendisiyle başka temaslar da olmuş. Dolayısıyla yazınız içerik itibarıyla doğrudur. Fakat arayan milletvekilinin ismini kendisi 4 Ocak’taki duruşma sonrasında açıklayacağını söyledi. Bu konuda benden bir hassasiyet rica etti. O nedenle kendisi duruşma sonucunda uygun görürse açıklayacaktır. Görüşmenin muhatabı ben olsaydım, ismi çekinmeden açıklardım. Sonuçta kadın cinayetleri ve şiddet Türkiye’nin kanayan bir yarasıdır. Böyle bir teklif hangi siyasetçiden gelirse gelsin kabul edilemez. Gayri ahlakidir. Fakat isim konusunda muhatap müvekkil olduğu için kendisi açıklayacağını ifade ediyor. Biz de bu iradeye saygı duyuyoruz.”

ÖZGÜR ÖZEL’DEN TELEFON

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel aradı ve aynen şöyle dedi: “Fatih Bey, sabah erkenden yazınızı okuduk ve Sayın Genel Başkanımıza sunduk. Kendisi bu olayın bütün detaylarıyla araştırılmasını istedi. Tabii bizim için böyle bir şey kabul edilemez. Bu nedenle 4 Muğla milletvekillerimizle bir videokonferans yaptık. 3’ü aileyi hiç tanımadıklarını söyledi. Birisi ise Pınar’ın babasına telefon açtığını ve taziye maksadıyla olduğunu ama böyle bir konuşma yapmadığını söyledi.”

Bu noktadan sonra

Yazının Devamını Oku

CHP Muğla vekili eğer bu teklifi sen yaptıysan

Aslında bu yazının başlığı “İdealist bir avukatın bir canavarla mücadelesi” olacaktı.

Ama son dakika öyle bir haber geldi ki...

Tüylerim diken diken oldu. Herkes biliyor...

Muğla’da üniversite okuyan genç Pınar, eski sevgilisi Metin Avcı tarafından canlı canlı yakılıp üzerine beton dökülüp katledilmişti.

İşte tam onun hikâyesini yazıyordum ki...

Bir baktım CHP’nin bir Muğla milletvekili Pınar’ın babasını aramış.

Demiş ki:

- Tamam böyle bir şey yaşandı. O aile de perişan. Zaten cezasını çekecek. Gel sen davandan vazgeç... Zaten kamu davası devam edecek...

Babanın cevabı:

Yazının Devamını Oku

Fuat Oktay’dan önemli bir değişim sinyali

2021 bütçe maratonundaki konuşmalarına bakınca, önemli bir detay dikkatimi çekiyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın özellikle kapanış konuşmasındaki üslubu...

Muhalefetten gelen “sataşmalara” karşı, ilk kez bir “siyasi kıvraklık” göstererek keskin cevaplar veriyor.

Bir anlamda “teknokrat” yapısından “siyasi yapıya” evriliyor.

Fuat Oktay, daha önce muhalefetten gelen sataşmalara karşı istatistikler, tablolar, rakamlar göstererek cevap verirdi. 

Oktay, polemikten kaçınmak için cevap verirken parti ve isim vererek kişiselleştirmezdi. Şimdi doğrudan isim veriyor...

Hatta “Franco benzetmesi” gibi keskin siyasi cevaplar veriyor.

Bu nedenle...

Oktay

Yazının Devamını Oku

‘Allah razı olsun’ lafının en temiz halini görmek istiyor musunuz? İşte cevabı:

Bizim meslekte basın müşavirliği genellikle şöyle algılanır:

“Sayın Bakan dedi ki...”

“Sayın Başbakan dedi ki..”

“Aman şunu şöyle yazın...”

Ama işin aslı öyle değildir.

O basın müşaviri kardeşlerim ellerinden geleni yapar. Kimi zaman mutsuz olurlar, kimi zaman başarılı...

Sonuçta basın müşavirliği zor iştir. Hepsine saygım o nedenle sonsuzdur.

Ama bu defa farklı bir olayla karşılaştım.

Tarım Bakanlığı Basın Müşaviri

Yazının Devamını Oku

Korkutan harita

En yetkili ağızdan duydum... Prof. Birpınar: “Hortumlar, yağışlar artacak... Kuraklık tehlikesi var.”

İnsan nedense başına gelmeden çevre felaketini algılamıyor.

Sanıyorum o nedenle MGM bu haritayı ciddi bir uyarı olarak yayınladı.

Haritaya bakarsanız, Türkiye genelinde bir “kuraklık alarmı” var.

Elbette, bugünden yarına, “Öldük bittik, susuz kaldık” demiyorum. Ama risk var.

Dikkat edin...


Yazının Devamını Oku

Böyle cinayet ancak filmlerde çözülür

Mülayim Bey, Bursa’da bir parkta dinleniyordu.

Masmavi gökyüzü ve güneş vardı ve Mülayim Bey o an büyük bir keyifle çocuklarını bekliyordu. 

Güneşli bir günde çocuklarıyla sohbet edecek...



Ama nasıl olduysa oldu, Mülayim Bey, aniden masaya yığıldı kaldı.

Kısa bir şaşkınlık.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en komik casusluk iddiası!

Haber, bir İsrail gazetesinde çıkıyor: “Yunanistan’da Türkiye için çalışan casuslar yakalandı.”

Vay be...

Nasıl yani?

Şöyle diyor haber:

Rodos ile Meis Adası arasında sefer yapan bir feribotta görevli olan bir kişi, seferler sırasında çektiği Yunan askeri gemilerine ait fotoğrafları, Rodos’taki Türk başkonsolosluğundan bir görevliye veriyordu.”

Böylece iki kişi gözaltına alınmış.

Casusluk iddiası bu...

Ama insan bunu okuyunca...

Biraz da Meis-Rodos-Türkiye arasındaki mesafeleri bilirse...

Yazının Devamını Oku

Şantiye şampiyonu

Salgın nedeniyle salon kapanınca, Ahmet çaresiz sokakta kalmıştı.

Oysa o salonda çalışıyor, o salonda uyuyordu. 

Eviydi yani...

Ama artık yatıp kalktığı, çalıştığı o salon da kapanmıştı.

Ahmet’in hayalleri vardı. 



Yazının Devamını Oku

Maçlar seyircisiz olunca yöneticiler amigolaştı

Türkiye Futbol Federasyonu Hukuk Müşavirliği’nin Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevk ettiği isimlere bakar mısınız? Eskiden bu listede futbolcular olurdu.

Taraftar taşkınlıkları yüzünden cezalar gelirdi.. Ama bu defaki liste çok farklı. İnanılmaz bir şekilde listenin neredeyse tamamı kulüp yöneticilerinden oluştu.

Kimisi taşkınlıktan, hakaretten, kimisi pandemi kurallarına uymamaktan.. Peki niye? Aslında bu soru Futbol Federasyonu içinde de sorulmuş..

Kulislere düşen cevap da şöyle: “Maçlar seyircisiz oynanıyor. Tribünler boş. Amigolar yok. Küfür yok, ıslık yok. Tezahürat yok. Tribünler doluyken kulüp yöneticilerinin sözleri, tavırları arada kaynıyordu. Şimdi yöneticiler taraftar gibi tepki veriyor. Kurallara aykırı hareketleri dikkat çekiyor.”

Arkadaşlar bu yorumun Türkçe açıklaması şudur: “Taraftar olmayınca, kulüp yöneticileri amigolaştı.” TFF “maske takın” diyor takmıyorlar. Kurala göre takımlardan en fazla 20’şer kişi sahada olacak. Ama buna da uyulmuyor.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJuNnlCWHFtViIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

25 İDARECİ LİSTEDE

Doğrusu bu yorumlar üzerine biraz araştırma yapınca gerçek ortaya çıktı: “Disiplin Kurulu’na sevk edilen 25 isim var. Ve neredeyse tamamı idareci...”

· Ankaragücü 1 yönetici,

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin hak ettiği harita

Yıllardır Türk denizciler için gizli bir yaraydı...

Amatör denizciler, Yunan orijinli Poseidon hava tahmin sitesine bakıyordu.

Bir bölümü Windy, PredictWind gibi profesyonel ve gelişmiş tahmin sitelerine para karşılığında abone oluyordu.

Akdeniz'de seyreden tekneler, Türk meteorolojisi yerine başta Yunan hava tahmin sitesi olmak üzere bu profesyonel tahmin sitelerine bakıyordu.

Ve her bakışta soruyorlardı:

“Bizim Meteoroloji Genel Müdürlüğü nerede? Niye biz bunu yapamıyoruz? Neden Türk meteorolojisi denizciler için bu kadar detaylı tahmin haritaları yapmıyor?”

Yazının başlığını ‘Türkiye’nin hak ettiği harita’ diye koymamın nedenine gelince...

Denizciler rota belirlerken hava tahmin haritalarına bakarlar.

Hava tahmin siteleri hangi ülkeye aitse, sanki o ülkenin haritası hissedilir.

Yazının Devamını Oku

Ordu üzerinde yaşanan tartışmalara üç cevap

1) Hulusi Akar Paşa Irak’ta askerimizin başına çuval geçiren komutandan liyakat nişanı aldı mı?

2)Orduya getirilen din işleri subaylığı uygulaması “gericilik” midir?

3)Tank Palet Fabrikası olayı nedir?                    Önceki gün bütün bu soruları MSB kaynaklarına sordum ve cevaplarını aldım. Ama önce şunu söylemeliyim: Arkadaşlar, Türk ordusu siyasete bulaştırılmaktan çok çekti. Geçmişteki tecrübelerden alınan derslerle söylüyorum. Siyasetin eli askerin içine uzandıkça, asker siyasi tartışmalara malzeme edildikçe hep beraber kaybediyoruz. Millet olarak zararlı çıkıyoruz. 

Askerin moral değerleri üzerinden süren bu tür tartışmalar zehirli bir sarmaşık gibidir. Nice çınarları sarıp çürütür.

O yüzden “Yapmayın” diyorum.

Cevaplara gelince...

TÜRK ASKERİNİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİREN ABD’Lİ KOMUTAN HULUSİ AKAR PAŞA’YA LİYAKAT NİŞANI VERDİ Mİ?

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a Yüksek Liyakat Nişanı, 23 Ocak 2015 tarihinde John Michael McHugh ve Savunma Bakanı Chuck Hagel onaylarıyla verildi. Basında çuval geçirme olayı olarak ifade edilen hadisenin yaşandığı (Irak, Süleymaniye) 04 Temmuz 2003 tarihinde birlik komutanı Alb. William Mayville (173’üncü Hv.İnd.Tug.K./Kerkük) olup, bağlı olduğu Musul’daki 101’inci Hv.İnd.Tüm.Komutanı Tümg. David Petraeus’tur. ‘Türk askerinin başına çuval geçirdiği komutandan liyakat nişanı aldı’ denilen Raymond T. Odierno ise, Temmuz 2003-Mart 2004 tarihleri arasında Tikrit’te görevlendirilen (4’üncü Piyade Tümen Komutanlığı/Texas-ABD) askerdir.”

Evet, olayın resmi cevabı budur...

Yazının Devamını Oku

Toplu virüs taşıma sistemi

Sokağa çıkma yasağının amacı eğer virüsün yayılmasını önlemekse...

Cuma akşamı anladık ki ciddi bir tehlike var. 

Nereden mi anlıyorum.

Bağcılar tramvayı söylüyor her şeyi.

Bakar mısınız tramvayın içine...

Millet burun buruna gelmemek için daha ne yapsın.

Yüzlerde bir korku, bir tedirginlik...

Birisi hapşırsa millet birbirini ezecek.

Metro, otobüs, minibüs ne varsa bakın...

Yazının Devamını Oku