GeriErtuğrul ÖZKÖK 'Yeni maskülenlik' nedir: 'Cool' ve 'havalı' erkek mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Yeni maskülenlik' nedir: 'Cool' ve 'havalı' erkek mi

Koronavirüs salgınının daha ilk günlerinde BBC’nin Miles Davis belgeselini seyredip 17 Mart günü yazmıştım.

Geçen hafta aynı belgeseli bir kere daha seyrettim.

Koronanın başında gördüklerimle, geldiğimiz şu gün çok farklı şeylere takıldım.

Tabii araya bir de Amerika ve dünyayı altüst eden Floyd cinayeti ve yarattığı etkiler girince Miles Davis gözümde müziğin çok ötesine geçen bir karakter haline geldi.

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

*

İlk seyrettiğimde onun caz müziğine verdiği en büyük özellik dikkatimi çekmişti.

Newport Festivali’nde trompetini mikrofona dayayıp öyle bir çaldı ki, cazın ve mahremiyetimizin tarihi o an değişti.

Bir yorumcu şöyle diyordu:

“Onun müziğinden sonra insanlar caz müziği ile sevişmeye başladı...”

Kişisel hayatımda çok az albüm onun “Kind of Blue”su kadar etkilemiştir beni.

Yıllardır dinlediğim bir albümdü, ama pop sosyolog tarafım, onun mahremiyetimize ne kadar nüfuz ettiğini görememişti.

*

İkinci seyredişimde beni çarpan şeylerden bir başkası da Miles Davis’in giyimi ve halleri oldu.

Bugünlerde, erkek için kullanılan moda deyiş “karizma”...

Ama o, “cool” ve “havalı” olma sanatını biliyor.

Belgeselde kendini şöyle anlatıyor:

“Havalı tarz, entelektüel ve aşırı şık olmak. Ben bunların hepsiydim. Hatta fazlasıydım.”

*

Evet o bütün bunlardı. Yani yeni bir maskülenlik tarifi yapıyordu.

FERRARİSİNİ ASLA SATMAYAN OLAĞANÜSTÜ BİR SİYAH ADAM

İKİNCİ seyredişimde dikkatimi çeken bir başka şey de onun lükse, güzel yaşamaya bakışındaki cesaret oldu.

Mesela lüks arabalara düşkünlüğü...

Para kazandığı ilk albümünden sonra yaptığı ilk iş bir Ferrari araba almak oluyor.

Ve hayatının sonuna kadar Ferrarilerini asla satmıyor.

Hayat tarzını savunurken de şunu söylüyor:

“Yaptığım işin karşılığında iyi para almamın, hem de iyi para almamın nesi yanlış?”

Üç kuruş kazanıp bununla yetinen cazcıların Güneri Cıvaoğlu’suydu yani...

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

KİMSE VERDİĞİ POZLARLA HAYATINI BÖYLE YAZAMAZ

AMA bu defaki seyredişimde beni en çok şaşırtan özelliği , Miles Davis’in fotoğrafları oldu.

BBC, belgeseli filmlerden çok fotoğraf kareleri üzerine kurmuş.

Ama ne fotoğraflar.

Kimse, çektirdiği fotoğraflarla, yani verdiği pozlarla hayatının görsel belgeselini bu kadar güzel yazamaz.

Atatürk’ün fotoğraflarına bakarken de aldığım bir his bu.

Her biri Metropolitan Müzesi’nin duvarlarına asılacak kalite ve estetik düzeyinde.

Susan Sontag ve John Berger onun fotoğrafları üzerine neden tek satır bile yazmamışlar anlamadım.


DÖNEKLİĞİN EN ÜST HALİ KENDİ BAŞARINA İHANET

MILES Davis
, “Kind of Blue” albümü ile bir müzisyenin gelebileceği en yüksek zirveye gelmişti.

Hayatının geri kalan bölümünü hep o müziği tekrarlayarak çok güzel sağlayabilirdi.

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

Ama onun felsefesi geriye bakmamak, başarıya takılmamaktı.

*

Hep genç müzisyenlerle çalıştı. 1970’te dünya hippi devrimini yaşıyordu. O “Bitches Brew” albümünü yaptı.

1986’da “Tutu”yu yaptı.

Her ikisi de kariyerinde çok riskli değişimlerdi.

Başardı...

*

“Bildiklerinize güvenmeyin” diyordu.

Çünkü hayatı boyunca hep henüz bilmediklerini arıyordu.

İkinci seyredişte anlıyorum ki, hayatının en büyük başarısı “Kendi başarısına ihanet edebilme, yani kendine karşı döneklik yapabilme cesareti ve gücüydü...”


HAYATIMI DEĞİŞTİREN SEKİZ MÜZİK ALBÜMÜ

MILES Davis
belgeselini ikinci defa seyrettikten sonra kendi kendime sordum.

Acaba benim hayatımı değiştiren müzik albümleri nelerdi...

Tabii çok var ama, aralarından 8 tanesi var ki, çok özel yere sahip.

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

- Beatles: “Please Please Me” (1962): 15 yaşımdayım. “Love Me Do”yu ilk defa dinliyorum. Ağız armonikası ile tanışıyorum. Dik yaka siyah kazak, uzun saç, slim fit pantolon ve siyah kenarı lastikli botları keşfediyorum.

*

- Rolling Stones: “The Rolling Stones No.2 (1965): 18 yaşımdayım. Sartre, Camus, Gide okumaya başlamışım. İsyan duygularım ayakta ve ona uygun albüm geliyor. Özellikle “Time is on My Side” ve “Under the Boardwalk”.

*

- Crosby, Stills, Nash and Young: “Deja Vu” (1970): 23 yaşımdayım. Artık Paris’teyim. Karşı Kültür hareketi içindeyim. Bir yıl önceki Woodstock festivalinde çalmış bir grup. Üyelerini 1960’lı yıllardan beri başka gruplardan tanıyorum. Tam o yaşımın albümü.

*

- Pink Floyd: “Dark Side of the Moon” (1973): 26 yaşındayım. Pink Floyd’u 1960’lardaki “See Emily Play” ve “Arnold Lane” şarkılarından tanıyorum. Eşim Tansu benden önce “Ummagumma” albümüne takılmış. Ama benim kanıma giren albümleri bu oluyor.

*

- Alfred Brendel’in Academy St. Martin in the Fields’le çaldığı ve Philips tarafından yayınlanan “Mozart’ın Piyano Konçertoları” (1973): Klasik müziği gerçek anlamda ilk keşfettiğim Mozart’ın 21 numaralı piyano konçertosu ile tanışmam.

*

- Miles Davis: “Kind of Blue” (1959): Beni cazla buluşturan bu harika albümü çok geç, 27 yaşımda keşfediyorum. Ama hayatımın en uzun süreli albümü oluyor. O günden sonra hayatımda en belirleyici kavramlardan biri olacak olan “cool” kelimesini keşfediyorum.

*

- Michael Jackson: “Thriller” (1982): 12 Eylül darbesi olmuş. 35 yaşımdayım ve siyaset yapma planlarım altüst olmuş. Bu albüm geliyor ve dünyanın 80’li yıllarını açıyor. “Pop sosyolog” dönemim açılıyor. Sosyoloji derslerini artık edebiyat, sinema ve müzik üzerinden anlatmaya başlıyorum.

*

- Levent Yüksel: “Med Cezir” (1993): 46 yaşındayım. Hürriyet’in genel yayın yönetmeniyim. 1990’ların başındaki Türk pop müzik devrimini keşfetmişim. Pire’den Atina’ya giderken arabada dinliyorum bu albümü. Daha otele gelmeden 5 şarkı kanıma giriyor. Ve Pop sosyolog yanım Türk pop müzik sanatçılarını daha da yakın takibe alıyor.


RAKAMLAR

- 1959’da çıkan “Kind of Blue” albümü yakın zamana kadar her yıl 100 adet satmaya devam ediyordu.

-“Blue in Green” şarkısı sadece Spotify’da 88 milyon, “So What” 50 milyon kere indirilmiş.

Bir caz müziği için olağanüstü rakamlar.


FİL ETİNİ KİLOSU KAÇ LİRADAN YİYEBİLİRSİN

BİLİYORUM
, çok tuhaf bir soru.

Hayvanseverleri ayağa kaldıracak kadar da irkiltici...

Ama durun, ateş etmeden önce okuyun.

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

Ben hayatımda fil eti yemedim, yemem de... Ama ünlü Fransız yazarı Victor Hugo yemiş...

Hem de hangi gün yediğini bile yazmış.

12 Ocak 1871...

Üstelik kilosunu kaç paradan aldığını da eklemiş güncesine.

Kilosunu 40 franktan almış...

Şimdi gelelim, edebiyat tarihinin bu en ilginç gastronomi hikâyesine...


KARŞILAŞTIRMA
FİL ETİ Mİ DAHA PAHALI BİR ÇUVAL SOĞAN MI

YIL
1871...

Fransa, Prusya’nın işgali altında.

Paris kuşatılmış ve insanlar bombalarla, mermilerle öldürülmüş atların etini yiyor.

Öyle bir dönemde bu fiyat ne anlama geliyor, bir karşılaştırma yapabilmeniz için başka bazı fiyatları da vereyim...

Aynı günlerde 1 yumurta 2 frank...

Bir çuval soğan 800 frank...

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

Bugünün parasıyla kaç Türk Lirası eder bulamadım. Ama asıl soruya geleyim.

Victor Hugo gibi bir insan nasıl olur da fil eti yer?

Onu da anlatayım.

1650 yılında açılmış Paris Botanik Bahçesi’ne 2 fil getirilmiş.

Adları Castor ve Pollux...

Paris’te açlık baş gösterince bu iki fil kesilip et olarak satılıyor.


İŞGAL EDİLEN ÜLKEDE BİR İNSANI ÖLDÜRMEK KAÇ LİRA

BİR
irkiltici soru daha... Ama savaşan bir dünyadaysanız, vergi veren vatandaş olarak, soramasanız bile, cevabını bilmeniz gereken sorular bunlar.

Prusya işgali altındaki Paris’te yaşayan Victor Hugo bunun maliyetini de çıkarmış. O gün bir kişiyi öldürmek 150 bin franga patlıyormuş.

Nasıl mı hesaplamış... Buyrun Victor Hugo’nun kitabından aynen aktarıyorum.


HUGO O MALİYETİ NASIL HESAPLAMIŞ

- “Salı gününden pazara kadar 25 bin top mermisi attı Prusyalılar.”

- “Mermileri kaldırmak için 220 vagona ihtiyaç duyuldu.”

- “Bir merminin maliyeti 60 frank olduğuna göre toplam maliyet 1.5 milyon frank.”

- “Onlarca kişi öldürüldü. Her bir ölü Prusya ordusuna 150 bin franga mal oldu.”

Yeni maskülenlik nedir: Cool ve havalı erkek mi

*

- Korona sırasında artık her şeyi ikinci defa yapıyorum ya, Victor Hugo’nun “1871: Paris Komünü Günleri” adlı güncesinin Türkiye’de yeni yapılan baskısını okudum.

Meğer çok ilginç bir kitapmış. Her sayfanın altını çize çize okudum.

Çeviren: Ekin Özlü Akseki, Kırmızı Kedi Yay., Mart 2020


TÜRKİYE’YE YAPTIRIM OLURSA KARŞI ÇIKARIM

BAŞINDAN
beri Ayasofya kararını eleştiriyorum. Ama iş Türkiye’ye karşı yaptırıma gelirse işte ona karşı çıkarım.

Bu, Türkiye’nin kendi yetki alanındadır.

Nasıl ki geçmişte bunu müze yapma kararını kendi aldıysa, camiye çevirme kararını da alabilir.

Bunun tartışılacak bir tarafı yok.

Türkiye’nin kendi içinde tartışıp alacağı bir karardır. Yanlışlığı da doğruluğu da kendini ilgilendiren bir meseledir.

X

Sizce bu 'Reformist Tonton' sayfası hangi gazetede çıktı

Tam 28 yıl olmuş...

Bugün Turgut Özal’ın ölümünün 28’inci yıldönümü...

Sabah büyük bir sürprizle uyandım.

Bir gazete harika bir Özal’ı anma sayfası hazırlamış.

*

Tepedeki manşeti şöyle:

“Reformist Tonton...”

Üst spotları şöyle:

- “Hayata veda etmesinin üzerinden 28 yıl geçti ancak yaptıkları hafızalardan hiç silinmedi.”

Yazının Devamını Oku

Yuhh yahu yuh artık ne diyeyim ben bu kafaya

Önceki gün benim açımdan iki sevindirici gelişme vardı...

Sabah Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” şarkısı için yaptığı klibin haberi ile uyandım.

İkincisi ise aynı sabahın akşamı Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasıydı.

*

Hayatım boyunca devlette görev yapan insanların müzikle, sanatla, sporla ilgilenmelerini çok sevdim...

Çünkü tanıdığım siyasetçilerin çok büyük bölümünün siyaset dışında hiçbir uğraşısı yoktu...

Şuna inanıyorum...

Bir insan sanatla, müzikle, sinemayla ilgilendiği zaman bu onun vicdanına, adalet duygusuna ve üslubuna da yansıyor...

Nitekim

Yazının Devamını Oku

Bodrum'dan doğan bir özel Türk 'Lirası'

Önceki gün Türkiye’de çok ilginç bir şey oldu...

Ekonomi tarihimizde ilk defa bir şahsın Bitcoin hesabına haciz kondu...

Bunun anlamı şu...

Artık hepimizin hayatında “Bitcoin” denilen bir para var...

Aslında bu para cebimizde...

Tek farkı ceket cebinde değil cep telefonumuzda olması...

Üç yıla yakın bir süredir bir insan arıyorum...

Bana çok basit biçimde “Bitcoin nedir” anlatsın...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin çaresiz ev kadını hangi okula rüşvet verirdi

Aslında yazının gerçek başlığı şu:

“Türkiye’nin Ivy League okulları hangisidir...”

O nedenle, araya “Çaresiz ev kadını” ifadesinin girmesinin hikâyesiyle başlayayım.

*

Geçen ay bir streaming platformunda, ABD’de 2019 yılında yaşanan “üniversiteye giriş” skandalıyla ilgili belgeseli seyrediyordum.

ABD’nin önde gelen bazı varlıklı ve şöhretli aileleri çocuklarını en iyi üniversitelere sokmak için rüşvet tezgâhını kurmuş biri aracılığıyla bal gibi rüşvet anlamına gelecek paralar harcıyorlar.

*

Onlardan biri de “Çaresiz Ev Kadınları” dizisinde Lynette Scavo rolünü oynayan oyuncu Felicity Huffman...

Emmy, Altın Küre, SAG ödülleri var

Yazının Devamını Oku

O 19 ölü nitrojen dolu 22 cam lahitin laneti mi

Geçen hafta tüm dünya pandemi ile boğuşurken Mısır 3 Nisan gecesi bütün dünyayı şaşırtan bir şey yaptı.

Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan, eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetleri Müzesi’ne nakletti...

*

18 kral, 4 kraliçeye ait 22 mumya, nitrojenle doldurulmuş cam lahitlere konup büyük ve çok renkli bir törenle yeni yerine götürüldü.

22 lahit 5 kilometrelik yolu 40 dakikada geçti...

*

Bu, mumyaların ikinci yolculuğuydu.

Mısır hanedanlarına ait bu mumyalar 100 yıl önce Luksor’dan Kahire’ye getirilmişti...

Nakledilenler arasında bütün dünyanın bildiği İkinci Ramses ile Mısır tarihinin en başarılı kraliçesi olarak bilinen Hatshepsut’un mumyaları da vardı.

Yazının Devamını Oku

İmamı kim istifa ettirdi Türkiye'nin makul aklı mı

Ayasofya imamı sonunda istifa etti...

İstifasında “Kendi isteği ile ayrıldığı” belirtiliyor...

Ama artık orada kendine üç-beş trol dışında müttefik bulamadığı herkesin bildiği bir sırdı...

Bütün dünyanın gözü üzerinde bulunan bir mabetten her gün tuhaf seslerin yükselmesinin hiçbir makul AKP’linin de hoşuna gitmeyeceği bir gerçekti.

Nitekim ilk tepki AKP milletvekili Özlem Zengin’den geldi...

Sonra AKP’nin ağır toplarından da sesler yükseldi...

Sonunda ayrılmak zorunda kaldı ve çok hayırlı bir iş oldu...

İstifasını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği de yazıldı, söylendi.

Yazının Devamını Oku

Ya seçilmişlere her gün haddini bildiren o atanmış memurlar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir süredir beni de düşündüren önemli bir noktaya dikkati çekti.

Emekli WhatsApp’çı amirallerin yaptığı düşüncesizce işe tepki koyarken, çok yapıcı iki uyarıda da bulundu.

*

Bildiri yayınlayan amirallerin 10’unun o eski kötü alışkanlıkları hatırlatan biçimde sabah evlerinden alınmalarına tepki gösterdi.

Gözaltına alınmalarına karşı çıktı...

Ama daha önemlisi iktidara bence çok önemli ve yapıcı bir çağrı yaptı.

Özeti şuydu:

Emekli amirallerin seçilmişleri hedef alan açıklamalarına karşı çıkıyorsak...

Atanmış memurların, tayinle göreve gelmiş görevlilerin, valilerin, kaymakamların, maaşını devletten alan dini görevlilerin seçilmiş insanlar, parti başkanları, anamuhalefet partisi başkanı hakkındaki hakarete veren açıklamaları da önlenmelidir...

Yazının Devamını Oku

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Aman Allahım...

Bu erkek milleti...

Yani biz ne hale düştük...

*

Dün gibi hatırlıyorum...

15 Mayıs 2016...

Berlin’de Final Four’un son günü... Fenerbahçe-CSKA maçını bekliyoruz...

Otelin lobisinde büyük bir tartışma patlıyor...

Bir erkekte ideal testosteron oranı nedir?

Yazının Devamını Oku

İkinci hayatında bir daha komedi oynayabilecek mi

Zekeriyaköy’deki evde yaşanan o olayın üzerinden 3 yıla yakın zaman geçmiş.

Ahmet Kural’ı o zamandan beri ilk defa görüyoruz.

Kıbrıs’ta TRT için bir dizi çekiyormuş.

Hürriyet Kelebek’te Tülay Demir’in yaptığı mülakattan öğrendik.

Çekim sırasında yeni sevgilisi Çağla Gizem Çelik ile annesi ve babası da yanındaymış.

*

Hayatım boyunca şuna inandım.

Yazının Devamını Oku

Çok genç erkekle 'olgun kadın' arasında kaç yaş fark vardır

Çarşambayı perşembeye bağlayan gecenin saat 00.30’u...

Çok akıllı telefonuma, Music Business Worldwide müzik endüstrisi haber sitesinden bir son dakika notu düşüyor...

“Paul Simon bütün kataloğunu Sony şirketine satmış...”

Paul Simon...

Yani “Simon and Garfunkel” ikilisinin Simon’ı...

Daha o saniye onlarca şarkı geçmeye başlıyor aklımdan...

“Mrs Robinson”, “Sound of Silence”, “Scarborough Fair”, “Bridge Over Troubled Water”, “Boxer”, “Cecilia”, “A Hazy Shade of Winter”, “Homeward Bound”, “Me And Julio Down by the Schoolyard”...

Bütün bir gençliğim...

Yazının Devamını Oku

Sharon hatıra kitabında bu bornozlu geceyi de yazdı mı

1) Dün gibi hatırlıyorum...

2005 yılının aralık ayıydı...

Los Angeles’ta güneşli bir günün gecesiydi... Hollywood ünlülerinin yaşadığı semtteki büyük villanın salonundaydım.

Biraz sonra şahane kadın merdivenlerden inmeye başladı...

Beş yıl önce Cannes Festivali’nde yanımdan geçerken nefesimi kesen şahane Sharon Stone karşımdaydı.

Üstelik üzerinde sadece bir bornoz vardı...

Ayağa kalkıp soruyorum...

“Yorgun musunuz...”

Yazının Devamını Oku

Ayda 2 bin 500 kişi acil şiddet butonuna basıyor

Teknoloji şirketlerinin yöneticileri ile konuşmak bana hep büyük heyecan veriyor. Bu haftaki podcast sohbet konuğum Vodafone’un CEO’su Engin Aksoy.

Doğum yeri İstanbul ama hayatının 17 yılını Göcek’te geçirmiş bir yönetici. Çünkü babası bir deniz subayıydı. 4 Ekim 1972 İstanbul doğumlu, İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nden mezun. İş hayatına 1994’te başlamış. Coca-Cola, Michelin ve Nike gibi küresel şirketlerde çalışmış. 2008’de Vodafone’a girmiş ve 1 Şubat 2021’den itibaren de Vodafone Türkiye’nin CEO’su olmuş.

Zoom’la yaptığımız görüşmede bir şey dikkatimi çekiyor. Arkasında yan yana asılmış üç afiş var.

“Yeni İcat Çıkar-ma”, “Soru Sor-ma”, (her ikisinin de sonundaki ‘ma’ hecesinin üstü çizilmiş). Bir de “Sorumluluk bizim değil” cümlesi var onun da sonundaki ‘değil’ kelimesinin üstü çizilmiş.

Yani bugün “Yeni icat çıkarmayı seven” bir yönetici ile konuşacağız.

Ana konumuz da teknolojiden çok “kadın”.

Sözü ona bırakıyorum. 

1) KADIN ÇALIŞANDA SİLİKON VADİSİ ŞİRKETLERİNDEN ÇOK İLERİYİZ

Yazının Devamını Oku

Erol Olçok olsaydı 'pudra şekeri' krizini nasıl yönetirdi

AKP’nin yükseliş yıllarındaki iletişimcisi Erol Olçok’u son defa galiba Kanyon’da gördüm. Bir restoranda oturuyordum ve o da geçerken beni görmüş birkaç dakika sohbet etmiştik.

Geçen hafta sonu arabasında kokain çeken gencin görüntüleri önüme geldiğinde nedense aklıma o gün geldi...

Bugün hayatta olsaydı ve bu görüntüler önüne gelseydi acaba bu krizi nasıl yönetirdi...

*

Benim görüşüm şöyle...

Dünyanın her yerinde görülebilecek sıradan bir polisiye olay bu...

Böyle olayları bir siyasi partiyle ilişkilendirmek, bunun üzerinden o partiye vurmak ne adil bir davranış ne de çağdaş bir siyaset yapma tarzı...

Dolayısıyla kanunlar ne diyorsa o yapılır ve olay da geçer gider...

Yazının Devamını Oku

Şenol Hoca ve takımı önceki gece Avrupa'da neyi yıktı?

Avrupa’da belki de son 4 Dünya Kupası’nda tanık olduğumuz manzara şudur: Ülkelerin milli takımları, kulüp takımları kadar iyi futbol oynayamıyor. Şenol Hoca ve takımı son 2 maçta işte bu yerleşik Avrupa inancını yıktı. Milli takım, Türkiye’deki bütün kulüp takımlarından daha iyi futbol oynuyordu.

Bu yazıyı, epeydir milli takım maçlarını seyretmeyen bir futbol izleyicisi olarak yazıyorum.

Seyretmememin de nedeni vardı. Avrupa’da milli maçlar zevksiz geçer. Söylemek istediğim tek cümle var:

“Şenol Güneş Hoca önceki akşam ve ondan önceki maçta, Avrupa’da belki son 16 yıldır hüküm süren bu futbol yargısını yıktı.”

Nedir bu, anlatayım...

57’NCİ DAKİKADA SAHADA GÖRDÜĞÜM MANZARA ŞU

Maçın 57’nci dakikası...

Milli takım Norveç savunması önünde inanılmaz üçlü ve dar paslaşmalar yapıyor.

Bir La Liga tutkunu olarak, bilmesem karşımda Barcelona oynuyor sanacağım.

Yazının Devamını Oku

23 Haziran'da bu paranın üzerinde bu 'muamma' çocuğun resmi olacak

Kendini mahallenin ağır abisi sanan bir meczubun, “eşcinsel” diye işitme engelli bir çocuğu sokak ortasında dövüp, sonra bu görüntüleri göğsünü yumruklaya yumruklaya sosyal medyada paylaştığı gün...

Yani geçen cuma...

İşte tam o gün dünya başka bir konuyu konuşuyordu.

*

Bundan 3 ay sonra...

Tam tarihiyle 23 Haziran günü İngiliz Merkez Bankası 50 pound’luk yeni bir banknot çıkaracak.

Bunun bir tarafında İngiltere Kraliçesi’nin resmi olacak...

Öteki tarafında ise Alan Turing isimli birinin fotoğrafı...

Yanda çocukluk resmini gördüğünüz insanın 41 yaşındaki halinin bir fotoğrafı olacak...

Yazının Devamını Oku