Anadolu'nun kutsal hazine avcıları

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy öylesine sessiz bir devrim yapmış ki...

Sonuçları geldikçe daha iyi anlıyoruz.

Belki bir basın toplantısıyla haberler arasından geçip gidiyor. Yeterince anlayamıyoruz.

Ama öylesine müthiş hikâyeler var ki... İşte bu pazar onları anlatacağım. O hikâyelerin kahramanlarını.

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Başlıkta “kutsal hazine avcıları” dedim ya gerçekten de Kültür Bakanlığı’ndaki bu ekip hazinelerimizin avcısı.

Ama neyi avlıyorlar biliyor musunuz?

Yıllarca Anadolu tarihinden, uygarlıklarından kaçırılmış...

Bu topraklardan çalınmış...

On binlerce yıllık Anadolu tarihinden sökülüp alınmış eserleri dünya çapında bir dedektiflik bürosu gibi takip edip yakalıyorlar.

Bakanlıkta yalnızca büro olarak görev yapan bu genç ekibi Bakan Ersoy daire başkanlığı düzeyine getirmiş, yetkileri arttırmış, teknolojik donanımı yükseltmiş ve Dışişleri, İçişleri, Adalet bakanları ile görüşüp desteklerini almış.

İşte şimdi birer dedektif gibi çalışan bu genç arkadaşlarımınız macera gibi yaşadıkları hikâyelerine geçebiliriz.

İDEALİST EKİBİN BAŞINDA ZEYNEP BOZ

* Bakan Mehmet Ersoy yetkileri ve gücü arttırılan Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi’nin başına da hayatını bu yola adayan genç bir arkeolog olarak Zeynep Boz’u getiriyor..

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Ben Zeynep’i tanıyınca...

“Bu bizim Tomb Raider”ımız dedim.

Zeynep 14 yıl bakanlıkta bu görevi yapmış. UNESCO’nun 2018 yılındaki hâkim, savcı ve kolluk kuvvetlerine tarihi eser kaçakçılığıyla ilgili eğitim kitabını yazmış.

Dairedeki hazine avcıları yurtdışı, yurtiçi bölümler olarak ayrı ayrı çalışıyor.

Ve yakalıyorlar arkadaş...

Dünyanın her yerinde Anadolu’ya ait ne eser varsa peşlerine düşüyorlar. Dünya çapındaki müzayedelerin kataloglarını tarıyorlar.

Hem de yılmadan... Günlerce gecelerce takip ediyorlar...

Zeynep Boz’a sordum:

“Ekibinde kaç kişi var?”

Gülerek cevap verdi: “Çok kalabalığız. Dışişleri Bakanlığı, İçişleri, yani polis, jandarma kolluk kuvvetleri, Adalet Bakanlığı, Çevre... Her biri kendisini paralıyor. O yüzden ekibimiz çok kalabalık. Sayın Bakanımız bu konuda çığır açtı... Bakın daha yeni bir dosya verdik İçişleri Bakanlığı’na...”

İSVİÇRE POLİSİNİN BASKINI

Cenevre
’de ultra zenginlerin depo olarak kullandığı bir serbest bölge.

İsviçre polisi sessizce depoların bulunduğu alana giriyor.

Ve özellikle bir deponun önünde duruyor.

Dünya biliyor ki, o yıllarda Cenevre serbest bölge alanı dokunulmazdır.

Ama hayat değişmektedir. 

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Ve İsviçre polisi Lübnanlı iki kardeşe ait depoyu açtırıyor (isimleri özellikle yazmıyorum).

Depoda İsviçre polisini şaşırtan inanılmaz bir manzara vardır.

Hepimizin bildiği Herkül efsanesinin mezarı.

2.5 metre boyundaki lahit.

Arkeolojik deyimiyle...

Milattan sonra 2’nci yüzyıla tarihlenen Roma dönemi lahit üzerinde Herakles’in 12 işi tasvir edilmektedir...”

Bu paha biçilmez tarihi eser anında merkeze bildirilir.

İsviçreli arkeologlar gelir.

Evet gerçekten de gözlerine inanamayan bilim adamlarının karşısında duran lahitteki tasvir şudur:

Roma mitolojisinde Herkül olarak bilinen mitoloji kahramanı, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin oğlu Herkül tasvir edilmektedir.”

Olay bir anda müzayede camiasında duyulur. Milyarlarca dolarlık eski eser koleksiyoncularının iştahı kabarmıştır...

VE ANKARA’DAKİ HAZİNE AVCILARI

O sırada Ankara...

Kültür Bakanlığı’nın kaçakçılık şubesindeki genç arkeologlar 24 saat boyunca dünyadaki bu tür eski eser kaçakçılıklarını izlemektedir. 

Ve bu haber oraya da gelir.

Hemen harekete geçerler.

Arkeolojik doku araştırmasına göre ilk belirlemeleri bulunan Herkül Lahdi’nin Anadolu özellikleri vardır.

Ama nerede?

Araştırma derinleştirilir. Ve ilk planda lahdin Antalya Perge’deki kalıntılarla eşleşebileceği varsayılır.

Genç iki “arkeolog dedektif” muhtemel alan olarak Antalya’ya gönderilir.

Uzun ve meşakkatli bir çalışma başlar... Günlerce toprak örnekleri alınır. Lahitteki mermer örnekleri karşılaştırılır...

İlk incelemede çok önemli ipuçlarına ulaşılır.

BU SIRADA CENEVRE

Tabii İsviçre polisi de bu sırada boş durmuyor.

İncelemelerine göre...

Herkül’ün lahdi 1985’lerde getirilmiş. Sonra serbest bölge...

Ve bir paravan şirket adına İngiltere’ye gönderilmiş.

Tabii gönderilme nedeni restorasyon diye görünse de...

Asıl amaç çalıntı eseri meşrulaştırmak... O lahde bir şecere oluşturmak.

Ve İsviçre büyük bir ahlak örneği vererek lahdin anavatanı olabilecek ülkelere yazı yazar... İtalya, Türkiye, Yunanistan...

“Lahit size ait olabilir mi?” 

Ve böylece ülkeler arasında da gizli bir yarış başlar.

Acaba kim sahiplenecek?

Lahdin anavatanının kendi ülkesi olduğunu ispat etmek için İtalyan ve Yunan arkeologlar da çalışmaktadır.

15 KÜLTÜR BAKANI GEÇTİ

* Önceki gün bu ekip Türkiye’ye yine muazzam bir eser getirdi. 

Tam 22 yıl önce İtalyan polisinin bir eski eser dükkânına yaptığı baskınla ortaya çıkan Lidya yazıtı...

Milattan sonra 300’üncü yıldan bir eser...

Üzerinde “Oğullarının işlediği suç yüzünden kendi selametleri için Apollon’dan af dileyen ve adak adayan ailenin anıtı” yazıyor. Evet Türkiye 22 yıl bu eserin Anadolu’ya ait olduğunun hukuki mücadelesini verdi.

O bakanların isimlerini tek tek vermek istedim. Nasıl yıllarca süren bir dava olduğu böylece daha iyi anlaşılıyor. Dahası devletin devamlılığı ne demek anlaşılıyor.

İsmail Kahraman, İstemihan Talay, Suat Çağlayan, Hüseyin Çelik, Erkan Mumcu, Atilla Koç, Ertuğrul Günay, Ömer Çelik, Yalçın Topu, Mahir Ünal, Nabi Avcı, Numan Kurtulmuş ve Mehmet Ersoy.

Tabii burada Bergama’ya o büyük eseri kazandıran Fikri Sağlar’ı da unutmayalım.

BOĞA ARABASI

* BİZİM Ankara’daki “kutsal hazine avcıları” yine bir büyük müzayedeyi takibe alırlar. Bir müzayedenin kataloğunda bir “boğa arabası” görürler.

Milattan önce 3000 yılına ait.

Ancak eserin menşei, geçmişi yazmıyor.

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Hemen araştırırlar. Anlaşılır ki eser kesinlikle Anadolu’ya ait.

Önce müzayedeyi düzenleyen satıcıya giderler.

“Kimsiniz. Ne hakkınız var” türünden cevaplar alırlar. Bizim ekip yılmaz ve İngiliz polisine müracaat eder. Belgeleri ortaya koyarlar.

Polis, “Ben o esere el koyamam ama arabuluculuk yaparım” der.

Tabii bizimkilerin elinde çok kesin deliller vardır. Polis devreye girince, eseri elinde tutan müzayedeci daha fazla dayanamaz. Ya kabul edecek ya da koleksiyoncu sicilinde ağır bir yara açılacak.

Sonuçta “kaçırılan eseri” koşulsuz teslim etmeyi kabul eder.

Ajans haberlerinde gördüğümüz “Falanca tarihi eseri getirdik” haberlerinin ardında işte böylesine muazzam öyküler, gizli kahramanlar vardır.

Onları biraz olsun hatırlatmak istedim. O isimsiz kahramanları, arkeologları, onlar için dağlarda ovalarda araştırma yapan kolluk kuvvetlerini, hukuk mücadelesi veren Adalet Bakanlığı yetkililerini alkışlayalım istedim.

VE  BİZİM HAZİNE AVCILARINDAN SON HAMLE

* Bu sırada Ankara’da Kültür Bakanlığı kaçakçılık bölümünde genç arkeologlar bir karar alır:

Antalya polisi o bölgedeki kaçakçılıkla ilgili aileleri araştırsın.” 

Bu amaçla geçmişte o bölgede define avcılığına ya da eski eser kaçakçılığına adı karışan isimlerin listesi çıkarılır... 

Ve jandarma ile polis uzun bir araştırmadan sonra ikinci kuşaktan bir görgü tanığı bulur. 

Tanık lahdin resmini görünce, “Evet amcamda böyle bir şey görmüştüm” der. Ardından Perge’de esere ait olduğu düşünülen yerden alınan mermer ve toprak örnekleri bir dosya halinde İsviçre’ye sunulur.

Deliller kuvvetli olunca mahkeme Perge’ye İsviçreli bir savcı gönderir...

Tabii bizim “kutsal hazine avcıları” da savcıya ve gelen heyete kalıntıları gösterirler.

Ve o eserin anavatanının Perge olduğu netleşir.

Evet arkadaşlar, bir polisiye film gibi yaşanan bu olaydan 22 yıl sonra muazzam bir hukuki mücadele sonucunda eser Türkiye’ye teslim edilir.

O dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un eseri tanıtırken yüzündeki mutluluk ifadesini hâlâ hatırlarım...

DAHA EN AZ 1000 DOSYA VAR

* Son sözü Kültür Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Zeynep Boz’a bıraktım: “Sayın Bakanımız Mehmet Ersoy önümüzü açtı. Arkamızda devletin bütün kurumları var. Sağ olsunlar canla başla çalışıyorlar. Daha önümüzde dünyanın değişik yerlerinde olan en az bin eser, yani bin dosya var... Durmayacağız...” Aman Zeynep Boz durmayın... Sakın durmayın...

Biz de yürekten arkanızdayız... 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yangının nedeni trafo mu yoksa PKK hainliği mi?

Hatay’da içimizi yakan yangın neden çıktı?

Sosyal medyaya düşen iddia, PKK terörünü işaret ediyor.

Yangının birkaç yerden çıktığı iddiaları da PKK şüphesini arttırıyor.

Önce Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye sordum.

Bakan Bey bu sırada helikopterle yangın bölgesini inceliyordu.

Cevabının özeti şöyle:

“Şu anda bütün gücümüzle kontrol altına almaya çalışıyoruz. Yangının çıkışında bir terör olayı var mı? Tabii bu konuyla Süleyman Bey (Soylu) ilgileniyor. Bana gelen net bir şey yok.”

Ve dün de İçişleri Bakanlığı’ndan yetkililere sordum.

Bakanlıktan aldığım bilgi de şöyle:

Yazının Devamını Oku

Koca Yusuf'un mezarı oradaysa bize düşen memlekete getirmektir

1960’lı yılların en büyük pehlivan tefrikacısı Murat Sertoğlu öylesine inanmıştı ki...

Eline geçen Amerikan Güreş dergisi Wrestling’deki yazıyı okuyunca daha da ümitlenmişti..

Dergideki araştırmacı şöyle yazıyordu:

“Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiği Portekiz’e 933 mil uzaklıkta bulunan Azor adası açıklarında batmıştı. Bir süre sonra Azor adası kıyılarına 20 yakın ceset vurmuştu. Cesetler arasında 2 metre civarında boyu, belinde uzunca bir kuşak bulunan bir kişi daha vardı. Bu kişi Amerika’da güreşle ünlenen Koca Yusuf olabilirdi. Bu cesetlerin adanın kilisesinin bahçesine gömüldüğü söyleniyor...”

Sertoğlu o dönemde çıkan Yıllar Boyu tarih dergisinde bir yazı yazdı ve çağrıda bulundu:

Koca Yusuf gibi büyük bir cihan pehlivanının kemikleri memleketine getirilmelidir.”

1964’TE İLK DENEME

Sertoğlu’

Yazının Devamını Oku

Bir Türkiye çınarının son arzusu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan

Kısa bir süre önce Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi Korkmaz Karaca’nın telefonu çaldı...

Arayan eski bir dostuydu... Ve şöyle diyordu:

Korkmaz, biliyorsun babam bir süredir Miami’de tedavi görüyor. Ama artık ölüm döşeğinde ve bana vasiyet etti. Türkiye’de ölmek istiyor.”

Karaca bu isteği hemen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a iletti. 

Erdoğan, anında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na talimat verdi:

Son arzusu vatan toprağında ölmek olan bu değerli insanın isteğini yerine getirelim.”

Bakan yardımcısı Yavuz Selim Kıran devreye girdi. 

Ve son arzusu vatan toprağına defnedilmek olan “Türkiye çınarı”, kendi evinde huzur içinde gözlerini kapattı.

Peki, Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en şapşal hırsızı

Okuyunca inanamadım...

Apartman yöneticisi Okan Dağlı da şaşırmış.

Hangi şapşal böyle bir hırsızlık yapar diye...

Sonra fotoğrafa baktım.

Yine inanamadım...

Ankara Tuzluçayır’da bir apartmanın yöneticisi sabah uyanıyor. 

Ve bir bakıyor ki...

Güvenlik kameraları yerinde yok...

Yazının Devamını Oku

Bilin bakalım! At sırtındaki bu kızlar acaba nereye gidiyor?

Fotoğrafa bakınca...

Sırt çantaları ve ellerinde haritalarıyla at sırtındaki bu kızları macera düşkünü birer gezgin zannedebilirsiniz.

Antalya Çıralı’da ata binen “turistler” gibi.



Kapadokya mı desem, Göbeklitepe mi?

Hiçbiri...

Yazının Devamını Oku

Çavuşoğlu’ndan seçim öncesi çok kritik mesaj

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün AA’nın KKTC ile ilgili sorularını cevaplarken çok kritik mesajlar veriyor...

Özeti şudur:

Önümüzdeki kritik dönemde ve seçimler sonucunda, bizimle uyum içinde çalışacak bir KKTC Cumhurbaşkanı beklentimiz var.”

İlk bakışta normal ve diplomatik olan bu cümlenin derinlerinde çok önemli bir mesaj var.

Önce soralım:

Hangi seçim?

Söz konusu olan, 11 Ekim’de KKTC’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimidir.

Yani...

Bu seçim...

Yazının Devamını Oku

Kimsesizlerin kimsesi olmak işte böyle bir şeydir

Bu fotoğrafa iyi bakın... Çünkü bu fotoğraf çok sessizce yazılmış, sade bir “insanlık dersi”dir...

Anlatayım...

Saniye Hanım, tam 20 yıldır aynı pencereden bakıyordu...

Birkaç seyrek ağaç... Çoğu zaman kapalı bir hava... 

Sonra duvarlar...

En sevindiği an, güneş açtığında onu bahçeye çıkardıkları andı...

Emektar hemşiresi, yavaşça gelip kolundan tutardı...

Sonra gökyüzü...

Yazının Devamını Oku

Şimdi de gözünü Ege ordusuna dikti

Son günlerde el altından bir haber pompalıyorlar...

Türkiye Ege Ordusu’nu lağvetmeli.

Nereden geliyor?

Yunan tarafından...

Şu anda resmi bir talep değil... 

Ama el altından pompalıyorlar...

Bunun anlamı şudur:

Eğer görüşmeler pozitif bir noktaya doğru giderse, “masayı dağıtmak” için Ege ordusunu kendilerine bir tehdit olarak ortaya koyacaklar.

Dün bu konuyu Milli Savunma Bakanlığı’ndaki önemli bir yetkiliye sordum.

Yazının Devamını Oku

Plaka belli, bulun şu alçakları

Olayın saati belli. 

Alçakların kaçtıkları otomobilin plakası belli. 

Kaçarken düşürdükleri cep telefonları elde.

Hadi be polis kardeşim, yakalayın şunları...

Benim bildiğim İstanbul polisi bırakmaz bu olayın peşini...

Peki olay nedir?

Önceki gün Dolmabahçe Sarayı’nı gezen ABD’li bir aile, büyülenmiş bir şekilde saraydan ayrılır ve caddeye çıkarlar. Tam özel minibüslerine binecekler... İki kişi hızla üzerlerine gelir. Çantalarına asılırlar. Ama Amerikalı kadın ve eşi çetin ceviz çıkar. Rehberleri ve minibüsün şoförü de müdahale edince... Alçaklar fotoğraftaki otomobile binip kaçarlar. Ama rehber İlarya peşlerini bırakmayıp bir de kaçtıkları otomobilin fotoğrafını çeker...

ABD’li aile ertesi gün şok halinde Türkiye’den ayrılır...

Yazının Devamını Oku

İşte o alçak manşetin perde arkası

Yunan gazetesinin alçakça manşeti öyle sıradan bir olay değildir.

Kökünde ve arkasında...

Avrupa’yı zehirli bir sarmaşık gibi kuşatan, ırkçılığın, faşizmin, Türkiye ve yabancı düşmanlığının temeli vardır. 

Kökünde...

Avrupa’da yükselen ırkçılığa oy için prim veren siyasiler vardır.

İşte bu pazar, günlerdir dalga dalga üzerimize gelen Türkiye düşmanlığını olaylarla ve örnekleriyle inceledik.

BELÇİKA’DA KADIN POLİSİN NAZİ SELAMI

Yazının Devamını Oku

Çevre Bakanı Kurum: ‘Bu öyle bir ders oldu ki...’

Sarı yaz başlarken...

Yani deniz mevsimi biterken...

Yani sonbaharla birlikte sahiller boşalırken... 

Bütün çevrecilerin merak ettiği soru şudur:

Acaba bu yaz ormanları ne kadar yaktık? Denizleri ne kadar kirlettik?”

Dün, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la sohbet ediyoruz...

Tabii Murat Bey’e hep çevreci sorular gelir. 

Oysa şehircilik için de muazzam bir çalışma yürütüyor.

Deprem bölgeleri... Yeniden yapılan konutlar... Toplu konutlar... Şehircilik planları... Karadeniz’den Güneydoğu’ya, oradan Ege’ye ve Akdeniz’e uzanan yatırımlar... 

Yazının Devamını Oku

İstanbul-Ankara 1.5 saat 

Önceki gün bir sohbette alıyorum bilgiyi... Bir işadamı dostum duymuş...

Muazzam bir proje... 

İstanbul-Ankara arası “süper hızlı tren”...

Biraz araştırıyorum... Gerçekten de böyle bir hazırlık var... Eğer proje gerçekleşirse, İstanbul’dan kalkan süper tren 1.5 saat sonra Ankara’da... Müthiş bir şey...

Düşünsenize... 

Ankara’da randevusu olan bir işadamı, mesela sabah 07.30’da süper trene biniyor.

09.30’da randevusuna gidiyor. İşini çözüyor. Ve öğlen İstanbul’da işinin başında...

Projenin gerçekleşme sürecini bilmiyorum. Ama proje gerçekleşecekse umarım 2023’e yetişir...

Belli ki 2023 tam bir 100’üncü yıl şöleni olacak...

Yazının Devamını Oku

Vatikan arşivlerinde bir Türk

Fatih Sultan Mehmet Han’dan günümüze kadar Vatikan arşivlerinde iz süren Rinaldo Marmara, aralık ayında Fatih’in Vatikan’la yazışmalarını araştırmaya gidiyor.

25 yıldır Vatikan’ın ana arşiv binasından girip fresklerle süslü tavanlardan ve uzun koridorlardan geçiyor... Turistlerin bir kapıya kadar girebildiği binanın, Dan Brown filmlerindeki o labirenti andıran ve odalardan oluşan asıl arşiv bölümü müthiş bir koruma altındadır.

Yıllardır işte o arşivde çalışır.

Arşiv binasının altında ise ışık ve nem ölçerlerle korunan resim, grafik ve haritalar bulunur. Bir kez de yeraltındaki özel korumalı odaya bir camiyi tanımlamak için girmiştir.

Evet, Rinaldo Marmara’yı ancak böyle bir girişle anlatabilirdim.

Çünkü dünyada Vatikan “özel” ya da “gizli” arşivlerine girebilen, orada uzun yıllar çalışabilen az sayıda kişiden birisidir.

Birkaç gün önce bir kitap çıkardı. Detaylarını aktaracağım.

Yazının Devamını Oku

CHP’nin 26 yıllık şoförü Hasan, İnce’ye öyle bir şey söyledi ki...

Hakkâri Uludere’den Mardin’e doğru geçerken buldum Muharrem İnce’yi...

Uzunca bir telefon konuşması yaptık..

Etrafı dağlarla çevrili 32 haneli Dağdibi köyü ahalisi, otobüsün önünde İnce’yle konuşuyor:

Vatandaş: “Parti kursana...”

Kurayım mı?”

“Kuuuuuuur...”

Sonra bir daha soruyor Muharrem İnce:

Yani parti kurayım mı?”

“Kuuuuur... Vallahi yıllar oldu buraya kimse gelmemiştir...”

Yazının Devamını Oku

Her şeyi anlatan harita: 'İşte böyle yerleşiyorlar'

Yoruma gerek gerek var mı?

Haritayı yıllara göre yapınca her şey görünüyor zaten.

2014’te Suriye’nin kuzeyine “kafa kesen sapkınlar, yani DEAŞ” yerleşiyor.

O günlerde internette yayınlanan “infaz videoları” ile dünya ayağa kalkmış durumda.

Avrupa’nın göbeğinde bombalar patlıyor.

Ve ABD karar veriyor:

DEAŞ bitecek.” 

NATO açıklamaları, uluslararası terörle mücadele falan derken Türkiye DEAŞ’a karşı taşın altına elini koyuyor.

Yazının Devamını Oku

Bak bir varmış bir yokmuş... O güzel kız gerçekten varmış

Sınıf arkadaşı Nuran arayıp da “Hadi gel bu hafta sonu eski günlerdeki gibi sahile çıkalım. Yüzelim biraz” deyince...

İçini bir ateş basmıştı...

Ne güzel günlerdi.

Eşi Muhittin Bey’le ilk tanışmaları. Boğaz’da yaşanan o aşk dolu günler.



8.5 metrelik motorsuz kotralarıyla adalara doğru açılan yelkenler... Akdeniz’e inen ilk amatör denizciler...

Yazının Devamını Oku

Dikkat! ‘Ay ışığında soygun var’

Dr. Hakan Uysal, ABD’de çok önemli bir cerrah...

İzinleri ayarlıyor. Hasta randevularını organize ediyor. Önceden teknesini “daha güvenli” diye Adriyatik’ten Türkiye’ye gönderiyor.

Ve nihayet teknesiyle bir tatile çıkıyor. Ülkesinin güzelliklerini göstermek için aynı hastanede çalıştığı 3 Amerikalı doktor arkadaşını da davet ediyor.

Davet eden de Ceyhun Zincirkıran...

Ceyhun denizci büyüğümüz, komodorumuz, gazeteci olarak da duayenimiz Necati Zincirkıran’ın oğlu... Çok şey öğrendik Sadun Boro’nun can dostu Necati Abi’den. Hâlâ öğreniyoruz. Ceyhun da babadan oğula bir denizci... İşadamı...

Dr. Hakan, ABD’de aynı hastanede çalıştığı üç doktor arkadaşıyla birlikte teknesine geliyor...

Türkiye’nin güney kıyılarını görecekler... Efsane medeniyetleri, Likya yollarını gezecekler...

Bodrum’dan yelkeni açıyorlar. Didim ve Deveburnu’ndan sonra dünyanın sayılı tarihi limanlarından Knidos’a geliyorlar.

Knidos milattan önceye dayanan bir medeniyet limanıdır...

Yazının Devamını Oku

İşte o şımarıklığın belgesi

Önceki gün AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’le konuşurken çok önemli bir detay dikkatimi çekiyor...

Bu detay, AB’yi arkasına alma sevdasıyla Türkiye’yi Mavi Vatan’ından kovmak gibi bir gaflete kapılan Yunanistan’ın her şartta nasıl bir şımarıklık içinde olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Ömer Çelik’le konuşurken bir ara soruyorum:

Doğu Akdeniz’de herkesin tatmin olacağı bir çözüm üretilemiyor mu? Yani Türkiye’nin de Yunanistan’ın da haklarının korunacağı bir çözüm?”

İşte Çelik’in cevabı:

Biz aslında onlara en makul teklifi yaptık. Dedik ki, ‘Kıbrıs adasının etrafındaki zenginliklerin hakça dağılımı için bir mekanizma kuralım. Ada halkları bu mekanizma sayesinde gelirleri ortak olarak paylaşsın. Kıbrıs’ta bir ortak devlet kurulana kadar bu böyle gitsin. Sonra zaten o mekanizma gelişir’.”

“Tamam. Gayet makul. Peki ne cevap verdiler?”

Çelik: 

Yazının Devamını Oku

Hayal kurmaya inanır mısınız? Muhammet’in hikâyesine bakın

Güneş batarken koyunları ağıla soktu. Sonra eve...

Annesi Mukaddes Hanım’ın yaptığı buğday çorbasının kokusu yayılmıştı. Elini yüzünü yıkadı. 

Babası “Muhammet!” dedi.

Buyur baba...”

Gel oğlum yanıma...

Bir gariplik vardı. Gitti babasının yanına...


Yazının Devamını Oku