GeriErtuğrul ÖZKÖK Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

Türkiyenin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi. Magazinde her şeyi o bilirdi. Herkes tüyoları ondan alırdı.

ALTIN ÇAĞ

RAKİPLERİM YENİŞEMEDİKLERİM YENDİKLERİM YENEMEDİKLERİM

En yenişemediğim magazinci: Kenan Erçetingöz’ün başında olduğu Sabah gazetesinin Şamdan eki... Pazar magazinciliğinde devir açtı.

En yenemediğim magazinci: Banko Posta gazetesinin genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay... Zaten onunla kimse rekabet edemezdi.

Türkiyenin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

En iyi yüksek sosyete magazini: Banko Rıfat Ababay’ın çıkardığı Klips dergisi. Daha sonra Alem.

Beni en üzen magazinci: Hürriyet’in çok güvendiğim eski magazin müdürü rahmetli Orhan Olcay... Önce Hürriyet’ten ayrılıp rakip Star gazetesine geçtiği için. Ama asıl yeniden döndüğünde çok genç yaşta çok erken kaybettiğimiz için.

En erken İzmir’e yerleşen magazinci: Şenay Düdek. Böylece beni yenemeyeceğim bir rakipten kurtardı.

BİZİM MAHALLE

HÜRRİYET’İN EN AÇIK VE EN GİZLİ MAGAZİNCİLERİ

En iç rahatlığı ile çalıştığım magazinci: Hürriyet Magazin Müdürü ve Kelebek editörü Selim Akçin.

En TT magazinci: Ahmet Hakan. Magazini Twitter’dan takip edip çok başarılı biçimde köşesine aktarıyor.

En ‘Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği’ magazinci: Doğan Hızlan... Sanat dünyasında olup biteni saniyesi saniyesine öğrenen, ama bildiği hiçbir dedikoduyu yazmayarak kendine ve çok yakın bir-iki kişiye saklayan sözlü kültür magazincisi.

Takma isimle en çok kişiyi kandıran magazinci: İhsan Yılmaz. Hürriyet’teki Kültürazzi köşesinde yıllarca Selim İleri’ye benzetilen logo altında, “Bu köşeyi Selim İleri yazıyor” diyenleri tiye alarak dalga geçen harika kültür köşesinin gerçek yazarı.

En müseccel magazinci: Ertuğrul Özkök... Durmadan “Ben Magazin Gazetecileri Derneği üyesiyim” diye yazarak basın kartının gerçek adresini gösteren gazeteci.

ORTA DÜNYA

CİHANGİR MAGAZİNİNİN EN HIZLILARI VE EN HINZIRLARI

En hızlı çıkış yapan Cihangir magazincisi: T24’deki yazıları ile Tuğrul Eryılmaz. O da evlerden bildirdikleri ile Selim İleri geleneğini bir üst seviyeye taşıdı.

Cihangir magazininin en Truman Capote’si: Oray Eğin...

Sadece Cihangir mahallesinde olup biteni değil, mesela New York Times ve Washington Post gazetesinde bile kim kiminle, neredeyi bilen gazeteci. İğneleyici diliyle tam bir Truman Capote...

Cihangir magazininin en gizli saha müşahidi: Cengiz Çandar. Magazin bilgisinde beni yaya bırakan tek arkadaşım. Magazinde sözlü geleneğin en büyük gurusu.

YENİ TÜRKİYE

TELEVİZYON MAGAZİNİNDE EN İYİ ÇIKIŞ YAPANLAR

İKİNCİ SAYFA: Son yıllarda en ilgiyle izlediğim magazin programı bu sezon Teve2’ye geçen İkinci Sayfa oldu. Müge Dağıstanlı ve Gülşen Yüksel’in sunduğu program, kırıcı değil. Dengeli. Çok dinamik.

Türkiyenin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Suçlayıcı ve yargılayıcı olmaktan kaçınıyorlar. Kavgadan, gürültüden medet ummuyorlar.

Haberlere konu olan kişilere kolay ulaşıyorlar. Ayrıca çok başarılı bir Instagram sayfaları var. 

KURTLAR MASASI: Uçankuş TV’de hafta sonları yayınlanan program...

Hürriyet’te yıllarca birlikte çalıştığım Salih Keçeci, magazinin altın çağına yakışan bir abi geleneğini sürdürüyor.

Ferruh Taşdemir, bir sonraki magazin neslinin atak ve cüretkâr çizgisini temsil ediyor.

Ozan Güven olayı patlamadan bir ay önce bir programda onun gazetecilere kötü muamelesini gündeme getiren Ferruh Taşdemir o gün çok dikkatimi çekti.

İkili çok dengeli bir yol tutuyor. Bir eleştiren varsa bir savunan da oluyor.

Programın moderatörü Neşe Sapmaz ise çok dengeli ve serinkanlı bir kadın bakışı getiriyor.

Tek itirazım programın adı. Çünkü o masada ne kurt var ne de çakal...

MIZIKÇI BİR BAŞKAN BABANIN SONBAHARI

DÜNYA böylesini gördü... Afrika’da çok gördük böyle mızıkçıları...

Yıllarca başkanlık koltuğunda oturup, “milli irade” nutukları atıp sonra sandıktan başkası çıkınca “Ben gitmem” diyenini epey gördük.

Milli irade efeliğinden, milli irade mızıkçılığına, sonra da hırsızlığına yatay geçişi yapanlara rastladık...

Ama Amerika’da değil...

İngiltere’de görmedik...

Almanya’da, Fransa’da, Avrupa’nın herhangi bir yerinde rastlamadık...

Türkiye’de de silah zoruyla koltuğundan kaldırılanı gördük de 1950’den beri seçim kaybedip de gitmemekte direneni hiç görmedik.

Şu kadere bakın ki, Abraham Lincoln’ün ülkesine... Ancak Trump gibi bir karakter yapabilirdi bunu...

Sandıktan ben çıkarsam milli irade...

O çıkarsa kirli irade...

Yani o sandıktan başkası çıkarsa bu koltuğu vermem diyor...

Verirsin kardeşim...

Amerika Birleşik Devletleri öyle Latin Amerika gibi başkan babaları nesiller boyu aynı koltukta oturtan bir demokrasi değil... Başkan babaların sonbaharını, kışını beklemez...

En fazla 8 yıl o koltukta kalabilirsin... Sonra güzel bir emeklilik...

Amerika kıtası popülizmi galiba ilk seçim dayağını Amerika Birleşik Devletleri’nde yiyecek... Bütün dünyanın hayrına olur...

GÜNÜN TARTIŞMASI

İZMİR TAŞRA MIDIR YOKSA METROPOL MÜ

SABAH ilk itiraz bir İzmirliden değil, Ohrili bir Balkan göçmeninden geldi.

Türkiyenin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Sedat Ergin, “Yazında İzmir için taşra şehri demişsin, kızdıracaksın hemşerilerini...”

İkinci itirazı tahmin ettiğim gibi Doğan Hızlan yaptı.

O an hatırladım, yıllar önce Türkiye’de iki şehrin taşra olmadığını, bunların da İstanbul ve İzmir olduğunu yazmıştı. Ahh unutkanlık...

Ben de bunu destekleyen bir yazı yazmıştım. Gerçekten de İzmir’in azınlıkları büyük ölçüde ayrıldı ama o kozmopolit ruhu miras olarak bıraktılar.

O nedenle dün kullandığım taşra kelimesi tam oturmuyor...

Yine de şunu söyleyeyim. Benim taşra kelimesi ile bir sorunum yok.

PEKİ NEDİR BU TAŞRA KELİMESİNİN ANLAMI

“TAŞRA” hepimizin çok kullandığı ama anlamını çok merak etmediği bir kelime.

Kelimenin anlamından çok, ona atfettiğimiz bir yargıyla kullanıyoruz. Çoğumuzun gözünde biraz kültürsüzlük, biraz da hödüklük gibi bir anlamı var.

Oysa Türk Dil Kurumu bu kelimeyi şöyle tanımlıyor:

“Bir ülkenin başkenti veya en önemli şehirleri dışındaki yerlerin tamamı...”

Bu da çok muğlak bir tanım.

Sözlük anlamını da pek anlamadım ama bildiğim bir şey var.

Taşra kültürsüzlüğün eşanlamlısı değil.

Dünyanın birçok kültür insanı o ülkelerin taşra diye bilinen yerlerinden geliyor.

Mesela geçen gün kaybettiğimiz Fransız şarkıcı Juliette Greco...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku