GeriErtuğrul ÖZKÖK Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

Aydın Doğan Vakfı bu yılki ödülünü BioNTech aşısını bulan Özlem Türeci ve Uğur Şahin’e vermiş.

Çok doğru bir seçim...

Ben bu yıl Nobel ödülünün de onlara verilmesini bekliyorum...

*

Bu haberi okurken aklıma geçen ay televizyonda seyrettiğimiz bir ortak basın toplantısının görüntüleri geldi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Prof. Uğur Şahin birlikte Türk halkının önüne çıktılar.

Biri Türkiye’den, öteki Almanya’dan katıldı...

Sağlık Bakanı o gece Türk halkına BioNTech ile yapılan anlaşmayı açıkladı.

50 milyon doz aşı gelecekti...

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

O geceyi birçok arkadaşımla konuştum...

Hepsine şunu sordum:

“Bu açıklamaya güvendiniz mi?”

Güvenmişlerdi... Ama şöyle güvenmişlerdi.

*

Sağlık Bakanı daha önce Çin aşısı ile ilgili çeşitli tarihler ve rakamlar vermişti...

Bunlar ne yazık ki gerçekleşmedi...

Türk aşısı ile ilgili tahminler de tutmadı.

Neticede Türkiye aşı konusunda epey geri kaldı ve bu yıl turizm mevsimi de bir ölçüde kaçırıldı.

*

O gece ise orada bir insan vardı, o insana inandık...

Prof. Uğur Şahin’e...

Bize söz verdi...

Ve inanmakta haklı da çıktık...

Çünkü sözünü tuttu.

Hatta verdiği sözü zamanından bile önce yerine getirdi ve neticede aşılamada geri kalan Türkiye şimdi birçok ülkeden çok daha ileri gitti...

*

O geceki basın toplantısından bir süre sonra Brüksel’de NATO zirvesi yapıldı...

O zirvede iki şey oldu...

NATO, artık sıradan bir savunma örgütü olmaktan çıkıp demokrasi, ifade ve medya özgürlükleri, adalet ve insan hakları konusunda belli
ilkeleri benimseyen yeni bir
yola girdi.

Yani yeni bir Batı ittifakı anayasası yarattı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Türkiye’nin sınırlarının NATO sınırları olduğunu” açıkladı.

Onun hemen ardından da Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecinin tamamlanmasını istedi.

Ben bunu “Avrasyacılığın sonu” olarak tanımladım.

*

Aşı gecesine dönelim...

Geçtiğimiz yıl art arda yaşadığımız iki süreç var.

Birincisinde Çin’e güvendik... Aşı bekledik...

Bazı siyasi nedenlerle aşının geciktirildiği söylendi...

Sonra BioNTech’e döndük...

Söz verildi ve zamanından bile önce o söz tutuldu...

*

Biri Çin...

Otokratik bir ülke...

Öteki iki Türk asıllı Alman vatandaşı, bir Alman şirketi ve onların buluşunu üreten bir Amerikan şirketi...

Yani Batı demokrasisinin bilimsel ve ticari kuruluşları...

Buyurun tercih sizin...

Türkiye’nin istikameti neresi olmalıdır?

Antidemokratik, totaliter Avrasyacılık mı?

Yoksa demokrasiyi hâlâ yaşatmaya çalışan Batı mı?

*

Ne diyorum...

Bazen verilmiş bir söz sadece bir söz değildir...

60 PLUS HARLEYCİ POZU RAHMETLİ SELAHATTİN DUMAN’I HATIRLATTI

ESKİ İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan epeydir ortada görünmüyordu.

Dün Hürriyet’te Fatma Aksu’nun mülakatında ortaya çıktı.

Hem de nasıl bir ortaya çıkış.

Tabii ki mülakattan çok fotoğrafa takıldım.

*

Başkan bir motosiklete öyle bir dayanmış ki...

Üzerinde deri mont...

Elde kask...

Kol direksiyonun kolunda...

Tabii ki altta blucin...

Racon tam o racon yani....

“60 plus Harleyci” raconu...

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

Tabii 60 plus Harleyci deyince aklıma, geçenlerde kaybettiğimiz Selahattin Duman’ın efsane “Harley Davidson” yazısını hatırladım...

60 yaşını geçip Harleyci olanları anlatıyordu...

Yazıyı arada bir bulup yeniden okudum...

Türk mizahının eşsiz eserlerinden biridir.

Köşemde de iki defa yayınlamıştım bazı bölümlerini...

*

Dalan 79 yaşında...

Acaba o da “60 plus Harleyci mi oldu” diye düşündüm...

Ama aksesuarda eksiklikler var...

Mesela sakal bırakması gerekiyor...

Deri ceketin kollarını kesip, Japone kol yapacaksın.

Mümkünse bir küpe...

Vee... En önemlisi...

Bandana takacaksın arkadaş...

Bandanasız 60 plus Harleyci olmaz...

Çakma Harleyci derler adama...

*

İlk sayfadaki fotoğraftan anlaşılmıyordu. Sonra içerideki fotoğraflara baktım...

Neyse ki Harley değil BMW’ymiş...

Çok dalga geçecektim ama motosikletin markasından yırttı...

O zaman dedim ki...

Yanına koy bir sepet...

Sepetli motosiklet yani...

Tam İkinci Dünya Savaşı Alman ordusu...

Bence bu daha güzel uydu...

Böylece Bedrettin Dalan, aşağıda anlatacağım 60 plus Harleyci tanımına girmekten kurtuldu.

Makul bir motosiklet tutkunu o...

SELAHATTİN DUMAN’DAN
60 PLUS HARLEYCİYİ NERESİNDEN TANIRSINIZ

BİR Harleyci ile manitasının arasındaki yaş farkı ne kadar fazlaysa, itibarı da o kadar yüksek olur... Diyelim ki Harley’ci 61 yaşında ve zengin... İşlerini çocuklarına devretti... Hac farizasını yerine getirdikten sonra malûm ziyaretçiyi beklemeye başladı... Beklerken, bakınırken içi daraldı...

‘Kalk kendine bir motor al, özünü dağlara bayırlara vur’ dedi... Bu geçici cinnet halinin modern psikiyatride bir karşılığı var ama ben bilmiyorum... Onun için ‘Kayış koptu, kafa boş dönmeye başladı’ diyelim...

İşte yaşı kemale ermiş bir erkeğin; akranları en azından umre ziyareti plânlarken kendine motosiklet almasının hem de içinde saklı kalmış maceracılığı dışa vurabilmek için Harley Davidson seçmesinin sebebi budur... Bir de başına bandana niyetine karısının eşarplarından birini dolayıp, kendine şekil yapması vardır ki, genellikle hastalığın son safhaya geldiğini gösterir...

Bandana takan bir Harleyciye artık ilişilmez... Kendi haline bırakılır... Yoldan geçerken trafikçiler bile esas duruş gösterip selâma dururlar... O artık toplumun değil Allah’ın adamıdır...

Harleycilikte esas olan arkaya kimin oturtulacağıdır. Kayınvalide olmaz... Motorun amortisörü erken yıpranır... Karısı hiç olmaz... Geriye kala kala manita bulmak sorunsalı kalır...

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NDE KENAN DOĞULU DA NEREDEN ÇIKTI

İSTANBUL Caz Festivali’nin programı açıklandı.

İki ilginç Türk isim var...

Biri Kenan Doğulu, öteki

Mabel Matiz....

Şimdi muhafazakâr bir cazsever “Nereden çıktı bu isimler” deyip tepki gösterebilir...

Hiç katılmıyorum.

Kenan Doğulu daha 15 yıl önce, arada bir Jazz Session’ları yapan bir sanatçı.

O gecelerde çaldıkları parçalardan biri “Tutamıyorum Zamanı” idi...

Onun 13 dakikalık bir caz versiyonunu plak da yaptılar ve benim hâlâ caz listelerimin baş sırasındadır.

15 yıldır dinlemeye doyamıyorum.

O şarkının caza uyarlaması harikaydı...

O nedenle Kenan Doğulu’yu festival çerçevesinde çalmaya davet etmek fikri kimden geldiyse kutlarım.

‘MOZART 414’ EPİLEPSİ HASTALARINA HUZUR VERİYORMUŞ, BANA İSE 16

İNGİLİZ Kraliyet Doktorlar Akademisi profesörü John Jenkins üç gün önce açıkladı.

Mozart’ın 414 numaralı sonatı epilepsi hastalarının tedavisinde etkili oluyormuş.

Hastanın beyni bu parça ile huzur buluyor rahatlıyormuş.

Ben de kendi üzerimde yaptığım bir deneyin sonucunu açıklayayım.

Bende de Mozart’ın 16 numaralı sonatı aynı etkiyi yapıyor.

Özellikle Lang Lang’ın yorumunu dinlediğim zaman güne huzurla başlıyorum.

Bana bir de çok neşe veren bir pop şarkı var.

Three Degrees grubunun “When Will I See You Again” adlı şarkısı...

1973’te Paris’te öğrencilik yıllarımdan beri dinliyorum.

Ve ne zaman dinlesem inanın bana büyük bir neşe ve yaşama tutkusu veriyor.

Diyeceğim...

Müzik iyi bir şeydir...

Gerektiği zaman hüzün...

Gerektiği zaman huzur ve neşe verir...

Yani her haliyle, her saat gece yarısından önce, sonra insana iyi gelir...

Hem de çok iyi...

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

ROGER FEDERER’İN KIRMIZI SNEAKER’INA KAÇ PARA VERİRSİNİZ

DÜNYANIN en ünlü tenisçilerinden Roger Federer’in kariyerini başından beri çeşitli turnuvalarda giydiği ayakkabılar, şortlar, tişörtler ve raketleri Christie’s tarafından dünden itibaren müzayedeye çıkarıldı.

2000 yılında Sidney olimpiyatlarından başlayıp 2021 yılına kadar Nadal, Djokoviç, Murray, Agassi, Roddick gibi efsane tenisçilere karşı oynadığı maçlarda giydiği eşyalar bunlar.

En yüksek fiyattan müzayedeye konulan eşyalardan biri 2013-2014 Davis Kupası’nda giydiği kırmızı sneaker’lar.

2.000-5.000 İngiliz Poundu arasında fiyat bulması bekleniyor.

Ama en pahalı satışa çıkarılan eşya 2012 Londra Olimpiyatları’nda kullandığı raketler.

7.000-10.000 pound arasında başlaması bekleniyor.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku