Yayın yönetmeni olsam manşetim bu fotoğraftı

Bu fotoğraf önceki gün İzmir’de Birinci Kordon’la İkinci Kordon arasındaki sokakta çekildi.

Bu kalabalık, Birinci ve İkinci Kordon’a kadar taşıyordu...

Yayın yönetmeni olsam manşetim bu fotoğraftı

Gördüğümüz son kuyruk manşeti, İstanbul seçimlerinden önceki tanzim satış kuyruklarıydı.

Bu ise Picasso sergisini gezmek için bekleyen genç insanların oluşturduğu kuyruk...

*

Fotoğrafa iyi bakın...

O fotoğrafta bir İzmir sokağını göreceksiniz...

Şimdi biraz daha yakından bakın...

İzmir sokağı dediğiniz yerin bir Türkiye sokağı olduğunu fark edeceksiniz...

*

Bu fotoğraf “Yüzde 50 artı” tartışmasından önemlidir...

Yüzde 40’tan da çok büyük bir karedir bu.

Bu kare, ülkede sanatın kutuplaşmayı üç günde silip atabilme kudretini anlatıyor hepimize...

Yayın yönetmeni olsam manşetim bu fotoğraftı

Bu, bütün tarihi boyunca hep metropol duyguyla yaşamış İzmir’e gurur veren bir fotoğraftır...

*

Tabii ki, aynı zamanda, bütün dünyada tartışılan Türkiye’ye de gurur verecek bir fotoğraftır...

*

Yıllarca önce genel yönetmeniyken attığım manşetlerden en çok gurur duyduklarımdan biri, Sabancı Müzesi önündeki Picasso kuyruğuydu...

Bugün genel yayın yönetmeni olsaydım...

Manşetim yine buydu...

KAVALA YAŞ GÜNÜ KİTABI GETİREN AVUKATA NE DEDİ

Önceki gün Hürriyet’in kâğıt baskısında küçücük bir ilan dikkatimi çekti. Osman Kavala’nın arkadaşları, onun yaş gününü kutlayan bir ilan vermişler. Biraz araştırdım, arkadaşları bir gece önce Osman Kavala’nın evinde bir araya gelip yaş gününü kutlamışlar. Bu arada aynı arkadaşları ona birer hatıralarını ve yaş günü mesajı yazmışlar, fotoğraflarını eklemişler ve bunu çok az sayıda basılmış bir kitap haline getirmişler. Avukatı Sezgin Tanrıkulu da çarşamba sabahı bu kitabı götürüp Osman Kavala’ya verilmek üzere cezaevi idaresine teslim etmiş.

Kitabı alınca çok duygulanmış ve şakayla şunu söylemiş:

“Sırf bu kitap için hapis yatmaya değerdi...”

Bu cümle, cezaevindeki insanların duygularını çok güzel anlatıyor...

ACABA BEN Mİ DEĞİŞTİM YOKSA OSMAN CAN MI

ESKİ Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can önceki gün T24’te Şirin Payzın’a verdiği mülakatta şunu söyledi: “Anayasa Mahkemesi hakkında o kadar da olumsuz düşünmüyorum. Her şeye rağmen barış akademisyenleri kararını verebildi, tarihi bir karardır...”

Ben de öyle düşünüyorum. Eskiden eleştirdiğim, şimdiyse anladığım bir insan Osman Can...

Bazen kendi kendime soruyorum: “O mu değişti yoksa ben mi...”

İşime gelen cevap şu oluyor: “Galiba ikimiz de...”

8 SATIRLIK BİR HABER VE BEN MERAKTAN ÖLÜYORUM

Anadolu Ajansı’nın geçtiği haber şu kadarcıktı:

“Cumhurbaşkanlığı İstişare Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.

Toplantı 2 saat sürdü. Toplantıya kurul üyeleri Bülent Arınç, İsmail Kahraman, Cemil Çiçek, Köksal Toptan, Mehmet Ali Şahin ve Yıldırım Akbulut katıldı...”

*

Hepsi hakkında olumlu izlenimlerim var.

Sağduyuyu temsil eden, vicdanlı siyasetçiler.

*

O nedenle 2 saat boyunca Cumhurbaşkanı’na ne dediler, o ne cevap verdi çok merak ediyorum.

Acaba adaletle, cezaevlerinde yatan insanlarla, kutuplaşmayla ilgili görüşlerini ve endişelerini aktardılar mı...

*

İnanın bu benim için seçilme oyunun yüzde 40’a indirilmesi tartışmasından daha ciddi ve daha önemli.

SIRRI SÜREYYA’YLA SON 2 KARŞILAŞMAM

Sırrı Süreyya Önder’le son defa Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Darbeler Komisyonu’nda karşılaştık.

Ben “ifade veren” kişiydim...

O “ifade alan milletvekili”...

Bana ilk soruyu o sormuştu. Öyle hiç arkadaşım falan demeden, baam diye yüklenmişti bana.

Hiç gocunmadan cevaplamıştım. Çünkü o Sırrı Süreyya’dır...

Zekâsına, mizahına ve duruşuna hep saygı duymuşumdur. Ondan son haberi geçen hafta cezaevinden iletilmiş bir sosyal medya mesajı ile almıştım.

Her zamanki müthiş mizahi zekâsıyla şunu demişti:

“Zindanlar yan gelip yatma yeri değildir...”

 Dün Anayasa Mahkemesi onun hakkında hapis cezası ile ilgili olarak “hak ihlali olduğu” kararını aldı. Türkiye’ye, Türk adaletine, Türk siyasetine gurur verecek bir karar...

İnşallah ondan sonra
sıra Selahattin Demirtaş’a gelir...

Yayın yönetmeni olsam manşetim bu fotoğraftı

ASLAN’IN ‘MİNNET EYLEMEM’İ BAĞCAN’IN DİSKO REMİKSİNDE

BU hafta en çok dinlediğim şarkılardan biri Selda Bağcan’ın geçen cuma streaming platformlarına konan “Minnet Eylemem” şarkısı...
Cafi, yani Cafer Palamut 1988 doğumlu genç bir DJ...
Ahmet Aslan’ın bu harika şarkısını, disko ritmiyle çok güzel remikslemiş. Daha önce konserlerde söylemiş ve videosu da YouTube’a konmuştu. Selda Bağcan ise her zamanki gibi harika söylüyor... Onu işte bu genç enerjisi nedeniyle de çok seviyor ve yıllardır dinliyorum.

SEVGİLİ ÖZDEMİR BEY SİZE DE BUNU ANLATMAK İSTİYORUM

ŞARKILARINI büyük keyifle dinlediğim ama gençlere karşı tavrını çok katı bulduğum Özdemir Erdoğan’a da yıllardır hep bunu anlatmak istiyorum.

“Aleyna Tilki ile düet yapın” derken amacım buydu...

Genç müzisyenlerle çalışmak iyidir.

Tıpkı Tony Bennett’i yeniden yarattığı ve Lady Gaga ile birlikte zirvelere yeniden taşıdığı gibi, size de yepyeni ufuklar açar.

Ve size yakışır...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Madem ışıkları yanan Anayasa Mahkemesi tartışılıyor, ben de tarihimizin gizli kalmış bir darbe önleme hikâyesini anlatayım.

Olay 1973 yılında, yani 12 Mart ara rejiminin yıllarında Ankara’nın Çankaya semtinde bir gazetecinin evinde geçiyor...

*

O yıl cumhurbaşkanlığı seçimi var ve bu konu ordu ile siyaset arasına kara kedi gibi girmiş...

Askerler bir süre önce emekliye ayrılmış olan Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirmek istiyor.

Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki partilerin büyük bölümü buna karşı.

Türkiye hâlâ 12 Mart  ara rejiminin etkisinde.

Bir askeri darbenin kara bulutları rejimin üzerinde.

*

Yazının Devamını Oku

Dün dünya borsa tarihinde bir boy band olayı yaşandı

Üç gündür Uzakdoğu borsalarındaki bir olayı izliyorum.

Aslında olay öyle çok büyük bir şey değil...

Ama benim gözümde büyük bir sosyolojik anlamı var.

Olay şu...

Güney Kore’nin en büyük eğlence şirketi Big Hit Entertainment halka açılıyor...

Yaklaşık 4 milyar dolarlık bir değer bekleniyordu...

Yani bugünün eğlence dünyasında öyle çok büyük bir volüm değil...

Ancak dün bu açılışta çok önemli bir gelişme oldu.

Yazının Devamını Oku

Funda Arar'ın 'karartma günleri' şarkısını dinlerken

Ben doğduğumda “karartma geceleri” kötü bir hatıra olarak kalmıştı.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da muhtemel bir hava saldırısına karşı geceleri şehirleri karartılmıştı.

Sonra bizim nesil de tanıdı karartma gecelerini...

Yunanistan’la ne zaman savaş ihtimali çıksa, okul kitaplarını kaplamak için kullandığımız mavi kaplama kâğıtları, bu defa Yunan uçakları görmesin diye pencerelerimize yapıştırılırdı.

Sonra 60’lar, 70’ler, 80’ler geldi... Ülkenin karanlık dönemlerini yaşadık.

Bu defa “karartma günleri” lafını öğrendik...

Hani Funda Arar’ın şarkısında söylediği gibi...

“Bir zindanda koy ver beni

Yazının Devamını Oku

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku