"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yarım kavanoz külün önünde düşündüklerim

GEÇEN pazartesi günü öğle saatleri...

Üç gündür, “Narcos” dizisinde seyrettiğim ülkenin Cartagena şehrindeyim.

 

Eski şehrin duvarlara açılan küçük bir meydandaki binadan içeri giriyorum.

 

Yarım kavanoz külün önünde düşündüklerim

 

***

 

Burası şehrin üniversitesine bağlı bir bina.

 

Kapı eski manastırları andıran bir avluya açılıyor.

 

Avlunun tam orta yerinde bir büst...

 

O yüzü hemen tanıyorum.

 

Gabriel Garcia Marquez...

 

Marquez’in küllerinin yarısı işte bu heykelin altına bırakıldı.

 

Gazeteciliğe bu şehirde başlamıştı.

 

Yani o büyük ve harikulade romanların belki de ilk temelleri İspanyol fatihlerin kurduğu bu şehirde atıldı.

 

***

 

Sağdaki koridorun tam karşısındaki duvarda asılı Marquez’in büyük resmi altında oturup onun dünyasını düşünüyorum.

 

Sıcaktan mı, yoksa rutubetten mi, beynim karıncalanıyor.

 

“Yüzyıllık Yalnızlık”taki sevişe sevişe bir ceviz kabuğunun içine girebilecek kadar küçülen bedenler geliyor aklıma.

 

***

 

Neyse biraz meditasyonla atıyorum o duyguyu kafamdan ve asıl meseleme dönüyorum.

 

“Başkan babaların sonbaharı...”Gelişleri belli de gidişleri acaba ne zaman...

 

Marquez’in yazdığı başkan baba o kadar çok iktidarda kalmıştı ki...

 

Kimse o ülkenin tarihini hatırlamıyordu artık...

 

İşte tam o sırada aklıma, geçen cuma günü New York Times’ta okuduğum çok ilginç bir diktatör haberi geliyor.

 

4 ŞEHİR, 4 İNSAN

 

 

- UÇAĞIM salı sabahı saat 09.35’te Cartagena’dan havalanıyor. Gabriel Garcia Marquez’in küllerinin bulunduğu ülkeden ayrılıyorum. Bir saat sonra San Domingo üzerindeyim. Bu yazıda anlattığım, çocukluğumun en kanlı diktatörü Trujillo’nun memleketi... 20 dakika sonra ise Küba’nın Santa Clara şehri üzerinden geçiyoruz.

 

Aşağıda çocukluğumun en büyük kahramanlarından biri, Che Guevara’nın mezarı var. 20 dakika sonra ise uzaktan Key West’i görüyorum.

 

Bizim kuşağımızın efsane gazetecisi Ernest Hemingway’in Key West’i...

 

ÇOCUKLUĞUMUN DİKTATÖRÜNÜ ÖLDÜREN ADAM YATAĞINDA ÖLMÜŞ

 

INTERNATIONAL New York Times’ın cuma günkü sayısının ikinci sayfasındaki “ölen ünlülerle” ilgili haberinin başlığı şuydu:

 

“Dominik diktatörünün öldürülmesine yardım eden General Imbert 95 yaşında öldü.”

 

***

 

Solcu gençliğim, 3 feci diktatörün hikâyelerin okuyarak ve onlara karşı gölge savaşı yaparak geçti.

 

İspanya’da Franko, Portekiz’de Salazar ve Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo...Sonradan bunlara Şili’de Pinochet eklendi.

 

Ama en eğlenceli ve renkli diktatör hikâyeleri Trujillo ile ilgiliydi.

 

Darbeyle gelmişti. 40 bin insanın ölümüne yol açmıştı.

 

Ama halkın bir bölümü ona tapıyordu.

 

Başkentin adı değiştirilmiş, onun adı verilmişti. Ülkenin en yüksek dağına da onun adı verilmişti.

 

Onun adı geçtiğinde herkes ayağa kalkardı.

 

“Gökyüzünde Allah, yeryüzünde El Jefe” cümlesiyle tanrılaştırılmıştı.

 

***

 

Takma adı “El Jefe”ydi.

 

Yani “Şef”...

 

***

 

Çocukluğumun acımasız diktatörü 1961’de bir suikast sonucu öldürüldü.

 

Suikastı düzenleyen 6 kişinin yakalanıp öldürüldüğünü okumuştum.

 

Meğer aralarından biri yaşıyormuş.

 

O 6 kişiden biri olan General Imbert, 31 Mayıs 2016 gecesi evinde, yani yatağında 95 yaşında ölmüş.

 

***

 

Gazetedeki yazıdan öğreniyorum ki, hayatının geri kalan kısmını bir kahraman olarak yaşamış.

 

“Ülkeye demokrasiyi getiren” adam diye hep itibar görmüş.

 

Her yıl diktatörün ölüm yıldönümünde, suikast günü giydiği kahverengi ayakkabıları giyer, o gün kolundaki saati takar, sokağa çıkarmış.

 

***

 

Marquez romanı gibi...

 

PEKİ YA DİKTATÖRLERİN YAPTIĞI İYİ İŞLER NE OLUYOR

 

YAŞIM ilerledikçe, okudukça, tanık oldukça demokrasinin, seçimle gelip seçimle gitmenin kıymetini çok daha iyi anlıyorum. 

 

Çok kötü bir şey bu diktatörlük.Ne ülkeye yararı oluyor, ne de diktatörün kendine.

 

***

 

Trujillo ülkesinde birçok iyi şey de yapmıştı.Tıpkı Almanya’da yol altyapısını yapan Hitler, İtalya’nın “otostrada”larının mimarı Mussolini, İspanyol ekonomisinin altyapısının mühendisi Franko ve Romanya’yı inşa eden Çavuşesku gibi...

 

***

 

İyi şeylerin hepsi diktatörlerin öldüğü gün unutuldu.Geriye insanlara yaptıkları zulümler, adaletsizlikler, vicdansızlıklar ve istibdat hikâyeleri kaldı.

 

***

 

Başkan babaların iktidarı uzadıkça, tarihe bıraktıkları kötülük bagajı da artıyor.Onlardan geriye sadece işledikleri insanlık suçları kalıyor.

 

***

 

Ayrılmadan önce Cartagena Üniversitesi’nin avlusundaki Marquez heykeline son defa bakıyorum.Koskoca diktatörler, yaktıkları hayatların, kıydıkları canların külleri altında savrulup gidiyor.

 

***

 

Ama hayatı diktatörlerle mücadeleyle geçmiş Marquez’den kalan yarım kavanoz kül bize muazzam bir hikâye anlatıyor. 

 

***

 

Çünkü o, küllerinden yeniden doğan insan...

 

HAYVAN DİYEN HERİF 

 

KUSURA bakmayın, biraz geç olacak ama yazmadan edemedim.

 

Hani, “Namaz kılmayan insan hayvandır” diyen adam var ya...

 

İşte o herif, sana sesleniyorum:

 

Bak arkadaş... Ben namaz kılmıyorum.

 

Hayvan lafını da memnuniyetle karşılıyor ve iltifat kabul ediyorum.

 

Hadi al şimdi benim için daha yaratıcı bir sıfat, kendi meşrebince daha sinkaflı bir küfür bul...

 

Bul ki o nakıs IQ’n kaçmış görelim.

 

 

GÜNÜN ŞARKISI

 

 

- MARQUEZ’in küllerinden bana da neşe doğdu. Türkiye’ye keyifli dönüyorum.Günün yepyeni şarkısı Alex Adair’den “Heaven”. Supremes’in Motown yıllarındaki gibi neşeli, umut dolu.

 

Bize cennet vaat ediyor.Listemde banko 1 numara...

X