GeriFatih ÇEKİRGE Bir annenin oğlu için inanılmaz mücadelesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir annenin oğlu için inanılmaz mücadelesi

Bu pazar size, bir annenin ‘özel öğrenci’ durumundaki oğlu için verdiği inanılmaz mücadeleyi anlatıyorum. Ve kim bilir şimdi kaç anneye gözyaşı halinde bir mesaj gönderiyorum. İşte o hikâye...

SERPİL’in içindeki kuşku giderek büyüyordu.. “Acaba çocuğumda bir şey mi var?” Melih 2 yaşına geldiğinde Serpil önce eşine sordu:

Sence bizim oğlumuzda bir değişiklik mi var?”

- Nasıl yani?

- Ne bileyim yaşıtlarına göre biraz yavaş büyüyor gibi.

Baba kestirip attı:

- Nereden çıkarıyorsun bunu. Yok öyle bir şey...

O öyle demişti ama Serpil’in içine şüphe düşmüştü bir kere. Ve o şüphe her geçen gün içini kemiriyordu.

Melih 3 yaşına gelince o şüphe artık gerçeğe dönüşüyordu. Evet oğlu “özel” bir çocuktu.

5 yaşına geldiğinde hem kendi ailesiyle hem de eşinin ailesiyle tartışmaya başlamışlardı.

Bir annenin oğlu için inanılmaz mücadelesi

Onlar “Nereden çıkarıyorsun bunları. Melih normal bir çocuk” diye çıkışıyorlardı.

Tartışmalar ara ara kavgaya bile dönüşüyordu.

Serpil onlara “evet” diyordu ama bir yandan da araştırıyordu.

Melih’in durumu nedir? Birkaç psikolog buldu. Sordu soruşturdu. 

Hemen hepsi “Dikkat eksikliği” diyordu.

Bu sırada Melih, İbrahim Karaoğlan İlkokulu’na başlamıştı.

Okul yönetimi Melih için “kaynaştırma öğrencisi” diyordu.

Serpil eşine gerçeği kabul ettiremeyince ayrılmaya karar verdi. Ve evi terk etti.

Serpil bu ayrılığı o kadar nazik anlattı ki:

Eşim kabullenmiyordu. Baktım olacak gibi değil. Oğlum için ayrıldım. Anne baba evine döndüm. Ve işe girdim. Çünkü o tarihlerde özel çocukların giderlerini devlet karşılamıyordu. Sigorta için işe girdim.”

OĞLUM ÇANTAYI FIRLATTI: ‘YETER ARTIK’ 

Melih büyüdükçe okuldaki sıkıntılar da artmaya başladı. Çünkü onu anlamıyorlardı. Ve annesi Serpil’i hiç anlamıyorlardı. İşte bir annenin oğluyla hayat arasında gidip geldiği kopma noktası.

Serpil bu anı bana şöyle anlatıyor:

Bir gün oğlum okuldan ağlayarak döndü. Çantasını fırlattı. Çok kızgındı. Ben tabii onun göz temasından anlarım. Çok kızgın ve hırslı olduğu için bekledim sakinleşsin. Sakinleştikten sonra sordum: ‘Annecim ne oldu anlat bana’.

‘Ya öğretmen test yapacaktı. Arkadaşlarıma test dağıttı ama bana dağıtmadı. Neden bana test yapmadı. Neden. Neden’.” 

Feci bir andı... Serpil sinirden ağlayacak gibiydi. Ama ağlamadı. Yılmadı.

ANNENİN İSYANI

- Ne demek hocam. Siz benim oğlumu dışladınız. Şu anda kendisini nasıl hissediyor biliyor musunuz? Keşke bana söyleseydiniz, ben gider kırtasiyeden ona göre test alır size verirdim.

Çünkü o tarihlerde öğretmenlerde “özel öğrenci” kavramı yoktu. Yetemiyorlardı. Özel eğitimci yoktu. 

OĞLUMU NASIL DIŞLARSINIZ

Hemen okula gitti... 

İşte öğretmeniyle yaptığı konuşma:

- Hocam Melih’e test vermemişsiniz. Çok üzülmüş. ‘Neden öğretmenim arkadaşlarıma test verdi de bana test vermedi’ diye sordu. Neden benim oğlum dışlanıyor hocam.

Ve hocanın cevabı:

- Sizin oğlunuzun yapabileceği bir test değildi. Özel test de yapamadım.

ÇOCUĞUMU SINIFTAN ATMAK İSTEDİLER

Serpil, oğlu için bu tepkiyi verince öğretmen diğer velilere gidip imza toplatıyor.

İmzanın konusu da şu: “Melih bu okuldan gitsin... Engelliler okuluna...”

Oysa ki Melih engelliler okuluna zaten gidiyor. Kaynaştırma için İbrahim Karaoğlan İlkokulu’nda... Serpil devam ediyor:

Allah’tan oranın müdürü ve genel müdürü çok iyi insanlardı. ‘Biz bu çocuğu kazanacağız’ dediler. Öğretmeni ve velileri ikna ettiler. Çünkü çocuğum oradaki arkadaşlarına alışmıştı. Arkadaşları da onu istedi. Böylece arkadaşlarıyla birlikte Gaffar Okkan Ortaokulu’na geçti. İlkokul arkadaşlarıyla birlikte olduğu için mutluydu.”

Ama Melih büyüyordu. Tepkileri de ona göre yükseliyordu. Son sene öğretmenler de zorlanıyordu. Annesi sordu:

- Melihcim bak, sorunlar var. Gel okulu değiştirelim. Özel öğrencilerin olduğu bir okula geçelim.

Ve Melih’in cevabı:

- Hayır anne. Ben bu okuldan arkadaşlarımla birlikte mezun olacağım.

Serpil yine okul müdürüne gitti. Anlattı, dil döktü. Bir annenin yüreği neyse onu koydu ortaya. Serpil bir doktorlara gidiyor, bir rehabilitasyon merkezine gidiyor. Melih’in durumuyla ilgili raporlar alıyordu. Oradaki doktorlar, “Melih o okulda okuyabilir” raporunu verince müdür “Tamam” dedi.

VE MELİH KEPİNİ HAVAYA ATIYOR

Aradan yıllar geçiyor...

Melih, Ali Güven Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Turizm Otelcilik-Konaklama Bölümü’nü onur belgesi ile bitiriyor.

Ama ne mücadele...

Ve sonunda Serpil mutluluk gözyaşlarıyla oğlunun kep giyme törenine katılıyor.

Bir annenin oğlu için inanılmaz mücadelesi
Peki şimdi ne olacak...

Melih ne yapacak? Nasıl yaşayacak. Bir iş sahibi olabilecek mi?

OĞLU İÇİN KURSA YAZILDI

Serpil düşünüyor, düşünüyor... Acaba ne yapsa... İşte o sırada babasının lüle taşı ustalığı aklına geliyor. Araştırıyor. Bir bakıyor ki, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi el sanatları kursu açmış... Hemen oraya yazılıyor. 

BÜYÜKERŞEN FARKI

Serpil hanım bu kursu öyle bir anlatıyor ki...

Bir hayat kazandık orada. Zaten Yılmaz Büyükerşen hocamızın peşinden giden hiç yanılmaz...”

ÖNCE KENDİMİ GELİŞTİRDİM Kİ ÇOCUĞUMA FAYDAM OLSUN

Serpil kurstan başarı belgesiyle mezun olduktan sonra bir atölye hayali kuruyor.

Nasıl olacak?

O sırada kaymakam destekli sosyal projeleri var.

Bir annenin oğlu için inanılmaz mücadelesi

Oraya başvuruyor. Sağ olsun kaymakam onaylıyor... (Buradan o dönemin vali ve kaymakamına selam olsun...)  

Ve Serpil kadın girişimci olarak KOSGEB desteğiyle 15 bin lira kişisel krediyle atölyesini kuruyor. 

MELİH İFTAR SOFRASI KURUYOR

Bütün bu sevindirici haberler Melih’i de hayata bağlıyor. Ve ramazan günü kimse evde yokken Melih eve gidiyor... Sonrasını Serpil hanım şöyle anlatıyor:

Bir annenin oğlu için inanılmaz mücadelesi

“Ben orucum... Melih’e oğlum eve gitmeyelim ezana 15 dakika kaldı. Gel dükkânımızda lahmacun söyleyelim dedim. Ama o bana sürpriz yapmak istemiş. Benden habersiz eve gitmiş, bir şehriye çorbası yapmış. Mevsim kızartması ve salata yapmış. Salatalık falan. ‘Olmaz anne eve gitmemiz lazım’ diye ısrar ediyor. Eve bir gittim ki iftar sofrası hazır. Artık siz düşünün beni.”

ŞİMDİ ONLAR ANNE OĞUL BİRLİKTE ÜRETİP SATIYORLAR

Evet arkadaşlar...

Bu pazar size bir annenin “özel durumu” olan çocuğu için yaptığı o müthiş mücadeleyi aktarmak istedim.

Şimdi onlar Eskişehir Odunpazarı’ndaki dükkânlarında birlikte çalışıyorlar, üretiyorlar...

Ve sevgili Serpil Işık... Çocuğun için, eşini bıraktın. Okul hayatı boyunca her türlü güçlüğe göğüs gerdin. Onu mezun ettin. Melih’i okutmakla kalmadın, ona bir iş hayatı sunmak için sen kurslara gittin. Sevgili Serpil, önünde saygıyla eğiliyorum. 

Hele şu sözlerin hiç unutulmasın isterim: “Ben sürekli kendimi geliştirdim. Bu çocuklarla ilgili ne yapılması gerektiğini okudum. Kanunlara kurallara baktım. Ben onunla birlikte büyüdüm. Ben onların göz temasıyla ne demek istediklerini anlarım. Ben şimdi bu çocuklara eğitim vermek isterim... Bu durumdaki bütün annelere buradan selam olsun...”

X

‘Ağaç üzerinden siyaset yapanları ayıplıyorum’

Yangının dört bir tarafı sardığı saatlerde...

Tam Manavgat’a doğru alçalırken...

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yle konuşuyoruz.

Acı büyük. Alevler durmuyor...

Soruyorum:

- Sayın Pakdemirli, önce milletçe hepimize geçmiş olsun. Bir sabotaj endişeniz var mı?

- Her yangında kafamızdaki soru budur. Ama kolluk kuvvetleri bulacak bunu... Sabotajın bulunmasına yönelik teknikler var. Polisimiz, jandarmamız bu konuda çok deneyimli...

- Bir de bazı eleştiriler var. Yangınları söndürmek konusunda yeterli olunamıyor türünden. Muhalefet liderleri bunu iddia ediyor.

Yazının Devamını Oku

Sultanlar’ın kaptanı Eda öyle bir şey söyledi ki...

Aslında bugün Türkiye’nin Mısır’dan İsrail’e Akdeniz’deki yeni diplomatik ataklarından ipuçları verecektim. Ama Tokyo’dan öyle bir haber geldi ki.. Uçtum arkadaşlar.

İçimdeki ayyıldız öyle bir dalgalandı ki..

Ve hele bir de Eda’nın sözünü duyunca..

Özellikle hayata ve geleceğe karşı korkuları olan gençler için o sözü yazmak istedim..

Dün onlar son olimpiyat şampiyonu Çin’le oynarken biz yüreğimiz ağzımızda...

Sinir uçlarımızda birkaç damla gözyaşı...

Sevinç desen... Heyecan desen...

Ne dersen de...

Yazının Devamını Oku

Karşıdan bakınca yalnızca utandım

Bu fotoğrafı Kos açıklarından geçerken çektim... Karşımda Bodrum... İşte o an düşündüklerimi yazıyorum...

- Hadi biz kendi içimizde bu betondan işgali ve rezaleti yaşayıp eleştiriyoruz... Peki ya karşıdan bakınca, dışarıdan nasıl görülüyoruz...



- İşte o nedenle kimseyi suçlamak değil...

- Kimseye öfkelenmek değil...

-“Bak sen şu rantiyecilere”

Yazının Devamını Oku

80 yaşında ilk günkü gibi aşk olur mu?

Erol her sabah uyandığında kızından rica ediyordu: “Hadi uyanmıştır artık. Telefonu görüntülü ara. Onu görmek istiyorum...”

Karşı tarafta kardeşi Esra telefonda aramalarını bekliyordu.

Böylece Erol ve Nermin birbirlerini görerek konuşabiliyordu.

Nermin, Erol aramadan kızına saçını başını düzelttiriyor. Erol’a bitkin görünmemek için elinden geleni yapıyordu.

Böylece Erol ve Nermin hiç olmazsa birbirlerinin gözlerinin içine bakabiliyorlardı.

“Bugün nasılsın canım?” diyen tatlı bir ses...

Bir gülümseme o günü ışıtıyordu.

Yazının başlığında sordum ya...

“80 yaşında aşk ilk günkü gibi olur mu?”

Yazının Devamını Oku

Türkler nerede

Rodos üzerinden Leros’a kadar geçtik. Kimle konuşsam “Türkler nerede?” diye sordu. Rodos’taki acenta, “Herkes dört gözle Türkleri bekliyor” diyor. Lindos’ta hediyelik eşya satıcısı “Bakın kalenin yolları bomboş. Oysa buraları Türkler doldururdu” diye şikâyet ediyor.

Rodos’ta Nicos Taverna’nın sahibi Nicolas: “Her yıl düğünler için gelinlik ve damatlığı İzmir’den alırdık. Çok kaliteli ve hesaplı olurdu. Bu sene hükümet Türkiye’ye kapıları kapatınca kaldık. Çocuklara da söz vermiştik..”

Nicos o kadar samimi ve Türk dostu birisi ki gülerek sordu:

“Ben sana ölçüleri versem bana damatlık kargolar mısın?”

Rodos üzerinden Leros’a kadar geçtik. Kimle konuşsam “Türkler nerede?” diye sordu.

Rodos’taki acenta Figen “Herkes dört gözle Türkleri bekliyor” diyor. Lindos’ta hediyelik eşya satıcısı “Bakın kalenin yolları bomboş. Oysa buraları Türkler doldururdu” diye şikâyet ediyor.

Ve Türk bayrağını gören, “Siz nasıl gelebildiniz yoksa açıldı mı?” diye heyecanlanıyor.

Evet. Ege adalarında esnaf, turizmci bunalmış durumda.

Yazının Devamını Oku

‘Hurdacı başkan olur mu’ dediler

Gün doğarken uyanıyor..  

Yüzünü yıkayıp ekmeğin arasına peyniri koyduktan sonra...

“Haydi Bismillah”diye kapıya çıkıyor...

Hayatı ve her şeyi olan küçük kasa yeşil kamyonetine atlıyor...

Aydın’ın ilçelerinde cadde cadde, sokak sokak geziyor.



Yazının Devamını Oku

‘Türkiye Afganistan’da mutlaka olmalı, ancak...’

3 yıl Afganistan’da NATO’nun sivil temsilcisi olarak görev yapan Hikmet Çetin’le konuştum...

DÜNYA ajanslarının ilk sıralarında hep aynı başlık:

“NATO çekiliyor. Türkiye Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nı koruma görevini alacak mı?”

“Alırsa ne olur?”

Dünya merak ediyor çünkü

Taliban’la merkezi hükümet arasındaki savaş kızışıyor. Taliban ilerliyor...

Peki Türkiye oraya giderse, riskleri ve faydaları nedir?

Yazının Devamını Oku

Türkiye’yi nasıl bir Afganistan bekliyor

İlk sözü baştan yazıyorum: “Şu kaderin cilvesine bakın ki... Taliban’ı Sovyetler’e karşı örgütleyip silahlandıran ABD, şimdi Rusya’nın Taliban’ı destekleyip silahlandırdığını söylüyor...”

Şimdi detaylara geçelim.

Türkiye ABD ile Kabil Havalimanı’nın güvenliği meselesini konuşurken Afganistan’da son durum şöyle:

Taliban ülkenin önemli sınır kapılarını ele geçirmiş.

İran sınırındaki İslamkale ve Türkmenistan sınırındaki Torkundi ilçeleri Taliban’ın kontrolünde.

Uluslararası ajanslardan gelen fotoğraflar Taliban’ın ilerleyişini doğruluyor.

Arkadaşlar eğer bu coğrafyada ABD bir yerden çekiliyorsa...

Orada mutlak bir Rusya ağırlığı başlıyor demektir.

Bakınız Suriye...

Yazının Devamını Oku

O araştırmanın üzerinden 8 yıl geçti hâlâ aynı yangın

Marmaris’te dünyanın en güzel çam ormanları yandı.     

Bir şehit verdik...

Gencecik aile babası Görkem...

Marmaris dağlarından denize doğru akan o canım ağaçlar şimdi yok...

Kötü, kirli bir çirkinlik...

Bir ‘katliam karası’ olarak bize doğru baktığı için yazıyorum...

Unutmadık demek için yazıyorum bu yazıyı...

Çünkü. Unutuyoruz...

Yazının Devamını Oku

57 yıl öncesinin şampiyonları için Olimpiyat Komitesi’ne bir ‘vefa’ önerisi

İlk sözü baştan yazıyorum.

Geçenlerde efsane atletimiz Muharrem Dalkılıç’ın hastanede yattığını yazmıştım.

Sayısız şampiyonluğu olan Muharrem Dalkılıç...

“Vefa” dedim... “Hatırlanmak” dedim...

“Muharrem Abi” çok mutlu oldu...

Ve Hıncal Uluç...

Hıncal Abi spora, atletizme gönül ve değer veren bir gazetecidir. Bana da örnek olmuştur.

Öyle bir yazı yazdı ki...

“Neden spor sayfalarında atletlerimizi göremiyoruz”

Yazının Devamını Oku

Bilirkişi yangının sebebini buldu... Marmaris yangını için gerçeğe çağrı

DHA’dan Ali Gündoğan’ın haberini görünce bir an durdum.

Döndüm bir daha okudum.

Şaşırdım... Bir daha okudum...

Haber şöyle başlıyor:

“6 gün süren bilirkişi incelemesi sonucu; yangının, enerji nakil hatlarından çıktığı rapor edilerek Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunuldu.”

Ne demek bu?

Bir şehit verdiğimiz o yangın...

Türkiye’nin en güzel kıyılarına doğru inen ormanlarımızı kül eden o yangın...

Enerji hatlarındaki bakımsızlık yüzünden mi çıkmış?

Yazının Devamını Oku

Siyah-beyaz günlerden muhteşem bir salona

Ankara 28 yıldır onu bekliyordu. Türkiye onu özlüyordu. Nihayet başlıyor...

ANKARA’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çok yakında programını açıklıyor. Hem de muhteşem yeni salonunda.

Bu haberi alınca nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Çünkü CSO, gençlik yıllarımızın, aşklarımızın, heyecanlarımızın çoksesli tarihidir.

Bunu en iyi kim bilir?

Mesela akşamları CSO’dan gelen sanatçılarla oturduğumuz Replik Bar’da Selçuk Yöntem bilir. Selçuk o zaman da sahiciydi şimdi de öyle. 



Yazının Devamını Oku

İşte son müsilaj raporu

Mustafa Hoca, Çanakkale’den Babakale’ye kadar daldı... İyi haberler geldi. Ege rahat nefes aldı...

Prof. Dr. Mustafa Sarı bir süre önce müsilajın son durumunu raporlamak için bir dizi dalış kararı almıştı.

Çanakkale’den Göcek’e kadar inecekti.

Merakla bekliyordum...

Mustafa Hoca o dalışlara başladı. Önce Çanakkale-Babakale arasında daldı.

Son olarak perşembe günü Avşa Adası’nda daldı...


Yazının Devamını Oku

Bin ağacı kesecek: Durdurun bu katliamı

DHA’dan gelen videoyu izleyince gözlerime inanamadım.

İsmail’in elinde elektrikli testere...

Dallarından kıpkırmızı kirazların sallandığı yemyeşil ağacı kökünden kesiyor...

Testerenin çıkardığı o tiz ses içimizi yakıyor...

Canım ağaç devriliyor. İsmail aynı öfkeyle diğerine geçiyor.

Testerenin keskin ve tırtıklı kenarı ağaca saplanınca yine aynı ses:

“Ciiiiiiiiiiiaaaaaaa...”

Neredeyse bir çığlık...

Onlarca ağaç böyle ölüyor.

Yazının Devamını Oku

Sırtını arkadaşlarına döndü ve bombayı...

Bu pazar anlatacağımız hikâye... Kuzey Irak’ın içlerine doğru. Dağların yolları kestiği Hakurk’ta geçiyor. Suriye’de 18 ay görev yaptıktan sonra Irak’ın kuzeyine geçen komando Yusuf Çavuş’un hikâyesi...

21 Haziran gecesi...

Sırası gelen Yusuf, tam teçhizat nöbet yerine geçmişti.

Dağlarda gölgeler kesilmiş, zifiri karanlık yayılıyordu.

Uzman Çavuş Yusuf, gecenin sessizliğini dinliyordu...

Hakurk bu... Malum. 

Yıllarca PKK/YPG’nin kamp bölgesiydi. Şimdi Türk askeri orayı tutuyordu.

Ama alçaklık ve pusu bitmemişti. 

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş’le devam

Biliyorsunuz çok fazla futbol yazmam. Yorum hiç yapmam...

Çünkü spor yazarlarına saygım var.

Ama bazen bilgi önüme geliyor.

Günlerdir Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş’e eleştiriler var.

Hatırlayalım...

İtalya yenilgisinden sonra basın “Yok bir şey, bu maçı unutalım” diye moral veriyordu...

Ben ise şöyle yazmıştım:

“Gerçek 1: Şenol Güneş beraberliğe oynadı. İtalya ile beraberlik ve ardından bir galibiyet yeter, dedi. Yanlış hesap yaptı... Böylece aslan gibi takım, savunmada kaldı...

Gerçek 2: Milli takımdaki bazı oyuncular Avrupa’da star olmuşlar.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin yeni NATO misyonu

Brüksel’deki NATO zirvesi yalnızca bir “savunma paktı” zirvesi değildi...

Dahası...

Klasik NATO misyonunun yepyeni bir tanıma geçiş sinyaliydi.

En keskin şekliyle özetlersem:

ABD Başkanı Biden’ın mesajları açısından NATO artık bir “savunma paktı” değildir...

NATO’nun bir askeri güç olarak “küresel çözüm ve karar merkezi” haline gelme arzusu açıktan vurgulanmıştır.

Biden’ın özet olarak şu sözleri önemlidir:

NATO’nun küresel işlevi genişlemelidir...

NATO’nun siyasi etki alanı da olmalıdır...

Yazının Devamını Oku

İşte... Roketlerin geceye çizdiği ölüm resmi

Şu fotoğrafa dikkatli bakın... İşte çocukların yandığı o gece, ateşe boyanan gökyüzünün fotoğrafıdır bu... Roketlerin geceye çizdiği ölümün resmidir. Sağ taraftan Hamas’ın attığı yüzlerce roket... Sol tarafta da onları karşılayan İsrail’in ‘Demir Kubbe’ sistemi... Sonra İsrail’in Gazze’ye yağdırdığı tonlarca bomba... İnsanlığı bu hale getiren nedir acaba?

Şu hale bakın ki...




Geçenlerde Gazze Şeridi’ndeki Filistin direniş gruplarının oluşturduğu Ortak Operasyon Odası, “çatışma tarihindeki en büyük füze saldırısında” İsrail’i 300’den fazla roket ve füzeyle vurduğunu açıklıyor...

Ölüler, yaralılar var... Bu defa İsrail vuruyor... 12’si çocuk 35 Filistinli hayatını kaybediyor, 233 kişi yaralanıyor.

Filistin’de aç çocuklar gece yarısı yataklarında yanıyor... Aşı yok...

Yazının Devamını Oku

İngilizce öğretmeni bombacı seri katil...

Yoldan geçen kamyoncu “Ulan yine mi terör” diyerek telefona sarıldı:

- İhbar hattı...

- Abi Sarıçubuk yolundayım. Bir araba cayır cayır yanıyor.

İhbarı alan genç jandarma çavuşu hemen bir ekiple olay yerine geçti.

Gittiklerinde araba bir metal yığını haline gelmişti. Hemen çevreyi kordon altına aldılar.

Çavuş bir baktı ki otomobilin şoför koltuğunda birisi var...

- Hemen ambulans... Adli tabip...

Eğildi baktı... Biraz daha yaklaştı...

Hemen aracın plakasını aldı. Ve merkeze bildirdi:

Yazının Devamını Oku

‘Yok bişey... Yok bişey’ demekle olur mu?

Moral bozmak için yazmıyorum. Tam tersine...

Başarımız için gerçeğin önemini hatırlatmak istiyorum.

Gerçek 1: Şenol Güneş beraberliğe oynadı. İtalya ile beraberlik ve ardından bir galibiyet yeter dedi. Yanlış hesap yaptı... Böylece aslan gibi takım, savunmada kaldı...

Gerçek 2: Milli takımdaki bazı oyuncular Avrupa’da star olmuşlar. Burak Fransa’yı uçurmuş. Yıldız olarak heykelini dikecekler. Hakan Çalhanoğlu Avrupa yıldızı. Ozan’a teklif yağıyor. Mert, Merih, Çağlar... Avrupa’nın en iyi takımlarında forma giyiyorlar... Diğerleri öyle...

Böyle bir takımı savunmada oynatmak “yıldızları yere indirmeye” çalışmaktır.

O nedenle diyorum ki...

“Savaşarak kaybetmek” vardı.

Futbolda dünyaya görsel bir şölen sunmak vardı.

Bizim yıldızlara yakışan buydu. Zaten onların da ruh durumu böyleydi.

Yazının Devamını Oku