GeriErtuğrul ÖZKÖK Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

“Bir daha Kafkasya’nın boynuna kimsenin esaret zinciri vurmaması için önümüze çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.”

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Bu sözler bana güzel ve umut verici görünüyor.

Çünkü Kafkasya’nın kalkınması için gerçekten böyle bir işbirliğine ihtiyaç var...

Üstelik 3 Hıristiyan, üç Müslüman ülkenin bunu gerçekleştirmesi bütün dünya için de çok güzel bir mesaj olabilir.

Bence ortadaki sorun Ermenistan’ın şu sıra kendini “Yenilmiş bir psikolojide” hissetmesi.

Karşısındaki Türkiye ve Azerbaycan ise “Yenmiş” bir duyguyla bu sözleri söylüyor.

Yani “kazananın yenilene uzattığı bir el” bu...

*

Peki bu el sıkılır mı?

Kendimi Erivan’da yaşayan bir Ermeni yerine koyuyorum...

Bu maço coğrafyada kolay bir duygu değil elbet bu...

Yine de şöyle bir muhakeme yararlı olabilir...

Ermenistan’ın çevresinde iki büyük ekonomi var.

Biri Rusya öteki Türkiye...

Rusya dünyayla entegre bir ekonomi değil.

Ama Türkiye Ermenistan için dünya ekonomisine açılış kapısı...

Bu kapının açılması Ermeni gençlerine yeni bir dünyanın kapısını da açacaktır.

*

Yok “Benim gururum bunu kaldıramaz” derseniz, daha bir 30 yıl, kapalı bir ülke olarak kalacaksınız...

Ben şuna yürekten inanıyorum...

Türkiye ve Ermenistan psikolojik duygularını aşabilirlerse dünyanın en yararlı ilişkisini kurabilirler.

Atatürk ve Venizelos, Türkiye topraklarının üçte ikisinin işgal edildiği bir savaştan sonra birbirlerinin ellerini sıktılar.

KAFKASYA’NIN ARNAVUTLUK’U OLMAK VEYA DÜNYAYA AÇILMAK

UMARIM bir Ermeni internet sitesi, gazetesi, haber kanalı Türkiye’den gelecek böyle yazıları Ermeniceye çevirir ve tartışmaya açar...

Hepimizin yeni bir “21’inci yüzyıl gerçekçiliğine” ve pragmatizmine ihtiyacımız var.

Yoksa hep birlikte bu yüzyılı ıskalayacağız.

Bunu gerçekleştirmenin iki yolu da şu:

Türkiye ve Azerbaycan, artık Karabağ Savaşı üzerinden kahramanlık menkıbeleri yazarak kışkırtıcı bir psikolojiye itibar etmeyip, zafer duygusunu makul bir seviyede tutmalı.

Ermenistan da yıllardır, kendisini bir zamanların Arnavutluk’una çeviren, dünyaya kapalı bir ülke haline getiren bu gururunu kontrol edebilmeli.

HABABAM SINIFI’NIN MÜZİĞİ İLE TENEFFÜSTEN DÖNMEK

Eşim Tansu anlattı...

Hafta başında Muğla’dan geçerken kırmızı ışıkta durmuş.

Tam o sırada yolun kenarındaki bir ilkokuldan Hababam Sınıfı’nın hepimizin hafızasına kazınan müziği başlamış.

Biraz sonra da mikrofondan bir ses:

“Çocuklar ders arası bitti yine sınıflara giriyoruz...”

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Tansu, “O kadar hoşuma gitti ki, neredeyse sevinçten ağlayacaktım” dedi.

Bir kere daha anlıyorum ki hâlâ bizi bir millet haline getiren ortak hafızamız var...

Ama bakın bu ortak hafızayı hâlâ kimler taşıyor bize...

Bir zamanlar komünist diye damgalanan Rıfat Ilgaz gibi yazarların, Ertem Eğilmez gibi yönetmenlerin, Tarık Akan gibi askeri darbelerde hapislere atılan harika oyuncularımızın bize bıraktığı çocukluk hayalleri bunlar...

*

Ne kadar masum kalıyorlar değil mi bugün gördüklerimiz, yaşadıklarımız, işittiklerimiz karşısında...

Yeni Türkiye maalesef bize ortak hatıralar değil, sadece nefret ve düşmanlıklar, bölünmüşlükler bırakıyor şimdilik...

Ve hâlâ bizi birleştiren ortak hatıratımızın güzel enstantanelerini Hababam Sınıfı’nda, Selda Bağcan’ların “O Günler” şarkılarında, Erol Evgin’lerin “İşte
Öyle Bir Şeyler”inde buluyoruz...

*

İyi ki o masum yıllarımız varmış....

Ve iyi ki okullarımızın ders aralarında bu ortak hafıza nesilden nesile aktarılıyor.

Muğla’da adını bilmediğim o okulda çocuklarına bu güzel müziği anlatan yöneticiler kimse, onlara binlerce teşekkür...

İKİ KİŞİ ARASINDAKİ AŞK MEKTUPLARINI OKUMAK RÖNTGENCİLİK SAYILIR MI

EDİP Cansever’in Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 aşk mektubu ile ilgili haberi okurken aklımdan geçen cümle şuydu:

“Ne de yakışıyorlar birbirlerine...”

*

Aşk mektuplarını çok severim...

Hele hele yazan âşık bir şairse...

Hani Edip Cansever’in “Adsız Bir Çiçek” şiirinde dediği gibi:

“Sevgilim

Bana ‘sen bir şairsin’ dediğin zaman

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri” diyen bir adamsa...

Alır beni götürür...

*

Ancak aşk mektuplarını her okuduğumda bir yandan çok keyif alırım, bir yandan da biraz utanırım.

Çünkü âşık bir insan aşk mektubu yazarken kor bırakır kendini...

Dilinin ve ruhunun hiçbir kelimesini esirgemez... “Ya bir üçüncü kişi okursa” diye bir sansür aklının ucundan bile geçmez...

O nedenle onların dışındaki kişilerin bu mektupların yayınlanmasına izin vermesi doğru mudur?

Hele hele taraflardan biri kendindeki mektupları yakmışsa...

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Bir de şunu düşünürüm hep:

Bizim yaptığımız da bir tür röntgencilik midir...

Bende cevabı yok...

Yani Alma Mahler’in yazdığı mektupları bile arsızca okumaya devam ediyorum... 

ALMAN OKULUNDAN PEKİYİ İLE MEZUN BİR MÜSLÜMAN DİN İNSANINA HAZIR MISINIZ

ALMAN İçişleri Bakanlığı ve Aşağı Saksonya Eyaleti Bilim Bakanlığı ilk defa bir “İslam Koleji” açılmasını kararlaştırmış.

Bu kolejin amacı Osnabrück Üniversitesi çatısı altında bir “Müslüman din insanı yetiştirmek” olarak belirlenmiş.

Yani Almanya artık kendi ülkesindeki Müslüman ibadet mekânlarında çalışacak din görevlilerini kendi ülkesinde yetiştirecek.

Bunu ülkedeki çeşitli İslam kuruluşları desteklerken, Ankara’ya bağlı “Diyanet İşleri Türk İslam Birliği” mesafeli davranıyormuş.

Bence tam aksini düşünmek gerekir.

Demek ki Almanya artık kendi ülkesindeki Müslüman vatandaşlarını, gerçek birer vatandaş olarak görüp onların dini vecibeleri ile ilgili eğitimi de üstleniyor.

Bunlar güzel gelişmeler değil mi...

EMRE KONUK HOCA NİYE SİYASETÇİLERİ DE SAYMADI

DÜN Elif Dürüst’ün programında konuşan Emre Konuk hocanın toplumu değiştirici güç olarak saymadığı bir kesim daha var.

Siyasetçiler...

Oysa onlar hem demokratik ülkelerde hem de totaliter diktatörlüklerde “toplumu köklü biçimde değiştirmeye talip olarak” iktidara geliyorlar.

Birinde oy isterken bunu vaat ediyorlar...

Birinde devrim veya darbe ile bunu getireceklerini vadediyorlar.

Öyleyse Emre Konuk’un yaptığı analizde bu bir eksik değil mi?

Hayır değil...

Çünkü artık dünyanın her yerinde siyasetçiler ister demokrat olsun ister diktatör, hepsi muazzam bir tutuculuğun ajanı haline geldiler...

Sovyet Devrimi “toplumdaki üretim ilişkilerini köklü sicimde değiştirme” iddiasıyla geldi, ama halkına vere vere kanlı bir “Stalin diktatörlüğü” verdi.

21’inci yüzyılın seçimle gelen popülist liderlerinin halklarına vaat ettikleri ile verdiklerini de Venezuela’da, Nikaragua’da görüyoruz...

Tam aksine toplumları geri götüren bir zihniyetin temsilcileri haline dönüştüler...

Ne yazık ki 21’inci yüzyılda siyaset vizyonunu tamamen kaybediyor ve meydan kutuplaştırıcı bir nefret ve ihtirasa kalıyor.

X

Bu karedeki tek farkı bulun çünkü tarihi işte o insan yazdı

Geçen çarşamba Berlin’in Tempelhof Havaalanı’nda açılan olağanüstü bir sergiyi geziyorum...

Ama size önce bu serginin açıldığı mekânı anlatayım.

Tempelhof Havalimanı bugün boş ve neredeyse metruk devasa bir bina...

1923’te inşasına başlanmış ama Hitler döneminde totalitarizmin anıtsal bir binası haline gelmiş. Yani Nazi ruhunun dolaştığı hayalet bir hangar burası...

İşte burada “Diversity United” isimli, Türkçe’ye “Birleşik Farklılık” olarak çevrilebilecek bir sergi açıldı.

Daha doğrusu sınırlı bir bienal diyebilirsiniz.

*

Avrupa’nın 34 ülkesinden 90 sanatçının eseri sergileniyor.

Aralarında

Yazının Devamını Oku

Aziz Nesin’in, Cem Yılmaz’ın ülkesi neden artık gülmüyor

1) Öyle bir çağdayız ki artık duygusal planlama yapmak mümkün değil...

Dün Türkiye, yanan ormanlarına, kaybolan canlarına, çaresiz hayvanlarına...

Ve bir de o ormanlar, oradaki canlılar için hayatını feda eden genç çocuğumuza ağlarken, ben Almanya’nın Bayreuth şehrinde Wagner’in “Die Walküre” (Valküreler) operasını seyrediyordum...

*

Türkiye’den ayrılırken, ülkem tatil yapıyordu...

Ve bir anda o duygusal tatil bitti...

Operanın her arasında insanlar bir önceki sahneyi konuşurken, ben Türkiye ile konuşuyordum...

Dün geceden beri o görüntüler gözümün önünde...

Bir de

Yazının Devamını Oku

Hâlâ rüyamda kendimi o koltukta görüyorum

Almanya’nın en büyük gazetesi Bild’in eski genel yayın yönetmeni ile Gökova’nın Börtübet Koyu’nda yaptığımız sohbet devam ediyor. Bugünkü konumuz “yeni hayat...”

Kai Diekmann ayrıldıktan sonra dijital dünyaya geçti. Artık “Story Machine” adlı, Almanya’nın en büyük sosyal medya içerik yönetim şirketinin hissedarı. Yeni bir hayatı var. Almanya’nın birçok ünlü kişisinin sosyal medya hesaplarına içerik üretiyor. Artık o eski güçlü insan değil, ama dijital alemin krallarından biri...

*

Bugün onunla yeni hayatı üzerine konuşacağız... Eskiden neler kaldı, neler geçip gitti... Özledikleri, özlemedikleri... Hiç pişman olmadıkları, çok pişman oldukları... Altmışlı yaşlarına giderken hayata yeni bir bakış...

*

Almanya’da iki güçlü insanın dönemi kapanıyor... Kai Diekmann Bild’in başından ayrıldı... Merkel de ayrılmaya hazırlanıyor... Karşınızda Türkiye’nin büyük dostu yeni Kai Diekmann...

1) SONUNDA DYLAN’IN ŞARKISINDAKİ GİBİ OLDUM, MASAM YOK, KENDİ KAHVEMİ YAPMAYI BİLE ÖĞRENDİM

ERTUĞRUL ÖZKÖK:

Yazının Devamını Oku

Genel yayın yönetmenliğimin bittiğini bir soruyla anladım

Kai Deikmann...

Bundan 4 yıl öncesine kadar Merkel’den sonra belki Almanya’nın en kudretli insanıydı...

16 yıl boyunca genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Bild” gazetesi, 5 milyon tirajı ile Avrupa’nın en büyük gazetesiydi...

Dijital yayını ile her gün 22 milyon Alman vatandaşına ulaşıyordu.

Attığı bir manşet Almanya Cumhurbaşkanı’nın istifasına yol açmıştı...

*

Dünyanın belki en güçlü genel yayın yönetmeni Diekmann 2017 yılında o koltuktan kalktı...

Bugün 57 yaşında...

Uzun yıllar Hürriyet’in de yönetim kurulu üyeliğini yaptı...

Yazının Devamını Oku

‘Düşman’ gazeteciyle 18’inci delikte çok gizli bir buluşma

1)“18’inci delik” bir golf deyimi...Golf sahalarında ya 9 ya 18 delik bulunuyor. Bugünkü hikâyemiz işte orada, 18’inci deliğin başında geçiyor...

Önce olay yeri keşfi yapalım... Dünyanın en meşhur golf kulübü, herhalde, Amerika’nın Florida eyaletindeki Mar-a-Lago Golf Kulübü’dür... Çünkü burası ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın sahibi olduğu bir yer... Daha önemlisi Trump başkanlığı boyunca orasını “Kışlık Beyaz Saray” olarak tanımlıyor...

Kulübün 500’e yakın üyesi var...

Trump burayı kendine merkez olarak seçtikten sonra giriş aidatı 150 bin dolardan 250 bin dolara çıktı...

Bu golf kulübünün çok özel ve öteki alanlarından ayrılmış bir bölgesinde Trump’ın malikânesi var.

Bu yapı, Florida’nın en büyük üçüncü, bütün Amerika’nın ise 20’nci en büyük malikânesi olarak biliniyor. Ancak kulübün yakın geçmişinde kötü bir olay var.

Çocuk tacizi ve tecavüzü nedeniyle girdiği cezaevinde intihar eden Epstein de bu kulübün üyesiymiş.

Kulüp üyelerinden birinin kız çocuğunu taciz edince üyelikten çıkarılmış.

Yazının Devamını Oku

Neden herkes bir zamanların en kötü adamına konuşuyor

CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalının konuğu olmuş.

Oradan öğrendim...

Selvi Hanım’ın hayalindeki meslek gazetecilikmiş...

Çubuk’ta eşine yapılan linç girişiminin onu çok üzdüğünü söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Eve yemeğe gelmeyeceğini” söylemediği zaman kızıyormuş.

Çok insani bir sohbetti ve baştan sona keyifle izledim.

*

Bu yayını izlerken, Armağan Çağlayan’ın programına kimlerin çıktığını bir düşündüm...

Hiçbir yerlere çıkmayan

Yazının Devamını Oku

Bir düğün gecesinden kaç COVID-19 pozitif çıkar ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’ mi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinde bir düğünden sonra 18 kişide COVID-19 Delta varyantı görülmüş. Peki Türkiye’de bir düğünden kaç COVID-19 pozitif çıkar?

Google’da bir arama yaparsanız karşınıza 24 Ağustos 2020 tarihli bir haber çıkıyor:

Bursa’da bir düğüne katılanlar arasında 42 kişide COVID-19 vakası saptandı...

Bu soruyu sormamın nedeni şu. Türkiye’de düğün mevsimi açıldı... Geçen yıldan ertelenen 300 bin düğünle birlikte bu yıl 900 bin düğün bekleniyor... Yeni vaka sayısı önceki gün itibarıyla 10 bine yaklaştı.

Bu durumda şu soruları sormamız da normal:

- Bir düğünden...

- Bir siyasi parti toplantısından

- Bir bar gecesinden

- Bir toplu yemekten

Yazının Devamını Oku

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku

Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

1) Bana göre dün hepimizin sağlığını ilgilendiren bir devrim oldu...

Pandemi boyunca hepimiz adım saydık...

Rekor işinsanı Cavit Çağlar’daydı.

Günde 25 bin adım.

*

Posta gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay...

Her gün 15 bin adım ata ata bitirdi kendini, o aslan gibi adam kuşa döndü, sadece bir tutam bıyık kaldı yüzünde...

Çetenin elebaşısı ve azmettiricisi tabii ki Hürriyet’in başyazarı Osman Müftüoğlu’ydu...

Her gün iWatch’unun, üzerinde 17 bin adım yazan ekranını yüzlerce insana postaladı...

Yazının Devamını Oku

Salı akşamı HALK TV’de beni şaşırtan bir ‘sayın’ hitabı

Geçen salı akşamı beni şaşırtan bir şey oldu.

Belki de “umutlandıran” demem daha doğru olur.

Halk TV’de ana haber bültenini sunan Özlem Gürses, Zülfü Livaneli’nin CHP içinde başlattığı tartışmayı anlatırken, kendisine bir mesaj gelmiş.

WhatsApp mesajını gönderen kişi MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter...

Ama dikkat...

Mesaj ona ait değil...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gönderiyor mesajı...

Konu da ilginç...

Yazının Devamını Oku