Yahu Emin! Unuttun mu o gün seninle pizza bile ısmarladık

EMİN Çölaşan’la yaptığımız bir helalleşme sohbetini yazmıştım ya... Dün köşesinde ağır bir yalanlama yazmış.

Haberin Devamı

Bildiğimiz o “zarif” ve “terbiyeli” üslubuyla bana geçirmiş de geçirmiş...

Diyor ki, “Ben onunla 12 yıldır ne karşı karşıya geldim, ne telefonla konuştum. Bu konuşmayı uydurmuş”.

Hayretle okudum.

Ben de, şahitlerimle, yer ve zaman belirterek cevabımı veriyorum.

*

Yahu Emin kardeşim bu hayali buluşmayı ve konuşmayı nasıl unutabilir ve yalanlayabilirsin... Seninle o gün Roma’da Vatikan’ın bir odasında buluşup bunları konuşmadık mı...

Yahu Emin Unuttun mu o gün seninle pizza bile ısmarladık

Hatta uçaktan korktuğun için trenle geldiğini söylemedin mi bana...

Unuttuysan bak bazı ayrıntılar vereyim. Hani Sistine Şapeli’nin salonuna açılan o küçük kapıdan girince sağdaki odada var ya, işte orada konuştuk.

Biz sohbet ederken Kamerlengo geldi, ne içeceğimizi sordu.

Haberin Devamı

Sen de “Bir bardak şarap” dedin...

Sonra Vatikan’a açılan caddenin köşesindeki pizzacıdan pizza istettik ve yedik... Pizzadan sonra oturup televizyondan Almanya-Arjantin maçını seyretmedik mi?

Yahu nasıl inkâr edersin bunu...

*

Şimdi gelelim işin aslına...

Ben hayali bir konuşma yazdım.

İkinci yazıda da bunu “İki Papa” filminde geçen bir konuşmadan alıp, sanki Emin’le aramızda                               geçmiş gibi yazdığımı açıkça ve en net ifadelerle belirttim.

Çölaşan belli ki yandaki yazıyı okumamış, sarılmış kaleme bana geçirmiş...

Yani durum şu:

Ben filmdeki senaryo gereği hayali bir konuşmayı alıp ondan hayali bir konuşma yazdım. Emin de o hayali konuşmanın hayalinden yapılan hayali konuşmayı ciddi sanıp en ciddi haliyle bana vurmuş da vurmuş...

Vallahi artık şunu gerçekten çok iyi anladım... Emin Çölaşan gerçekten “ciddi” bir gazeteci...

Yani palavraları bile ciddiye alıp o ucundan kan damlayan kalemiyle insanlara vuruyor da vuruyor...

Eee kolay değil bu ülkede ciddi ve dürüst gazeteci olmak...

*

- ÖNEMLİ NOT: Haa bu arada, o pizza ısmarlama olayı da gerçekti...

Ama filmde...

Ama Emin, yarın “Hayır onunla pizza falan da yemedik” diye bir yazı da yazabilir.

Hiç şaşırmam...

MACAR LİDERİ YENEN BAŞKAN İMAMOĞLU’NA NE SORMUŞ

Haberin Devamı

GEÇEN akşam küçük bir grup İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eşi ile yemek yedik. Ona çok merak ettiğim bir şeyi sordum.

*

Macaristan’da son yerel seçimlerde Türkiye’ye çok benzer bir sonuç yaşandı. Macaristan’ın Erdoğan gibi güçlü liderinin partisi yerel seçimlerde 23 şehirden en büyük 10’unun belediye başkanlığını kaybetti. Kaybedilen bu şehirlerden biri de başkent Budapeşte idi.

Yahu Emin Unuttun mu o gün seninle pizza bile ısmarladık

Herkes bu sonucu “İstanbul efekti” olarak yorumladı.

*

İmamoğlu’na “Sizden sonra Budapeşte belediye başkanı seçilen Gergely Karacsony ile hiç konuştunuz mu” dedim.

Meğer 23 Haziran’dan sonra Gergely gelip onu ziyaret etmiş ve şunu sormuş:

“Sen bu seçimi nasıl kazandın? Bana ne tavsiye edersin?”

Haberin Devamı

İmamoğlu da iki tavsiyede bulunmuş:

BİR: “Direkt Orban’la mücadele etme, onunla polemiğe girme. Git vatandaşa konuş.”

-İKİ: “Negatif kampanya yapma, pozitif kampanya yap. Umut ver. Proje anlat.”

Muhalefetin adayı Gergely de Budapeşte seçimini kazandı.

Bu görüşmeyi atlamışım. Beraber fotoğraf da çektirmişler...

İSTANBUL BELEDİYESİ’NE 10 MELE, 20 DEDE KADROSU

EKREM İmamoğlu yemekte ilginç bazı bilgiler verdi.

Mesela Noel bayramı dolayısıyla İstanbul’da bazı kiliseleri gezip iyi Noeller dileyecekmiş.

Bu arada Türkiye’deki başka inançlardan insanlar için dini hizmetlere yardımcı olacak insanlar tayin ediliyormuş. Mesela Mezarlıklar Müdürlüğü’ne cenaze işlerinde yardımcı olmak üzere papaz ve haham kadroları açılmış.

Haberin Devamı

Ayrıca 10 mele (Güneydoğu’da gayriresmi imamlık yapan, çoğu Kürt din adamı) ve 20 Alevi dedesi de cemaatlerin çeşitli dini ihtiyaçları için kadroya alınmış.

40’a yakın caminin bakımı ve giderleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce yapılıyormuş.

ŞU İHANET VE HAİN KELİMELERİNİ ARTIK SÖZLÜĞÜMÜZDEN ÇIKARSAK

BİR iletişimci olarak Ekrem İmamoğlu’nun dün İstanbul kanalı ile ilgili basın toplantısını başarılı buldum.

Çevremden aldığım izlenim de o yönde...

- Güçlü bir liderlik duruşu vardı.

- “Ya kanal ya İstanbul” sloganı “Her şey çok güzel olacak” kadar kolayca kafada kalacak ve motive edecek bir slogandı.

- Bilimsel verilerle yapılan açıklamalar etkileyiciydi.

- Kullanılan dil iyiydi.

Haberin Devamı

Takıldığım tek şey, bu projenin “ihanet” olarak nitelenmesiydi.

Bu ülkede insanların birbirleri hakkında en kolay kullandığı kelime “vatan hainliği”...

Neticede bu noktaya geldik. Herkesin kendine göre bir “haini” var...

Bence siyaseti yeni bir dille giren İmamoğlu’nun böyle sübjektif suçlamalara hiç ihtiyacı yok. Çünkü “hain” eski Marksistlerin ve dinci siyasetçilerin kullandığı bir kötü bir sıfat... Üstelik bumerang bir sıfat... Rahatlıkla kullanana döner.

HEKİMOĞLU’NUN ŞU CÜMLESİ VAR YA ÇOK UMUT VERİCİ

SON günlerde en çok hoşuma giden şeylerden biri yeni nesil doktor dizileri.

Hekimoğlu da çok iyi bir giriş yaptı.

Son bölümde çocuklara aşı yapılmasını engelleyen zihniyete karşı bir olay anlatılıyordu.

Bir anne çok zararlı bulduğu için bebeğine aşı yaptırmıyor.

Dizinin kahramanı Ateş Hekimoğlu ise şu cevabı veriyor:

“Aşı yaptırmamaya devam ederseniz yakında helvasını yersiniz bebeğin.”

BİR ‘YANDAŞ’ YAZARA 2020 İÇİN İYİ YIL TEMENNİM

GEÇEN salı günü Salih Tuna’nın Sabah gazetesindeki yazısını okudum.

Çocuğunu da alıp Fazıl Say konserine gitmiş. Konseri çok sevmiş.

O kadar güzel ve sıcak bir dille anlatmış ki duygularını. Çok etkilendim.

İçimden “İşte budur” dedim.

Hepimiz olmasa bile bir kısmımız bunu başarabilirsek, ortak bazı duygular yaratabilir, aynı kafelerde oturabilir, aynı mahallelerde volta atabilir hale gelirsek...

İnanın harika bir iş başarmış oluruz.

Bakmayın yukarıda tırnak içinde “yandaş” yazdığıma...

Bu kelimeyi hiç sevmiyorum... Kimseye de yapıştırmak istemem.

Tırnak içine alma nedenim, biraz da bu kelimeye olan uzaklığımı, ilgi çekici hale getirmekti. O yüzden Salih Tuna’ya iyi yıl dileklerimi iletiyor ve 2020 için şu temennide bulunuyorum: “2020’de inşallah hepimiz de sanatçılarımıza bu duygularla bakar, anlatırız...”

Bu arada muhafazakâr kesimin önde gelen yazarlarından Mehmet Ocaktan’ın Karar gazetesindeki caz ve müzik yazılarını da büyük keyifle okuduğumu söyleyeyim.

O da bana umut veren şeylerden biri.

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Firuzan Demir

Foto Editörü: Umut Veis

Düzeltmen: Metin Usta

Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Yazarın Tüm Yazıları