GeriErtuğrul ÖZKÖK Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

Başlıktaki çirkin cümleyi mazur görün...

Ama anlatacağım olay o kadar pespaye ki, ancak onların seviyesine inerek böyle bir cümleyle ifade edebildim.

Şimdi şöyle rahat bir koltuğa oturun, arkanıza yaslanın.

Son yıllarda dinlediğiniz en pespaye siyaset kumpaslarından birini anlatacağım...

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

O AKŞAM YEMEĞİNDE KİM  KİM İÇİN ‘APTAL’ DEDİ

Olay 2017 yılında BuzzFeed adlı internet sitesinde yayınlanan bir haberle başladı.

Habere göre Washington’un şehir merkezindeki bir restoranda öyle biri öyle biri için öyle bir laf etmişti ki...

Olay işte o cümleyle start aldı. Restoranın ünlü müdavimlerinden biri de Trump’ın kısa süre ikinci askeri danışmanı olarak görev yapmış olan H. R. McMaster’dı.

Habere göre McMaster yemekte Trump için “Anaokulu çocuğu kadar aklı olmayan bir aptal” demişti.

Peki ama bu haberi kim sızdırmıştı?

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

GÖZLER NEDEN BARDAKİ GÜZEL KADINA ÇEVRİLDİ

O gece Oracle şirketinin CEO’su da o yemekteydi ama o konuşmayı reddediyordu.

İşte bu aşamada gözler Tosca adlı o restorana bir süredir devam etmeye başlayan güzel bir kadına çevrildi.

Trump’ın askeri danışmanı ne zaman o restorana gelse, kadın da oradaydı ve her defasında bir fırsat yaratıp yanına geliyor, birlikte bir iki kadeh içiyorlar ve tabii ki konu mutlaka Trump’a geliyordu.

O günlerde Trump’ın yaptıklarına kızan danışmanı da onun aleyhinde atıp tutuyordu.

İşte gözler o kadına biraz daha yakından bakmaya başlayınca Washington tarihinin en pespaye kumpası ortaya çıktı.

HEDEF DERİN DEVLET İÇİNDEKİ TRUMP DÜŞMANLARINI TEŞHİR

The New York Times gazetesinin dünkü haberine göre, 2016 yılında Washington’da karanlık bir proje için karanlık birtakım insanlar bir araya gelip, gizli bir örgüt kurmuştu.

Bu operasyonun adı “Project Veritas”tı...

Amacı da Trump’ın kadrosunda olup da ona ihanet edenleri itibarsızlaştırıp istifa etmelerini sağlamaktı.

Bunlara “Trump’ın derin devlet içindeki düşmanları” deniyordu.

Bu gizli yapılanmanın arkasında ise tanıdık bir kuruluş vardı.

Adı İkinci Körfez Savaşı sırasında Irak’taki karanlık faaliyetler ile duyulan Blackwater adlı şirketti bu.

Şirket bu operasyon için eski bir İngiliz casusu ile anlaşmıştı.

Daha sonra kadroya eski bir asker, eski bir FBI memuru ve eski bir İngiliz komandosu daha katılmıştı.

THE EXORCIST FİLMİNDEKİ DAR MERDİVENLİ EV KİRALANIYOR

Bu karanlık örgüt, ilk iş olarak birtakım güzel kadınlar bulup özel bir misyonla eğitti.

Görevleri ünlü kişileri yatağa çekip Trump hakkında konuşturmak, videolarını çekmek, seslerini kaydetmekti.
Böylece o kişilerin Trump düşmanlığı ispatlanacak ve muhalefetle işbirliği yaptıkları gösterilecekti.

İkinci adım olarak, Washington’da Potomac Nehri’ne bakan 6 odalı bir ev kiralandı.

Erkekleri ayartmak üzere yetiştirilen kadınlar bu odalara yerleştirildi.

Ev, The Exorcist filminde kullanılan, dar merdivenleri olan ev gibiydi.

UBER’DEN ÇAĞRILAN ARABA BİR SOKAK AŞAĞI GELECEK

Görevlendirilen kadınlara kesin bazı güvenlik talimatları verildi.

Kadınların kendi adları ile evden mail göndermeleri yasaktı.

UBER’den araba çağrıldığı zaman, o evin değil, bir aşağıdaki sokağın adresi veriliyordu.

Kadınların hepsi, gizli kamera yerleştirmek, ses kaydetmek konularında uzmanlar tarafından eğitildi.

Hepsine verilen görev şuydu:

“Başkan Trump’ın derin devlet içindeki düşmanlarını deşifre etmek...”

Hedefler arasında CIA ve FBI mensupları, generaller, hatta Beyaz Saray mensupları vardı.

Bu arada Washington Post gazetesinin bir muhabiri de “Sahte birtakım haber ihbarları” ile tuzağa düşürülmek istendi.

YENİ SİYASETİN YENİ ‘MUTEBER’ AKTÖRLERİ

New York Times dün büyük bir gazetecilik yaparak işte Amerikan tarihinin bu en pespaye kumpasını ve arkasındaki şebekeyi ortaya çıkardı.

Güya muhafazakâr Trump yönetiminin başvurduğu bu pespaye kumpas, bütün dünyada siyasetin nerelere düştüğünü gösteren güzel bir örnek...

Kirli kuruluşlar, mafyalar, eski istihbaratçılar artık bu yeni siyasetin muteber aktörleri haline geldi...

YAVRU İLE KÂTİP’İN 50 YIL SONRA ARAMIZA DÖNÜŞÜ

ELLİ
yıl geçmiş...

Biri uzun öteki kısa boylu iki İtalyan komedyenin 1970’lerde Türkiye’de salgın haline gelen “Yavru ile Kâtip” filmleri geçen hafta streaming platformlarla geri döndü. İtalya’daki adları “Franco” ile “Ciccio”ydu...

İkisi 1954 yılında tanışmış, 1960’lı yıllarda sinemaya birlikte başlamışlardı...

Birlikte 100’ün üzerinde film yaptılar.

*

Franco Franchi’nin Türkiye’deki adı “Yavru”ydu... Onu Erol Günaydın seslendiyordu.

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

Ciccio Ingrassia’nınki ise “Kâtip” diye çevrilmişti. Onu seslendiren de Altan Erbulak’tı...

Hacivat ile Karagöz, Lorel Hardi, Can Ciğer Kardeşler (Dean Martin ve Jerry Lewis’in Türkçeye çevrilen filmlerindeki adları Ali Can ile Veli Ciğer’di...) sonrası en meşhur ikili onlardı.

“002 İtalya’dan Sevgilerle”, “Bıdık ile Düdük Kadın Bombalar Arasında”, “Yavru ile Kâtip Hızlı Futbolcu”, “Yavru ile Kâtip Konuşan Katır” ve daha niceleri...

*

“Kâtip” adı yıllar sonra benim romanım ‘Bir Çocuğun Fevkalade Hikâyesi’nde de önemli bir yere sahip olacaktı.

Uzun boylusu Ciccio Ingrassia’yı daha sonraki yıllarda Fellini’nin “Amarcord” filminde ağaca çıkan ‘Teo Amca’ olarak seyretmiştik ve sinema hafızamıza o ağacın tepesinden “Kadın istiyorum” çığlıkları ile kazınmıştı.

Artık ne oynayanların, ne de seslendirenlerin hiçbiri hayatta değil. Ve filmleri 50 yıl sonra şimdi yine ekranlarda...

O zamanlarda yazlık sinemalardaydı...

Şimdi yazın evimizde...

Keşke onları Altan Erbulak ve Erol Günaydın’ın Türkçe dublajları ile de seyredebilseydik.

ERKEKLER İÇİN KADIN GİBİ GİYİNME ZAMANI MI GELDİ

- GQ dergisinin dijital yayınında geçen gün şöyle bir haber gördüm:

“Erkekler için Kendal Jenner gibi giyinme zamanı geldi...”

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

Bu haberin yanında ünlü manken Kendal Jenner’in son günlerde New York sokaklarında 3 ayrı kıyafetle çekilmiş fotoğrafları vardı. Üçü de klasik erkek giyimiydi ve gerçekten de Jenner’in üzerinde harika duruyordu.

Uzun uzun baktım...

Acaba podyumlarda erkek modasını da kadınların sunması nasıl bir şey olurdu... Bence hiç de fena fikir değil...

KADIN YAYIN YÖNETMENLERİNİ YAZARKEN BİRİNİ UNUTMUŞUM

GEÇEN
gün Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmenlerini yazarken birinin adını unutmuşum.

Şebnem Bursalı...

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

Washington Post 143 yıldır yayınlanan bir gazete ve ilk kadın genel yayın yönetmeni bu yıl göreve başladı. Oysa İzmir’in Yeni Asır gazetesi 126 yıldır yayınlanıyor ve onun başına 113’üncü yılında bir kadın genel yayın yönetmeni geldi.

Üstelik orada 9 yıl kalmayı da başardı.

Tabii bir İzmirli olarak bunu hatırlamamak bana hiç yakışmadı...

GÜNÜN TARTIŞMASI
MÜSLÜMANLARIN SORUMLULUĞU DÖRDÜNCÜ SIRADAN MI BAŞLIYOR

ÖNCE Sabah gazetesi yazarı Burhanettin Duran’a teşekkür ederek başlamalıyım.

Geçen gün yazdığım “Hangi ümmet bizden ileri adım bekliyor” başlıklı yazım hakkındaki eleştirilerini, çok seviyeli bir üslupla yazmış.

Böyle bir üslup olunca her şey daha rahat konuşuluyor.

Ben de onun yazısı hakkında düşündüklerimi aynı üslupla yazacağım.

*

Duran, sorumluluk sırasını şöyle anlatıyor:

Yavrum al şu 10 bin doları git generalin koynuna gir

“Bugün Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’da Filistinlilerin “devlet terörü” ile öldürülmesinin sorumlularının sıralaması şu şekilde:

1- Hiçbir hukuk tanımayan İsrail devleti ve Başbakan Netanyahu.

2- Her zulmünde İsrail’e destek veren ABD.

3- Uluslararası düzenin kurumları ve bunların güçlü aktörleri: BM Güvenlik Konseyi üyeleri ve AB.

4- Kudüs ve Mescid-i Aksa sebebiyle kurulduğunu unutan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve üyeleri; Arap rejimleri ve önde gelen bölge ülkeleri.

5- Zulüm yoğunlaştığında bile bir araya gelemeyen Filistinli yöneticiler.

6- Kudüs’ün hem Müslümanların hem Hıristiyanların hem de Musevilerin kutsal mekânlarını barındırdığını görmezden gelen dünya kamuoyu.”

*

Görüyoruz ki, 73 yıldır süren Filistin meselesinde Müslümanların sorumluluğu ancak dördüncü sıradan sonra başlıyor.

Tamam da...

Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden 100 yıl geçti...

Müslüman ülkelerin neredeyse hepsi o tarihten beri kendi devletlerinde yaşıyor.

*

Yani 100 yıldır bu olayın sorumluluğunu hep Batı’nın üzerine yıktık.

İyi de Müslümanların hiç mi sorumluluğu yok...

Bir de “ümmetin” sorumluluğunu listenin başına koyup bu soruna öyle bakmayı denesek...

Hâlâ zamanı gelmedi mi...

HAFTANIN ŞARKISI 1
ZEKİ MÜREN’DEN BİR UZUN HAVA

GEÇEN cuma günü streaming platformlarına konan şarkılar arasında benim için en büyük sürpriz Zeki Müren’in bir taş plağıydı...

“Kime Kin Ettin” adlı şarkı basbayağı uzun havaydı.

Belki herkes biliyordur ama ben Zeki Müren’den ilk defa uzun hava dinledim.

Tabii ki bir İbrahim Tatlıses değil...

Ama Zeki Müren’den dinlemek farklı bir duygu...

HAFTANIN ŞARKISI 2
ELTON JOHN’DAN DÜET BİR CEHENNEM ŞARKISI

ELTON John bir süredir genç şarkıcılarla ilginç düetler yapıyor.

Bence en güzelini geçen cuma günü çıkardı.

Pet Shop Boys’un 1987 yılında çıkardığı harika “It’s a Sin” şarkısını Years & Years ile birlikte çok güzel yorumladı.

Cehennem temalı bu şarkı da benim için sürprizdi...

HAFTANIN ŞARKISI 3
HAFİF BOSSO LATİN SEVENLERE YENİ ŞARKI

ANDREAS Calamaro: ‘Flaca’

Tam deniz kenarı, sakin bir öğleden sonra şarkısı...

Sizinle kavga etmeyen, yormayan, dost bir şarkı...

X

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.



Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

Yazının Devamını Oku

Bu surata karşı ne mi bekliyorum: Diz çöken futbolcunun duyarlılığını

Bu adama iyi bakın...

Suratına tükürmeden önce iyice bakın ki gerçek yüzünü iyi görebilin.



İster AKP’li olun, ister CHP’li...

İster İyi Partili olun, ister MHP’li...

İster Deva Partili, Gelecek Partili, İP’li olun...

Yazının Devamını Oku

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

Yazının Devamını Oku

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Yoksa... Aralarında fiziki ilişki de var mıydı...

Upper Cihangir toplu halde “Villegiatura” (Sayfiye) mevsimi için Bodrum Gümüşlük’e gittiği için edebiyat dedektifliği görevi yine bana düştü.

Dünün en güzel haberi Hürriyet’te kültür yazarımız İhsan Yılmaz’ın köşesindeydi.

Şiirde “İkinci Yeni” akımının en sevdiğim dört şairinden biri olan Edip Cansever’in, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 aşk mektubu yayınlanmış.

Edip Cansever bugün artık hayatta olmayan büyük bir şair...

Alev Ebüzziya büyük bir seramik sanatçısı ve hâlâ hayatta... Aynı zamanda o kuşağın en güzel ve çekici kadınlarından biri...

Edebiyat aleminde bu tür mektuplaşmalar her iki taraf da hayattan ayrıldıktan sonra yayınlanır...

Öyleyse bu mektuplar nasıl yayınlandı?

Yazının Devamını Oku

Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu

 Zirve yazıları çok sıkıcıdır... Bildim bileli de klasik formatlarla yazılır...

Ancak bu NATO Zirvesi bence son yılların en önemlisiydi...

O nedenle, sıkıcılığı göze alarak bu zirve ile ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’ndeki temasları bence Türkiye açısından son derece önemli oldu.

Bunu hangi somut bilgiye dayanarak söylüyorsun diye sorarsanız, cevabım şu...

Kimsenin bilmediği ve benim bildiğim şeylerden biliyordum demeyeceğim. Çünkü kimsenin bilmediği şeyleri şu an itibarıyla ben de bilmiyorum...

Ama yıllardır bu tür olayları izleyen bir gazeteci olarak, yapılan açıklamalardan, gördüğüm fotoğraflardan, vücut dillerinden çıkardığım bazı sonuçlar var.

Kaynaklarım, liderlerin karşılaşma anlarındaki vücut dilleri, dokunuşları, yüz ifadeleri...

Yazının Devamını Oku

Sadece o gitmedi o da birlikte gitti

Evet İsrail’de 12 yıllık Netanyahu başbakanlığı dönemi sona erdi.

Ortadoğu’nun en tehlikeli “popülisti” iktidar koltuğunu kaybetti...

Yerine bir koalisyon geldi...

Hem İsrail “Oh” dedi...

Hem dünya...

Gelin olanları alt alta yazalım ve biraz geri çekilip bakalım:

İsrail halkı ve parlamentosu, Netanyahu’nun “Ben gidersem İsrail batar” şantajına kulak asmadı.

İsrail halkı ve parlamentosu,

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku