GeriErtuğrul ÖZKÖK Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Bir de Marcello ve Sophia Loren...

Biri “Latin çapkın ve âşık erkek”...

Öteki Napoli’nin hoppa, sempatik ve seksi kadını...

*

Marcello Mastroianni 19 Aralık 1996 günü Paris’te öldü... Bu yıl ölümünün 25’inci yılı...

Ölümünden 3 yıl önce Hürriyet’teki genel yayın yönetmenliği süremde bana en büyük mutluluğu veren işlerden birine imza attık.

Hürriyet’in o dönemdeki başarılı yazarı Zeynep Atikkan 1993 yılının nisan ayında Paris’te bir kafede Marcello ile buluştu.

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Ve üç günlük çok güzel bir mülakat yaptı...

Bana göre Marcello’nun bugüne kadarki en samimi ve güzel mülakatlarından biriydi.

Ve galiba ölümünden önceki son konuşmalarından da biri oldu...

*

Gazetenin o günkü sahibi Erol Simavi, bu mülakat için Zeynep Atikkan’ı Paris’e gönderdiğimi öğrenince, “Şekerim kaç kişi tanır, ilgilenir” demişti...

Ölümünün üzerinden 25 yıl geçti. Marcello Mastroianni, bugün belki eskisinden bile daha ünlü...

“Dün, Bugün, Yarın” filmindeki o bıyıklı Napolili...

“Kıskançlık Dramaları”ndaki o aldatılan Komünist Partili duvar işçisi...

“Özel Bir Gün”deki o eşcinsel antifaşist...

Hâlâ İtalya’yı ve Mare Nostrum’u, yani “Bizim Denizimiz”i, yani Akdeniz’imizi temsil ediyor.

*

Şimdi size 28 yıl önce yayınlanan bu mülakatın en çarpıcı bölümlerinden bir potpuri aktaracağım...

Bu olağanüstü mülakat için Zeynep Atikkan’a da bir kere daha teşekkür ve alkış...

Hürriyet’i “Büyük Gazete” yapan büyük işlerden biriydi...

LATİN ÂŞIK
1- BEN KADINLARI DEĞİL, HEP KADINLAR BENİ FETHETTİ... AVCI DEĞİL KURBANIM

- İYİ, güzel, yakışıklı, çapkın bir Latin sevgili... Size yakıştırılan bu imaj, gerçek Mastroianni mi?

“Kadınları cezbetmeye kalkan erkek öncelikle maçodur. Ben maço değilim. Her zaman kadınlar tarafından fethedildim. Onların kurbanı oldum.

- Yani, yenildiniz mi?

“Tabii, ‘Latin sevgili’ olmak için, hiç yenilmemiş olmak gerekir. Ben çok sık yenilgiye uğrarım.

BEN KİMİM
2- EŞCİNSELİ VE İKTİDARSIZI DA OYNADIM AMA BENİ HEP LATİN ÂŞIK SANDILAR

- BU yanlış imaj nasıl oluştu?

“Benim için çıkartılan ‘Latin lover’, Latin sevgili deyimi tam bir Amerikan sersemliği. Onlar uydurdular. “Dolce Vita”yı gördüler ve beni bir kategoriye yerleştirdiler. Üstelik çok da cahiller. “Dolce Vita”dan sonra çok farklı rollerde oynadım. Eşcinsel, iktidarsız erkek vesaire. Amerikalıların rahat etmesi için, benim baştan çıkartan, şarkı söyleyen ve makarna yiyen bir İtalyan olmam gerekiyor.

- Bu sizi ciddi şekilde kızdırmışa benziyor.

“Bu saçmalığı derhal silmeye çalıştım. Bir modele sıkışıp kalmak istemiyorum...”

ERKEK DEDİĞİN
3- ERKEK DEDİĞİN CLARK GABLE, GARY COOPER’DIR... BENSE ERKEKLİĞİMİ İSPAT ETMEYE ÇALIŞMADIM

- Beyaz perdede, “baştan çıkartan erkek” imajını hak eden aktör var mı?

“Baştan çıkartan erkek, çok özel bir insan olmalı. Sinema dünyasında Clark Gable, Gary Cooper gibi. Günlük yaşamda ise baştan çıkartan erkek, fetih arzusuyla strateji oluşturan kişidir. Ben, kadınlara savaş ilan etmedim. Erkekliğimi ispat etmek gibi bir çabam da olmadı.

HAYATIMDAKİ KADINLAR
4- SOPHİA ÇOK GÜZEL, AKILLI, AÇIK YÜREKLİ VE GÜÇLÜ BİR KADIN

- PEK çok filminiz Sophia Loren ile... Sophia Loren sizce bir efsane mi?

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

“Evet. Sophia Loren ile pek çok filmi paylaştık. O tipik bir güney İtalyalı. Çok güzel, akıllı, sevecen, açık yürekli ve güçlü. Claudia Cardinale de güney İtalyalı. Annesi, babası Sicilyalı. Claudia Cardinale için, daha gizemli demeli.

YAŞ FARKI
5- KADIN ERKEKTEN DEĞİL ERKEK KADINDAN GENÇ OLMALI

- FELLİNİ ile aynı kadın tipine duyarlı olduğunuz söyleniyor. Akdenizli, anaç, güçlü...

“Bütün hayatım boyunca kadınlarla birlikte çalıştım. Onları çözmek mümkün değil. Bence erkek, kadın karşısında çocuk gibidir, onun gizemini kavraması çok zor.

- Bu teoriye göre, kadınların işi çok zor.

“Aslında doğru... Toplum da, kadınlara karşı çok gaddar. Yaşlı bir erkek, genç bir kadına âşık olabiliyor. Kadın aynı işi yaparsa, acımasız biçimde yargılanıyor. Kadın çok güçlü ve yıkılmayan bir yapıya sahip. Erkeğin, kadını mutlu edebilmesi için, her yönden çok çalışması gerekir. Yani, erkek kadından daha genç olmalı.

6- İDEAL KADINI ARAMAK PEZEVENKLERİN İŞİDİR

- İnsan her yaşta âşık olur mu?

“Tereddütsüz, evet. Böyle bir film yaptım. Tokyo’da vizyona girdi. Japonlar çok şaşırdılar. Filmde, 60 yaşında bir kadın âşık oluyordu. Japonya öyle bir ülke ki, erkekler hiçbir zaman kadınlara “Seni seviyorum” demezlermiş.”

- İnsanları idealleştirir misiniz? İdeal kadın var mı?

“Nedir ideal? Tabii ki, böyle bir şey yok. İnsan, ideali kendi bencilliğine göre tanımlar. Müthiş anne, kardeş, işkadını, eş ya da metres... İdeal kadını aramak pezevenklerin işi.”

7- ÖLMEK İSTEMİYORUM, TEKERLEKLİ ARABADA BİLE YAŞAMAYA RAZIYIM

- ÖLMEKTEN korkar mısınız? Son yıllarda duygunuz?

“Size bir itirafta bulunayım. Gençken “Yaşlanıp tekerlekli sandalyede aptal gibi yaşamaktansa, ölmek daha iyi” derdim. Şimdi ise, “Tekerlekli sandalyeyi biri itsin, razıyım; ama ben ölmek istemiyorum” diyorum.”

İNANÇ

8- TANRI İLE ARAM PEK İYİ DEĞİL DEVAMLI POLEMİK YAPIYORUM

- KATOLİK değil misiniz? Ölüm, başka dünyaya göç anlamına gelmiyor mu?

“Ben ölüm doğal bir olaydır diyecek kadar inanç sahibi değilim. Başka bir dünyaya gideceğime de inanmıyorum. Üstelik, Tanrı
ile de aram çok iyi değil. Onunla epey polemik yapıyorum.”

AKDENİZLİLİK
9- TEMBELLİK, YAŞAM TUTKUSU, YEMEK, İÇMEK, AŞK YANİ GÜNÜBİRLİK HAYAT

- AKDENİZLİLİĞİN neredeyse sembolüsünüz. Çok derinden bağlı olduğunuz bu Akdeniz kimliği nedir?

“Evet, Akdenizliyim. ‘Akdenizlilik’, bir tür tembellik, yaşam tutkusu, yemek, içmek, aşk, yani günübirlik bir felsefe. Bu yaklaşım size, rahat bir şekilde “Yarın, işler nasıl olsa düzelir” dedirtir. (Gülerek, İtalyanca “Geceler gebedir” diyor.)

- Sorunları çözmeye yanaşmadan ertelemek bir zaaf değil mi?

“Belki, bu bir tür zaafımız. Akdenizli hep mucize bekler. Olayları göğüslemek, onları çözmeye çalışmak zordur. Bırakalım, o işleri başka ülkeler yapsın.”

TÜRKLÜK
10- TÜRK SAYILIRIM ÇÜNKÜ GÜNDE ÜÇ PAKET SİGARA İÇİYORUM

- TÜRKLER de, Akdeniz’in bir köşesinde yaşıyorlar. “Türk” deyince aklınıza ne geliyor?

“Türk deyince gözümün önüne çok sigara içen, bıyıklı bir insan geliyor. Ben de bir noktada Türk’üm, çünkü günde üç paket sigara içiyorum. Türk, herhalde Napoliliye benziyordur. İtalyancada “Anne Türkler geliyor!” diye bir deyim vardır, bu deyim kökünü tarihten alıyor.”

11- ARAPLAR GİBİ ALINYAZISINA İNANMAM, ŞANSA İNANIRIM

- AKDENİZ kimliğinizde kadere inanmak var mı?

“Hayır, kadere inanmıyorum. Araplar gibi, “alınyazısı”na inanmam. Buna karşılık, şansa inanırım.

- Şanslı mısınız?

“Evet, çok şanslıyım. Basit bir memurken, Roma’ya gelip Visconti ile tiyatroya başladım. Tiyatroda çok hızlı tırmandım. Bu performansın hemen ardından, Sophia Loren ile film yapma fırsatı doğdu, Fellini ile tanıştım. Bunlar da sinema kariyerimdeki dönüm noktaları. İnsan yakaladığı şansı korumalı, denetlemeli ve sahiplenmelidir. Yoksa, şansın sürekli size gülmesini bekleyemezsiniz.”

12- BEN ANTİ-KAHRAMANIM, TEK HİKÂYEM ALMANLARDAN NASIL KAÇTIĞIM


- SİZİ hiçbir zaman kahraman rolünde görmedik. Kahramanlığı sevmiyor musunuz?

“Evet, ben bir ‘anti-kahraman’ım. Bir gün kızım ile restorana gitmiştim. Bütün gece, ona Almanlar’dan nasıl kaçtığımı, yani kahramanlık hikâyelerimi anlattım. Canı öyle sıkılmış ki... Daha sonra bir gün, kızımın hatıra defterini elime geçirdim. O akşamı anlatırken ne kadar sıkıldığını ama sesini çıkartmadığını yazmıştı. Doğrusu, ben de kızımın canını sıktığım için kendimden utandım.”

EN SEVDİĞİM FİLMİM
13- ‘SEKİZ BUÇUK’ ÇÜNKÜ; KENDİNE BİLE YARARSIZ. HER ŞEY DEĞİŞSİN İSTİYOR AMA NET FİKRİ YOK

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır


- EN sevdiğim film “Sekiz Buçuk” diyorsunuz. “Sekiz Buçuk”u çevirdiğiniz günden bu yana 30 yıl geçti. Neden “Sekiz Buçuk”, şimdi neredeyiz?

“Bence ‘Sekiz Buçuk’, o yılların insanının bir röntgeni. Yani, kendi sorunlarını çözemeyen, başkalarına yararlı olamayan, kafası karışık... Dahası, her şeyin değişmesini isteyen bir insan tipi. Günümüzde, fikirleri net olmayan kişilere gereksinim yok. ‘Sekiz Buçuk’u bugün anlamak, bence daha kolay.

SİYASİ DURUŞUM
14- ESKİ KAFALI ROMANTİK BİR SOSYALİSTİM, SAĞ MESAJLI FİLMLERDE HİÇ OYNAMADIM

- POLİTİK angajmanlarınız oldu mu? Bugünkü gelişmelere bakıp “Zaman kaybetmişim...” dediğiniz oluyor mu?

“Hiçbir zaman politika yapmadım. Ancak, sağ mesajı olan filmlerde rol almadım. Belki, eski tip bir romantik sosyalistim. Eskiden hepimiz bir şeylerin değişeceğine inanıyorduk. Bugün artık böyle bir umut yok. Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler Birliği dağıldı, ama işler daha iyiye gitmiyor. Eskiden, yanıltıcı da olsa, yine de bir denge vardı.

- Bugün hangi noktadayız?

“Artık, sadece blucin ve savaş var. Yaşamakta olduğumuz entelektüel krizde, fikir cücesi olduk.”

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku