Eyüp Can - Referans

Krizin dönüm noktası

28 Ekim 2008
Gelin bu işin adını doğru koyalım. <br><br>Bugün dünyada yaşanan kriz artık ne mortgage krizi, ne likidite krizi, ne de finans krizi!

Elbette krizin çıkış noktası ekonomik.


Fakat artık bugün geldiğimiz noktada bu iş bir güven krizi.


Bu yüzden de kimse nerede nasıl duracağını bilmiyor.


Mali açıdan çok fazla anlam ifade etmeyen veriler bile piyasaların altını üstüne getirmeye yetiyor.


Yazının Devamını Oku

Doların olağanüstü hal ilanı

23 Ekim 2008
Günün sorusu: "Ne olacak bu doların hali?" Türk ekonomisine ilişkin istihdam-verimlilik-büyüme-enflasyon-faiz-ihracat-ithalat-cari açık gibi birbirinden önemli veriler bir yana, doların hali bir başka yana.

Neden mi?

Çok basit çünkü vatandaş "Hatice'ye değil neticeye bakar."

Siz istediğiniz kadar bin dereden bin bir izahat getirin, Türkiye'de sokaktaki vatandaştan en büyük holding patronuna kadar hemen herkes cebindeki-kasasındaki paranın dolar ama illa da dolar karşısındaki durumunu sorar.

Her siyasi iktidar için de kıyamet o noktada kopar.

AK Parti hükümeti maalesef göstere göstere gelen global ekonomik krizi yeterince iyi kavrayamadı.

Hükümet önceki gün sanki dünyada bir kriz yaşanmıyormuş gibi hiçbir revizyona gitmeden 2009 yılı bütçesini açıkladı.

Zaten Başbakan aynı gün yaptığı bir konuşmada "İnanıyorum ki inşallah bu kriz bizi teğet geçecek" dedi.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan "Ne tedbir alıyorsunuz" sorusuna ısrarla "Bizde yangın yok, niye su sıkalım" cevabını verdi.

Peki ne oldu da Başbakan'ın "hamdolsunlu-maşallahlı-inşallahlı" açıklamalarına rağmen son 40 günde Türkiye'den 15 milyar dolarlık sermaye çıkışı yaşandı?

Türk Lirası dolar karşısında yüzde 40'a varan bir değer kaybına uğradı.

Dolar 1200'lü seviyelerden 1700'lü seviyelere uzandı.

Erdal Sağlam Referans'ın bugünkü manşetinde son günlerde dolarda yaşanan anlık dalgalanmaların görünen ve görünmeyen sebeplerini tek tek sıralıyor.

Bir tanesi var ki bence hükümetin krizi algılama ve yönetme konusundaki zaafını tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Doların ateşi bu kadar yüksekken, her zaman gemiyi ilk terk eden hedge fund'lar panikle kaçışırken bazı kamu kurumları piyasaya giriyor ve çok yüklü döviz alımları yapıyor.

Mesela Botaş. Doların en hareketli olduğu gün girmiş piyasaya elindeki Türk Lirası'nı bozdurup tam 500 milyon dolar almış.

Normal bir zamanda bu işleme kimsenin söyleyeceği bir laf olamaz.

Fakat ortalık bu kadar yangın yeri iken bir kamu kurumu bir defada böylesine büyük bir alımı hele de ekonomi yönetimi ile koordine etmeden nasıl yapabilir?

Hükümet belki hâlâ anlayamadı ama yaşadığımız şu günler normal zamanlar değil.
"Biz bu krizi en az zayiatla atlatırız inşallah" laflarıyla kendimizi kandırmayalım.

Eğer AK Parti hükümeti hiç vakit kaybetmeden "ekonomide olağanüstü hal" ilan etmeden bu işi yönetebileceğini zannediyorsa buraya yazıyorum; bu işin faturası, tahmin ettiğimizden de büyük olacak.

Hesap çok açık. Bir kamu kurumunun yaptığı 500 milyon dolarlık bir alım, normal zamanda gerçekten de doları teğet geçecekken, önceki gün son zamanlardaki en büyük dalgalanmalardan birine sebep oldu. Elbette başka bir sürü sebep var fakat sorun da bu ya. Bu zaman mevcut sebeplerin üzerine yenilerini ekleme değil azaltma zamanı.

"500 milyon dolar ne ki?" diye düşünüyorsanız yanılırsınız.

Dün bir bankacı ile konuştum. "Piyasa o kadar sığ ve tepkisel ki 400-500 milyon dolarlık bir alım bile doların ateşini yükseltmeye yetiyor" dedi.

Hükümet hâlâ mevduata garanti verip vermemeyi tartışıyor.

Atı alan çoktan Üsküdar'ı geçti.

Global ekonomik kriz şunu çok açık gösterdi ki yangın kontrolden çıktıktan sonra su sıkmak hiçbir işe yaramıyor. Eğer dövizde yaşanan anormal dalgalanma bile hükümeti önalmak konusunda harekete geçirmezse Türk ekonomisinin hali o zaman gerçekten de Allah'a havale.
Dolarda yaşanan bu anlık zıplama sadece bir kesimi vurur diye düşünüyorsanız yanılırsınız. Türk Lirası'nın bu kadar hızlı değer kaybetmesi ve kontrolden çıkıyor görüntüsü 2001 krizinden bu yana biriken tüm kazanımların tehlikeye girmesi anlamına gelir.

Bu işin şakaya gelir tarafı yok.

Alın Türkiye'nin en kârlı 30 şirketini, yazın bir kenara 9 aylık kârlarını.

Ve karşı tarafa son bir ayda dolardaki artıştan dolayı yaşadıkları kaybı ekleyin.

Emin olun hemen hepsi ekside.

Bırakın ithalatçıyı, konuştuğum bütün ihracatçılar panikte.

"Ne fiyat verebiliyoruz ne de sipariş alabiliyoruz" diyorlar.

Tüm maliyetler şaşmış vaziyette.

Ama hamdolsun AK Parti hükümetinin doları 1.4 TL olarak öngördüğü 2009 Bütçesi demir gibi maşallah.

Dolar çıkmış, demir düşmüş ne gam!
Yazının Devamını Oku

Türkiye labirentinden gördüklerim

21 Ekim 2008
403 bin kitabın görücüye çıktığı, yaklaşık 700 milyon euroluk telif sözleşmesinin gerçekleştiği devasa bir organizasyon Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı. Her yıl ekim ayında 110 ülkeden 300 binin üzerinde yazar, yayıncı ve ziyaretçi katılıyor.

Fakat bu yıl daha bir hareketli çünkü geçen yıl Katalanya'dan bayrağı devralan Türkiye, dünyanın en büyük kitap fuarının onur konuğu.
Fuar direktörü Jürgen Boos'un ağzı kulaklarında.

Çünkü geçen hafta Türkiye'nin onur konuğu olduğu 60. yılda, 60 yılın ziyaretçi rekoru kırıldı. Türk yazarlar, yayıncılar ve sanatçılar Almanya'da yaşayan Türklerin de katılımıyla tam bir kültür sanat çıkarması yaptı.

"Bütün Renkleriyle Türkiye" organizasyonda yaşanan birtakım sıkıntılara rağmen fuara damgasını vurdu.

Türkiye'de aynı masanın etrafında oturmaktan imtina eden birçok kişi ve kurum Frankfurt'ta tüm farklılıklarıyla beraber bir aradaydı.

Daha iki yıl öncesine kadar fuarda birlikte yer almaktan kaçınan, yan yana gelmemek için özel çaba sarf eden yayıncılar bu yıl Türkiye'nin tüm seslerini ve renklerini yansıtmak için omuz omuza tatlı bir yarış halindeydi.

"Demek ki olabiliyormuş" diye geçirdim içimden.

Bülent Erkmen'in labirent metaforlu Türkiye logosu aslında olan bitenin en güzel özeti.

Farklılıkları abartıp Türkiye labirentinde fasit daireler çizip kaybolmak da mümkün, her köşede farklılıklardan yararlanarak keyifle yol almak, kaybolmadan dolaşmak da.

Binlerce etkinliğe, 7 bin sergi alanına ve global finans krizine rağmen ben bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı'nda tabanları yağlayarak keyifle dolaştım.

Henüz piyasaya çıkmamış birbirinden ilginç kitapların peşinde koşturmaktan yoruldukça kendimi Türk yemeklerinin, edebiyat, kültür ve sanatının sergilendiği forum alanına yani Türkiye labirentine attım.

Pazar akşamı Türk organizatörler konuk ülke bayrağını Çin'e devrederken ben elimde Avrupa'nın genç entelektüellerinden Mark Leonard'ın "What Does China Think" kitabıyla gelecek on yılların hayaline daldım.

Çin üzerine binlerce kitap yazıldı.

Leonard, dışarıdan bir Çin fotoğrafı çekmek yerine; içeriden, bizlere Çin'in sadece ucuz işgücü ve hızla büyüyen ekonomisi ile değil entelektüel birikimiyle neler katabileceğini anlatmış.

"Why Europe will run the 21st Century" başlıklı hayli zihin açıcı bir önceki kitabında bir anlamda Türkiyesiz bir Avrupa Birliği'nin neden olmayacağını, olamayacağını anlatıyordu.

Eğer Avrupa kurucu babalarının mirasına uygun bir birlik kuracaksa bunun Türkiye'nin de içerisinde olduğu yeni bir medeniyet projesi olması gerektiğine vurgu yapıyordu. Bu kez Çin'in binlerce yıllık uygarlığı ile bugünün entelektüel dünyasına yapabileceği katkıları çok zengin örneklerle içeriden anlatıyor.

Çin'in bayrağı bizden devralması tamamen tesadüf gibi görünse de bana pek manidar geldi. Dünyanın içinde olduğu ekonomik kriz bir daha gösterdi ki artık 20. yüzyılın bağımsızlık rüzgârı yerini büsbütün karşılıklı bağımlılığa bıraktı.

Bugün dünyanın yaşadığı ekonomik krizin altında, en basit biçimiyle Amerika'nın Bush'la birlikte "Ben bildiğimi okurum" politikaları vardı.
Önceki gün Bush, Irak'ın işgaline karşı çıktıkları için "yaşlı Avrupa" diye suçladığı ülkelerin liderleriyle kendi politikalarının sebep olduğu krizi çözmek için bir araya geldi. 

Dikkat ettim, kimse kimseyi suçlamıyor. Aksine herkes "Bu yangını birlikte söndürmezsek hepimiz yanarız" bilinciyle konuşuyor.

Çünkü Amerika'da batan bankalar sadece Amerikalıları değil en az onlar kadar Çin'in, Rusya'nın, Körfez ülkelerinin canını yakıyor.

Çünkü küresel ekonomi, finans sisteminin çökme noktasına gelmesine rağmen bütünüyle karşılıklı bağımlılıktan geçiyor. Çin halkının tasarrufları Amerikan hazinesini ve ekonomisini ayakta tutuyor. Her ne kadar çok büyük kayıplar da yaşasa Çin'in Amerikan hazinesine park ettiği paranın miktarı 1 trilyon doları buluyor.

Benzer bir miktar Rus zenginleri ve Körfez ülkeleri için de söz konusu.

Bu yüzden global finans sisteminde yaşanan kriz hepimizin sorunu.

Ve bu sorun ekonomiden çok, farklı uygarlıkların bir arada yaşama sorunu.

Kapitalist sistem kendisini yeniden kurgularken tıpkı Türkiye'nin Frankfurt çıkarması gibi "Bütün Renkleriyle Dünya" demek zorunda.

Çünkü artık ne Türkiyesiz bir Avrupa ne de Çinsiz bir dünya sistemi mümkün. 
Yazının Devamını Oku

Hani seçim ekonomisi uygulamayacaktınız?

16 Ekim 2008
Başbakan Tayyip Erdoğan her fırsatta hükümetin seçim ekonomisi uygulamadığını ve asla da uygulamayacağını açıklıyor.

Peki, gerçekten durum böyle mi?

Maalesef değil!

Tayyip Bey dün Referans'ta manşete taşıdığımız "Dünya para krizinde Türkiye fındığa 3 milyar YTL gömüyor" haberini elini vicdanına koyarak okusun ve çıkıp bize dünya krizi tartışırken AK Parti hükümetinin yaklaşan yerel seçimleri dikkate almadan bir fındık politikası uyguladığını rakamlarla ikna edici bir biçimde anlatsın, söz bu köşeden ben şahsen özür dileyeceğim.

Ama yapamaz, çünkü hükümetin son iki yıldır uyguladığı fındık politikası bizatihi başbakanın 2006'da yaptığı bence tarihi derecede cesur çıkışla çelişiyor.

Yazının Devamını Oku

Yangına körükle giden kim?

14 Ekim 2008
Maksat üzüm yemek olmayınca en temel konularda bile birbirimizi dövmeye bayılıyoruz.

Başbakan Tayyip Erdoğan dün 11. Dış Ticaret Haftası toplantısında bir konuşma yaptı. Biz medya mensupları dahil birçok kesime isim vermeden verdi veriştirdi.

Fakat konuşmasının bütününde aslında "uyarı" mesajlarını kısmen de olsa almış izlenimi verdi.

Referans’ın geçen hafta ortası hükümeti kriz karşısında kayıtsız davranmakla suçlayan "Daha ne bekliyorsunuz?" manşeti iş dünyasında epey yankı buldu.

Çünkü hükümet kanadından gelen "bize bir şey olmaz" havasındaki açıklamalar hemen herkeste benzer bir kaygıya yol açtı.

Bu yüzden TÜSİAD’dan TOBB’a tüm sivil toplum kuruluşları hükümeti krize karşı daha tedbirli olmaya çağırdı.

Çünkü en azından son iki haftadır hükümet kanadından yapılan açıklamalara bakılırsa küresel finans krizinin vahametinin iyi anlaşılmadığı ortaya çıkıyordu.

Daha bu hafta sonu Eskişehir’de yaptığı konuşmada ne diyordu Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan ; "Orada yangın çıkmış, adamlar yangın çıkınca itfaiye arabalarını almış gidiyor. Bizde yangın yok. Biz de itfaiye arabalarıyla sağı, solu sulayalım mı?"

Haksızlık etmeyelim Unakıtan o konuşmasında "biz asgari şekilde bu krizden sıyırmak istiyoruz, bunun için de kendimize has tedbirleri alıyoruz" diyor fakat herhangi bir ek tedbir yerine hükümetin bugüne kadar zaten yapmayı vaat ettiği şeyleri sayıyor.

Yazının Devamını Oku

Edin'in hayaline Koç, Sabancı, Akın ve Saran'dan destek

9 Ekim 2008
Sabahın erken saatinde cep telefonuma Hamdi Akın'dan bir mesaj düştü.

Sabahın erken saatinde cep telefonuma Hamdi Akın'dan bir mesaj düştü.

Tüylerim diken diken oldu!

Meğer Esat Edin bana Kemer Country'e ilişkin son arzusunu anlattığı gün, yani çocuklarıyla Londra'ya oğlu Murat'ı ziyarete gittiği gün, daha önce otel projesi için görüştüğü Hamdi Akın'a da aşağıdaki mesajı atmış.

Aynen şöyle.

Yazının Devamını Oku

Yaşarken yapamadığını ölürken gerçekleştirdi

7 Ekim 2008
Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Bir yanda 15 ayrı evde şehit acısı, diğer yanda İstanbul’un en seçkin köyünde tam anlamıyla bir aile trajedisi.

Dün Edin ailesinin hüzünlü cenazesi için Teşvikiye Camii'ndeydim.

Mahşeri bir kalabalık vardı, alabildiğine duygulu.

İmam önce Güneydoğu’da teröre kurban giden şehitlerimiz için dua etti.

Yazının Devamını Oku

Yaşarken yapamadığını ölürken gerçekleştirdi

7 Ekim 2008
Ateş düştüğü yeri yakıyor. <br><br>Bir yanda 15 ayrı evde şehit acısı, diğer yanda İstanbul’un en seçkin köyünde tam anlamıyla bir aile trajadesi.

Dün Edin ailesinin hüzünlü cenazesi için Teşvikiye camiindeydim.

Mahşeri bir kalabalık vardı, alabildiğine duygulu.

İmam önce Güneydoğu’da teröre kurban giden şehitlerimiz için dua etti.

Ardından Kaz Dağları’nda sele kapılarak ölen-boğularak öldükleri için şehit kabul edilen-Edin ailesi için duaya geçildi.

Sonra Türkiye’nin son yıllarda yetiştirdiği en parlak iş adamlarından Esat Edin’in bir hayalden yola çıkarak yarattığı Kemerköy’e doğru yola koyulduk.

Ailesi, dostları, komşuları hemen herkes oradaydı.

Esat’a en zor zamanları yaşatanlar da oradaydı, yaşamını ona adayanlar da.

Kızan, küfreden de Kemer Country klübünün geniş avlusunda yuvarlak halkaya dahil olmuştu, bir an olsun onu yanlız bırakmayanlar da.

Yazının Devamını Oku