GeriFatih ÇEKİRGE Anadolu'nun kutsal hazine avcıları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anadolu'nun kutsal hazine avcıları

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy öylesine sessiz bir devrim yapmış ki...

Sonuçları geldikçe daha iyi anlıyoruz.

Belki bir basın toplantısıyla haberler arasından geçip gidiyor. Yeterince anlayamıyoruz.

Ama öylesine müthiş hikâyeler var ki... İşte bu pazar onları anlatacağım. O hikâyelerin kahramanlarını.

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Başlıkta “kutsal hazine avcıları” dedim ya gerçekten de Kültür Bakanlığı’ndaki bu ekip hazinelerimizin avcısı.

Ama neyi avlıyorlar biliyor musunuz?

Yıllarca Anadolu tarihinden, uygarlıklarından kaçırılmış...

Bu topraklardan çalınmış...

On binlerce yıllık Anadolu tarihinden sökülüp alınmış eserleri dünya çapında bir dedektiflik bürosu gibi takip edip yakalıyorlar.

Bakanlıkta yalnızca büro olarak görev yapan bu genç ekibi Bakan Ersoy daire başkanlığı düzeyine getirmiş, yetkileri arttırmış, teknolojik donanımı yükseltmiş ve Dışişleri, İçişleri, Adalet bakanları ile görüşüp desteklerini almış.

İşte şimdi birer dedektif gibi çalışan bu genç arkadaşlarımınız macera gibi yaşadıkları hikâyelerine geçebiliriz.

İDEALİST EKİBİN BAŞINDA ZEYNEP BOZ

* Bakan Mehmet Ersoy yetkileri ve gücü arttırılan Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi’nin başına da hayatını bu yola adayan genç bir arkeolog olarak Zeynep Boz’u getiriyor..

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Ben Zeynep’i tanıyınca...

“Bu bizim Tomb Raider”ımız dedim.

Zeynep 14 yıl bakanlıkta bu görevi yapmış. UNESCO’nun 2018 yılındaki hâkim, savcı ve kolluk kuvvetlerine tarihi eser kaçakçılığıyla ilgili eğitim kitabını yazmış.

Dairedeki hazine avcıları yurtdışı, yurtiçi bölümler olarak ayrı ayrı çalışıyor.

Ve yakalıyorlar arkadaş...

Dünyanın her yerinde Anadolu’ya ait ne eser varsa peşlerine düşüyorlar. Dünya çapındaki müzayedelerin kataloglarını tarıyorlar.

Hem de yılmadan... Günlerce gecelerce takip ediyorlar...

Zeynep Boz’a sordum:

“Ekibinde kaç kişi var?”

Gülerek cevap verdi: “Çok kalabalığız. Dışişleri Bakanlığı, İçişleri, yani polis, jandarma kolluk kuvvetleri, Adalet Bakanlığı, Çevre... Her biri kendisini paralıyor. O yüzden ekibimiz çok kalabalık. Sayın Bakanımız bu konuda çığır açtı... Bakın daha yeni bir dosya verdik İçişleri Bakanlığı’na...”

İSVİÇRE POLİSİNİN BASKINI

Cenevre
’de ultra zenginlerin depo olarak kullandığı bir serbest bölge.

İsviçre polisi sessizce depoların bulunduğu alana giriyor.

Ve özellikle bir deponun önünde duruyor.

Dünya biliyor ki, o yıllarda Cenevre serbest bölge alanı dokunulmazdır.

Ama hayat değişmektedir. 

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Ve İsviçre polisi Lübnanlı iki kardeşe ait depoyu açtırıyor (isimleri özellikle yazmıyorum).

Depoda İsviçre polisini şaşırtan inanılmaz bir manzara vardır.

Hepimizin bildiği Herkül efsanesinin mezarı.

2.5 metre boyundaki lahit.

Arkeolojik deyimiyle...

Milattan sonra 2’nci yüzyıla tarihlenen Roma dönemi lahit üzerinde Herakles’in 12 işi tasvir edilmektedir...”

Bu paha biçilmez tarihi eser anında merkeze bildirilir.

İsviçreli arkeologlar gelir.

Evet gerçekten de gözlerine inanamayan bilim adamlarının karşısında duran lahitteki tasvir şudur:

Roma mitolojisinde Herkül olarak bilinen mitoloji kahramanı, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin oğlu Herkül tasvir edilmektedir.”

Olay bir anda müzayede camiasında duyulur. Milyarlarca dolarlık eski eser koleksiyoncularının iştahı kabarmıştır...

VE ANKARA’DAKİ HAZİNE AVCILARI

O sırada Ankara...

Kültür Bakanlığı’nın kaçakçılık şubesindeki genç arkeologlar 24 saat boyunca dünyadaki bu tür eski eser kaçakçılıklarını izlemektedir. 

Ve bu haber oraya da gelir.

Hemen harekete geçerler.

Arkeolojik doku araştırmasına göre ilk belirlemeleri bulunan Herkül Lahdi’nin Anadolu özellikleri vardır.

Ama nerede?

Araştırma derinleştirilir. Ve ilk planda lahdin Antalya Perge’deki kalıntılarla eşleşebileceği varsayılır.

Genç iki “arkeolog dedektif” muhtemel alan olarak Antalya’ya gönderilir.

Uzun ve meşakkatli bir çalışma başlar... Günlerce toprak örnekleri alınır. Lahitteki mermer örnekleri karşılaştırılır...

İlk incelemede çok önemli ipuçlarına ulaşılır.

BU SIRADA CENEVRE

Tabii İsviçre polisi de bu sırada boş durmuyor.

İncelemelerine göre...

Herkül’ün lahdi 1985’lerde getirilmiş. Sonra serbest bölge...

Ve bir paravan şirket adına İngiltere’ye gönderilmiş.

Tabii gönderilme nedeni restorasyon diye görünse de...

Asıl amaç çalıntı eseri meşrulaştırmak... O lahde bir şecere oluşturmak.

Ve İsviçre büyük bir ahlak örneği vererek lahdin anavatanı olabilecek ülkelere yazı yazar... İtalya, Türkiye, Yunanistan...

“Lahit size ait olabilir mi?” 

Ve böylece ülkeler arasında da gizli bir yarış başlar.

Acaba kim sahiplenecek?

Lahdin anavatanının kendi ülkesi olduğunu ispat etmek için İtalyan ve Yunan arkeologlar da çalışmaktadır.

15 KÜLTÜR BAKANI GEÇTİ

* Önceki gün bu ekip Türkiye’ye yine muazzam bir eser getirdi. 

Tam 22 yıl önce İtalyan polisinin bir eski eser dükkânına yaptığı baskınla ortaya çıkan Lidya yazıtı...

Milattan sonra 300’üncü yıldan bir eser...

Üzerinde “Oğullarının işlediği suç yüzünden kendi selametleri için Apollon’dan af dileyen ve adak adayan ailenin anıtı” yazıyor. Evet Türkiye 22 yıl bu eserin Anadolu’ya ait olduğunun hukuki mücadelesini verdi.

O bakanların isimlerini tek tek vermek istedim. Nasıl yıllarca süren bir dava olduğu böylece daha iyi anlaşılıyor. Dahası devletin devamlılığı ne demek anlaşılıyor.

İsmail Kahraman, İstemihan Talay, Suat Çağlayan, Hüseyin Çelik, Erkan Mumcu, Atilla Koç, Ertuğrul Günay, Ömer Çelik, Yalçın Topu, Mahir Ünal, Nabi Avcı, Numan Kurtulmuş ve Mehmet Ersoy.

Tabii burada Bergama’ya o büyük eseri kazandıran Fikri Sağlar’ı da unutmayalım.

BOĞA ARABASI

* BİZİM Ankara’daki “kutsal hazine avcıları” yine bir büyük müzayedeyi takibe alırlar. Bir müzayedenin kataloğunda bir “boğa arabası” görürler.

Milattan önce 3000 yılına ait.

Ancak eserin menşei, geçmişi yazmıyor.

Anadolunun kutsal hazine avcıları

Hemen araştırırlar. Anlaşılır ki eser kesinlikle Anadolu’ya ait.

Önce müzayedeyi düzenleyen satıcıya giderler.

“Kimsiniz. Ne hakkınız var” türünden cevaplar alırlar. Bizim ekip yılmaz ve İngiliz polisine müracaat eder. Belgeleri ortaya koyarlar.

Polis, “Ben o esere el koyamam ama arabuluculuk yaparım” der.

Tabii bizimkilerin elinde çok kesin deliller vardır. Polis devreye girince, eseri elinde tutan müzayedeci daha fazla dayanamaz. Ya kabul edecek ya da koleksiyoncu sicilinde ağır bir yara açılacak.

Sonuçta “kaçırılan eseri” koşulsuz teslim etmeyi kabul eder.

Ajans haberlerinde gördüğümüz “Falanca tarihi eseri getirdik” haberlerinin ardında işte böylesine muazzam öyküler, gizli kahramanlar vardır.

Onları biraz olsun hatırlatmak istedim. O isimsiz kahramanları, arkeologları, onlar için dağlarda ovalarda araştırma yapan kolluk kuvvetlerini, hukuk mücadelesi veren Adalet Bakanlığı yetkililerini alkışlayalım istedim.

VE  BİZİM HAZİNE AVCILARINDAN SON HAMLE

* Bu sırada Ankara’da Kültür Bakanlığı kaçakçılık bölümünde genç arkeologlar bir karar alır:

Antalya polisi o bölgedeki kaçakçılıkla ilgili aileleri araştırsın.” 

Bu amaçla geçmişte o bölgede define avcılığına ya da eski eser kaçakçılığına adı karışan isimlerin listesi çıkarılır... 

Ve jandarma ile polis uzun bir araştırmadan sonra ikinci kuşaktan bir görgü tanığı bulur. 

Tanık lahdin resmini görünce, “Evet amcamda böyle bir şey görmüştüm” der. Ardından Perge’de esere ait olduğu düşünülen yerden alınan mermer ve toprak örnekleri bir dosya halinde İsviçre’ye sunulur.

Deliller kuvvetli olunca mahkeme Perge’ye İsviçreli bir savcı gönderir...

Tabii bizim “kutsal hazine avcıları” da savcıya ve gelen heyete kalıntıları gösterirler.

Ve o eserin anavatanının Perge olduğu netleşir.

Evet arkadaşlar, bir polisiye film gibi yaşanan bu olaydan 22 yıl sonra muazzam bir hukuki mücadele sonucunda eser Türkiye’ye teslim edilir.

O dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un eseri tanıtırken yüzündeki mutluluk ifadesini hâlâ hatırlarım...

DAHA EN AZ 1000 DOSYA VAR

* Son sözü Kültür Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Zeynep Boz’a bıraktım: “Sayın Bakanımız Mehmet Ersoy önümüzü açtı. Arkamızda devletin bütün kurumları var. Sağ olsunlar canla başla çalışıyorlar. Daha önümüzde dünyanın değişik yerlerinde olan en az bin eser, yani bin dosya var... Durmayacağız...” Aman Zeynep Boz durmayın... Sakın durmayın...

Biz de yürekten arkanızdayız... 

X

Washington’daki tarihi S-400 diyaloğu

Türk-ABD ilişkilerindeki en büyük kriz noktası:

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini alması...

ABD’nin Türkiye’yi yaptırımlara kadar suçlaması...

Ve ardından Türkiye’nin ortağı olduğu F-35 savaş uçakları için gelen kriz...

Türkiye’nin 1 milyar 400 milyon dolar yatırım yaptığı F-35 projesinden dışlanması...

İşte bu noktada karşılıklı iddialar.

Birileri çıkıp diyor ki:

ABD Türkiye’ye ‘Patriot’ verecekti ama Türkiye özellikle Rusya ile anlaştı.”

Ağır bir suçlama.

Yazının Devamını Oku

Yavrum bak 2 yaşına gelmişsin, trafik kurallarını bilmiyorsun

Önümde bir annenin çığlıklarıyla yazdığı bir dilekçe var.

Ve bir bilirkişi raporu.

Doğrusu okuyunca ben de şaşırdım.

Bakalım siz ne diyeceksiniz...

DHA muhabiri Kadir Özen haberi şöyle geçiyor:

“Bilirkişi ehliyetsiz sürücünün çarptığı 2 yaşındaki Emirhan’ı da kusurlu buldu...”

“Allah Allah...” dedim.

Bu nasıl olabilir?

Ve haberin devamı:

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğrafın dünyada bir örneği var mıdır?

Dünyanın neresinde böyle bir sıkışma olabilir?

İşte bir TEM gişesi...

Aynı gişede sıkışan iki araç...

Birbirlerine girmişler...

Fotoğrafa defalarca baktım...



Yazının Devamını Oku

Ateşe gözyaşı düşüren mektup

Bugün size, alev savaşçılarımızın gözlerini yaşartan isimsiz bir mektubun hikâyesini anlatacağım.

Ama önce şu sözü yazmak istedim:

“Bu dünyada sizi ateşle hemhal eden Allah, öbür dünyada ateşlerden korusun...”

Şimdi hikâyeye geçebiliriz...

Akşama doğru ormandan dönüyorlardı. Bir ay boyunca çıkan orman yangınlarında alevlerle savaşırken bitkin düşmüşlerdi. 

Yine 29 Eylül günü Urla’nın Balıklıova Mahallesi’nden bir yangın ihbarı aldılar.

Bu anı DHA İzmir Muhabiri şöyle anlatıyor:

Saat 19.00 sıralarında gelen ihbar üzerine bölgeye hareket eden orman ekipleri, gece sabaha kadar mücadele etti ve yangını kontrol altına alıp söndürdü. Ertesi gün bölgede soğutma çalışmaları yapıldı. 17 hektar ağaçlık, 3 hektar da tarım arazisinin zarar gördüğü yangınla gece boyu mücadele eden orman ekipleri dönüşümlü olarak dinlendiği alana geldiklerinde...”

Yazının Devamını Oku

Bu haritalar her şeyi anlatıyor

Dün yazımın sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve Rusya ile ilgili mesajlarını analiz edeceğim demiştim. Üstelik de “Haritalar konuşacak” diye yazmıştım... Fazla söze gerek yok. Diplomasinin uzun, çetrefilli, dolambaçlı, devrik cümleli ve janjanlı ifadelerine hiç gerek yok... Tarih boyunca güçlü devletler ve kaybedenler diye özetlenen o durum işte Suriye’de yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye ve Rusya’ya verdiği mesajların özeti de bu haritalardır... Buyurun birlikte bakalım...

İŞTE PAYLAŞIM HARİTASI

1) Görüyor musunuz?

TÜRK BAYRAĞI: Türkiye’nin sınırlarını korumak için kurduğu tampon bölge... Yani yayılma, işgal derdi yok... Tam tersine hastaneler, evler, okullar kurmuş. Su sistemlerini tamir etmiş.

ABD BAYRAĞI: Dikkat edin, ABD bayrağı nerede? Bugün PKK/YPG’nin olduğu bölgede. Hamisi, koruyucusu yani...

RUS BAYRAĞI: Rusya da bir tek yere yoğunlaşmış... Suriye’nin Doğu Akdeniz’e açılan limanlarını almış. Hani tarih derslerinde okuruz ya, “Rusya’nın sıcak denizlere açılma hayali”... İşte Tartus Limanı odur. Hem de sonsuza kadar kiralamış durumda. Karşılığında Esad’a yaşama garantisi vermiş. Koruyor...

İSRAİL BAYRAĞI: O zaten belli, Golan tepeleri... Oradan hemen sonra İran bayrağı var. Ama araya Rusya girmiş... Ne acıdır ki...

Bu Suriye haritasında bir tek bayrak yok. O da Suriye bayrağı... Olsa da Rusya korumasında...

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanı ne söylediyse zaten önlerine konmuştu

Bugün ve yarın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York ve Soçi gezilerinden çıkan mesajları karşılaştıracağım...

Önce New York’ta bize yaptığı açıklamalar ve sonra Soçi dönüşünde söyledikleri...

Takvimi biraz geri sarınca, Erdoğan’ın söyledikleri zaten her düzeydeki görüşmelerde, dosyalar halinde gündeme getirilmişti.

MİT Başkanı Hakan Fidan; her görüşmesinde PKK/YPG dosyasını masaya koymuştu. Erdoğan’ın işaret ettiği ve benim de zaman zaman fotoğraflarıyla yazdığım Beyaz Saray görevlisi McGurk’ün “organize işleri” o dosyalarda zaten vardı...

Kimi zaman, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu rahatsızlığı iletti...

Çavuşoğlu “Stratejik dost böyle olur mu?” diye kapalı kapılar ardındaki toplantılarda sordu...

Dönemin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç her ortamda bu gerçeği dile getirdi.

Hani haberlerde şöyle okuruz ya:

“Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ikili görüşmede ABD’li mevkidaşına Türkiye’nin hassasiyetlerini iletti...”

Yazının Devamını Oku

Gökyüzü bekçisi yine cezayı kesti

Kocaeli'de yine bir sabah.

Yılların deniz uçağı pilotu: Hakan Osanmaz.

Yine bulutlara doğru yükseliyor. Bir çevre denetlemesi daha...

Onun adını çevrenin “gökyüzü bekçisi” koydum...

Çünkü yalnızca İzmit Körfezi’nde yüzlerce gemiyi, denizi kirletirken yakaladı.

Milyonlarca lira ceza kesti.

Körfez’i karadan kirleten işletmelerin belası oldu.

Şimdi hepsi arıtma taktırdı.

İşte bu yüzden ona çevrenin

Yazının Devamını Oku

Frank Sinatra bu New York’u görse...

O parlayan şehir... O ışıltılı caddeler... Hollywood filmlerinin o efsane dekoru... Gökdelenlerin teras katlarından gökyüzüne doğru uzanan rengârenk manzara...

1. Önlerinde bitmeyen kuyrukların olduğu dev vitrinler gitmiş... Evet...

Frank Sinatra eğer bu New York’u görüyorsa; mezarında ters dönüyordur...

New York’un ışıltısı solmuş...



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la gittiğimiz New York’ta karşılaştığım gerçek buydu...

Yazının Devamını Oku

29 Eylül baş başa buluşması

Bugün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York’ta yaptığı açıklamaların bir başka boyutunu ele alıyorum...

Yani...

Cumhurbaşkanı’nın, “Biden dürüst davranmıyor” diyerek Türkiye-ABD ilişkilerindeki olumsuz tabloyu doğrudan ortaya koyduğunu hatırlarsak...

Erdoğan’ın, “Bush’la, Obama’yla, Trump’la iyi çalıştık ama Biden’la iyi başladık diyemem” sözünü düşünürsek...

Özetle:



Yazının Devamını Oku

ABD ne yazık ki bize dürüst davranmıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığımız BM Genel Kurul ziyaretinin son günü, çok önemli bir basın toplantısıyla bitti. Toplantı 170 metre yüksekliğindeki Türkevi’nde yapıldı. Cumhurbaşkanı özellikle ABD ile ilişkiler açısından dönüm noktası diyebileceğim mesajlar verdi. Üstelik iyi niyetli, haklıdan, dostluktan ve hukuktan yana ama uyarı dolu mesajlar. Sanıyorum ABD yönetimine doğrudan giden bu mesajlar Washington’da çok ciddi yankı yaratacaktır. Başlıklar halinde gidersek...

İLİŞKİLER SAĞLIKLI DEĞİL

Türk-Amerikan ilişkilerinde sağlıklı bir sürecin işlediğini doğrusu söyleyemem. Niye? F-35’leri aldık, 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık ve bu F-35’ler bize teslim edilmedi. Amerika önce bunu bir defa halletmeli. Bize S-400 konusunu bahane edip F-35’leri vermemek her şeyden önce bir defa devletler arası ilişkilerde ne diplomasi noktasında ne de münasebetler noktasında bir kimlik ortaya koymadır. Amerika’nın önce bunu bir defa düzeltmesi lazım.

S-400’DEN GERİ ADIM YOK

Tabii uluslararası hukuka dayalı olarak ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Bize sürekli S-400’ü dayatmalarını bir defa bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bizim için S-400 işi bitmiştir. Buradan geri adım atmamız da mümkün değil. Amerika’nın bunu uluslararası diplomaside, ilişkilerde doğru bir yere oturtması gerekir. Ama şu ana kadar bunu oturtamadılar.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’nin F-35’ler için ödediği 1 milyar doları hatırlatması ve ardından uluslararası hukuka vurgu yapması çok önemli bir ayrıntı. Elbette gerekirse Türkiye ödediği paranın hukuken peşine düşecektir. Nitekim bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı bir uyarı daha yapıyor:

“Biz Türkiye olarak dürüst davranıyoruz, duruşumuz dürüsttür ama Amerika maalesef dürüst davranmadı, davranmıyor. Bizim şu anda Amerika ile zaten 20 milyar dolar civarında bir ticaret hacmimiz var. Bu ticaret hacmimizin artmasını biz arzu ediyoruz, ederiz de… Savunma sanayiine yönelik de biz adımlarımızı atıyoruz ve atmaya da devam edeceğiz.”

ESKİ TÜRKİYE YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bunları söylerken ABD’nin Türkiye ile geçmişte kurduğu ilişki modelinin de artık yürümeyeceğini açıkça vurguluyor. Yani “ben verirsem alırsın, vermezsem beklersin” sözünü kabul edecek bir eski Türkiye yok. İşte Cumhurbaşkanı’nın bu gerçeği vurgulayan sözleri:

Yazının Devamını Oku

New York’ta Afrika için bir ışık parladı

Kitabın daha ilk sayfasında parlıyor ışık...

Mevlana’dan bir söz:

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez...”

Emine Erdoğan’ın “Afrika Seyahatlerim” kitabından gelen bu sözün sahibi, kalp ve gönül ustası Mevlana, acaba yüzlerce yıl sonra New York’ta bir Türkevi’nde dünyaya barış ve sevgi mesajı olarak parlayacağını düşünmüş müdür?

Emine Hanım kitabı neden yazdığını anlatırken, rengârenk giysileriyle Afrika’nın değişik ülkelerinden gelen First Lady’lerin yüzündeki mutluluk ve heyecan aslında bu sorunun da cevabı oldu...

Evet, dün New York’taki Türkevi’nde Emine Erdoğan’ın kitabı için yapılan tanıtım toplantısına katıldım.

İnsanlığın ’Acılı coğrafyası’ndan gelen anılar gerçekten etkileyiciydi.

Törenden sonra bir kenara çekildim, 180 sayfalık kitabı bir çırpıda okudum.

Cezayir’den Senegal’e kadar olan gezilerden tutulmuş notlar.

Yazının Devamını Oku

New York’ta gökyüzüne yükselen bir Türkevi

New York’a indiğimiz gece 45’inci ve 46’ncı caddenin kesiştiği United Plaza’nın karşısında yükselen o Türkevi’ne gidiyorum. 40 bin metrekareye oturan gökdelen tümüyle tamamlanmış. Her şey hazır. Aslında New York’ta gece olmuyor. Gökdelenler öylesine aydınlatıyor ki çevreyi. Neonlar, parlak ışıklar, dev reklam panoları... Ve gökdelenlerin gövdelerinden yansıtılan ışıklar... Bizim Türkevi’nin 170 metrelik gövdesi de gece işte öyle parlıyor. Gurur duyacağımız bir bina inşa edilmiş.

Dün New York’un kalbinde yükselen bir Türkevi açıldı.

171 metrelik bir gökdelen.

Türkiye’nin dünyada bayrağını diktiği en yüksek bina...



Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Uzra’nın çığlık gibi mesajı: ‘Ne olur bizi yalnız bırakmayın’

Uzra’nın internet üzerinden Türkiye’deki kadınlara yaptığı çağrı tam bir çığlıktır...

Düşünsenize:

Kızınız, eşiniz ya da kız kardeşiniz oturduğu evden çıkamıyor.

İşe gidemiyor.

Yasak.

Dışarıda Taliban...

Dışarıda ölüm korkusu...

Afganistan’da evinden çıkamayan 27 yaşındaki Uzra Hussaini’nin şu çağrısına bakar mısınız:

“Kabil’den sizinle irtibattayım. Ben Taliban rejiminden önce devlet memuruydum. Taliban rejiminden sonra artık işe gidemiyorum, evdeyim. Geçen hafta tüm dünya gördü, Kabil’deki kadınlar ve protestocular Taliban’ın şiddetine maruz kaldı. Bizi yok edemezsiniz. Türkiye’den ve kadınlarından ricamız var. Bizimle beraber kalmanızı istiyoruz. Bugünlerde bizi yalnız bırakmayınız.”

Yazının Devamını Oku

Başkan’ın donduğu an

BM Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır’la 1 yıllık görev süresini konuştum

1. Siz bu satırları okurken, ben Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve heyetiyle birlikte New York’a BM Genel Kurulu’na uçuyor olacağım... Sevgili dostum Büyükelçi Volkan Bozkır’ın 1 yıldır sürdürdüğü BM Genel Kurul Başkanlığı da doldu... Dünyanın acılarla dolu geçen bu yılında acaba neler yaşamıştı? İşte cevabı:

Aslında ben de bu fotoğrafı görünce donup kaldım. Şu küçük kızın bakışını görüyor musunuz?

Burası Myanmar’daki zulümden kaçan 1.5 milyon Müslüman’ın Bangladeş sınırında kaldığı kamp...

Dünyanın en büyük mülteci kampı... Cox’s Bazar... Ve işte BM Genel Kurul Başkanı Büyükelçi Volkan Bozkır orayı gezerken rastlıyor bu küçük kıza.

Yerel polis, sağlık nedenleri nedeniyle kampa pek sokmak istemiyor Bozkır’ı... Ama o ısrar ediyor. Ve gezmeye başlıyor...

Bu fotoğraf, işte o andan kalıyor bize...

Bu, o küçük kız çocuğunun BM Genel Kurul Başkanı Bozkır’a değil... İnsanlığa bakışıdır aslında...

Yazının Devamını Oku

'İşte böyle atarım kepimi havaya'

Bu yazı bütün otizmli çocukların anne ve babalarına ithaf edilmiştir...

yaşındaki Emir’in annesi Merve, doktorun ilk teşhisini duyunca ne yapacağını bilemedi.

Yıkılmıştı... Baba Osman üzgün...

Otizm bu...



Ne yapsınlar...

Yazının Devamını Oku

Ankara’dan umut veren bir söz: ‘Artık mühendislik ihraç ediyoruz'

Dün bir video izledim.

Mersin’den.

Tarlada bir kadın konuşuyor. Bağ bahçe arasından... Yanında topladığı çileklerin tahtadan kasası...

Diyor ki:

Öyle zorluk çekiyoruz ki... Meyvemizi sebzemizi gönderiyoruz. Yol öyle kötü ki... Zamanında yetişmiyor. Buruşuk çilekler gönderilir mi? Kışın buzlanmada arabalarımız devriliyor. İnşallah bu tünelimiz bitince virajlarımız da kaybolacak. Rahatlayacağız.”

Daha neler söylüyorlar bilseniz...

İzlerken o sarp dağlara baktım. Kuş uçmaz zirvelere baktım. 

Düşünsenize, yıllardır, aylardır bizim çocuklar, işçiler, mühendisler dağları sabırla deliyor.

Karavanlarda, soba ateşinde geçen geceler...

Yazının Devamını Oku

Seçimlere iki hafta kala kıran kırana

Bu pazar size Hürriyet Avrupa’nın 2013 yılının ocak ayında attığı bir manşeti hatırlatıyorum...

1. O dönem Hürriyet’in Almanya Temsilcisi Celal Özcan, Hamburg temsilcimiz Kemal Doğan ve ben, Hamburg Eyalet Başbakanı Olaf Scholz’u ziyaret etmiştik.



Çünkü Başbakan Scholz önemli bir karar almıştı.

Müslümanlara dini bayramları resmi tatil hakkı olarak tanıyordu.

Avrupa’da bir ilkti bu...

Yazının Devamını Oku

Vatandaşa davası için makul süre belgesi

Adalet Bakanı Gül, yargıda sessiz devrimin en önemli ilk adımını şöyle açıkladı:

MÜJDE:  Adalet Bakanı Abdülhamit Gül yeni adli yılla birlikte çok önemli bir müjde veriyor: “Diyelim ki, vatandaş savcıya gitti, bir konuda şikâyetçi oldu. Savcı şikâyetin konusuna bakacak. Ve vatandaşa, ‘Senin bu şikâyetin şu kadar günde sonuçlanacak’ diye bir belge verecek. İşte bu makul süre belgesi. Vatandaş bilecek ki şu kadar günde sonuç alacak...”

NASIL İŞLEYECEK:  Bakan Gül şöyle anlatıyor: “Vatandaşın isteği şudur. Karar adil olsun ve makul sürede sonuçlansın. İşte savcılar, hâkimler, avukatlar, uzmanlar oturduk buna kafa yorduk. Ve her konuya göre makul süreler belirlendi. Ve bu süreler sisteme işlendi. Eğer bir gecikme olursa sistem alarm verecek.”




Yazının Devamını Oku

Onlar için o kadar çok korkuyorum ki

Dün Hürriyet’in manşetinde görünce gözlerim doldu.

Bizim yazı işlerini kutluyorum, “50 cesur kadın” manşeti dünya çapında bir sestir.

Keşke internette bütün dillerden yayınlansa.

Keşke dünya kadın örgütleri bir hat oluştursa.

Keşke BM bir komisyon kursa.

O “cesur kadınları” düşünün.

En temel hakları için harekete geçtiler.

Taliban gibi kadını “kölenin bile altında gören” o zihniyete karşı..

Yazının Devamını Oku

Jandarma katilleri arıyor... Peki carettaları kim öldürdü

Gece yarısına doğru saat 23.35...

1. Plajın ortasında... Stefan bağırıyor:

“Stop... Stop... Stoppp”

Ardından Seher...

“Durun... Durun gitmeyin. Ne işiniz var burada?..

ATV’deki adam bir süre öylece boş boş bakıyor...

Sonra ATV’yi Stefan’ın üzerine sürerek oradan uzaklaşıyor...

Stefan acı içinde yere yığılıyor. Sonra ambülans. Jandarma.

Evet arkadaşlar burası Manavgat...

Yazının Devamını Oku