GeriErtuğrul ÖZKÖK Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

*

Bu yılki bağbozumu yolculuğumun özel bir nedeni de var...

Sadece Dedeçeşme Bağları’nı görmeyeceğim...

Aynı zamanda çok önemli bir şarap yapımcısı ile bu bağlarda sohbet edeceğim...

Daniel O’Donnell, Kaliforniyalı bir bağcı...

16 yıl önce Türkiye’ye geldi ve Türk şarapçılığına çok büyük katkılar yaptı...

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Epeydir görmüyordum ve ona sormak istediğim sorular vardı...

Mesela dünya şarapçılığındaki yeni trendler nedir?

Damak tadı değişiyor mu...

İklim değişikliği şarapları etkiliyor mu...

*

Ama kafamdaki asıl soru şuydu...

Daniel O’Donnell’a göre Türk şarapçılığının en büyük “millesime” yılı hangisiydi...

Yani en iyi yılı...

Ona soruyu şöyle sordum:

“Türkiye’nin en iyi şarabı hangi yıl yapıldı?”

O bana cevabını şöyle verdi:

“Şarapçılıkta en iyi yıl...”

Böyle demesinin nedenini de anlattı.

Bu sorunun cevabını vereceğim ama gelin önce, Kayra’nın Dedeçeşme Bağları’nda, çoğu kadın bağcılarla üzümü toplamaya başlayalım.

1. TÜRKİYE’DE HANGİ BÖLGE DÜNYANIN HANGİ BÖLGESİ GİBİ

HEP şöyle bir ayrım vardır kafamda...

- NAPA: Denizli Güney, Türkiye’nin Napa’sıdır diyordum... Ama son zamanlarda sanki İspanya’nın yükselen bölgesi Ribero de Duero gibi oldu diyorum.

- TOSKANA: Urla, Türkiye’nin Toskana’sıdır...

- BORDEAUX:
Trakya ise Bordeaux’su...

2. GELDİĞİMDEN BERİ YAŞADIĞIM EN İYİ YIL HİÇ TARTIŞMASIZ 2005’Tİ

İK
İ ay önce New York Times’ın şarap yazarlarından biri şunu yazdı:

Bordeaux’da şarapçılık tarihinin en iyi yılı 2005’ti...

O yılı çok iyi hatırlıyorum.

Çünkü daha şarap şişelere konmadan uzmanlar 2005’in şahane bir yıl olacağını söylemişlerdi.

Ama şarapçılık tarihinin en iyi yılı demek fazla iddialı değil mi...

Konuştuğum birçok şarap uzmanı 2005’te ısrarlı...

Daniel O’Donnell’a aynı soruyu sordum.

Bordeaux’nunki 2005, Türkiye’ninki hangi yıl...

Cevabı şu oldu:

“Geldiğimden beri en iyi yıl hiç tartışmasız 2005ti...”

Arkasından şunu ekledi:

“Ama ondan da iyi bir yıl var...”

Gözlerim meraktan açıldı ve anında sordum tabii:

“Hangi yıl?”

“Gelecek yıl” dedi...

“Çünkü her şarapçı için en iyi yıl gelecek yıldır... Hep daha iyisini yapmayı hedefler...”

3. TÜRKİYE’DE EN İYİ YILIN ŞARABINI NEREDE BULABİLİRİZ

YUKARIDA
sözünü ettiğim New York Times yazarı, 2005 yılı şaraplarının artık bütçesi sınırlı insanlar için hayal olduğunu yazmıştı... Özellikle Çin zenginlerinin piyasaya girmesi ile şarap fiyatlarının uçması sonucu artık fazla yıllanmış şarap içmenin bile zorlaşacağını söylüyordu.

O nedenle 2005 benim gibi kaynakları sınırlı şarapseverler için artık hayal...

Bağları birlikte gezdiğim Diageo-Mey’in Türkiye Genel Müdürü Levent Kömür’e “Elinizde 2005 rekoltesi şarap var mı?” diye sordum...

“Ancak arşivimizde kalmış beş, on şişe vardır” cevabını aldım. Anlayacağınız 2005 rekoltesi şarapseverler için kayıp bir Atlantis haline geliyor.

Ama “Para mesele değil” diyenlerdenseniz, Christie’s Müzayedeleri’nde bir şişe Bordeaux için Çinli ve Rus oligarklarla rekabete girebilirsiniz...

Gerçi bir Türk olarak fazla kazanma şansınız olmaz ama...

“Guguk Kuşu” filminin McMurphy’si (Jack Nicholson) gibi “Hiç olmazsa denedim” diyebilirsiniz.

4. ÜZÜM BAĞINDA ‘EN İYİ’ DİYE BİR KAVRAM YOKTUR

BENİM
gibi sıradan bir şarapsever için en iyi şarap, en iyi teruar” (bağın özel parçaları) normal kavramlardır.

Dedeçeşme Bağları’nı gezerken Daniell O’Donnell’a bağın tepeye doğru bölümünü işaret edip, en iyi üzümü o bölgeden mi alıyorsunuz diye soruyorum.

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

“Şarapçılıkta en iyi yer diye bir şey yoktur. Farklı bölge vardır. O bölge farklıdır, burası farklıdır. Bağın sıraları arasında bile fark vardır. Bir bölümü sabah güneşini alır, diğeri öğleden sonra güneşini.”

O an anlıyorum 2005 yılı için neden “en iyi şarap” demediğini.

En iyi yıl olabilir. Ama bağın en iyi bölümü diye bir kavramı o kabul etmiyor.

5. 2021 MEVSİM OLARAK ÖZELDİ, ŞARAPTA NASIL BİR YIL OLACAK

DEDEÇEŞME
Bağları tek kol ve fazla yüksek olmayan dallar şeklinde düzenlenmiş.

Üzümün neredeyse sadece en alttaki salkımları bırakılmış, üsttekiler kesilip atılmış.

Bu yıl nasıl olacak sorusunu sorunca Daniel, kıdemli bağ uzmanı Hakan Hece’ye dönüp “Sen söyle” diyor.

2021 iyi bir yıl olacakmış.

Kış karlı geçmiş. İlkbahar çok sert olmamış. Bazı bölgeler yazı çok sıcak geçirdi ama burada çok sıcak günlerin sayısı fazla olmamış.

Kısaca 2021’den beklentileri yüksek.

6. STİNG’İN ŞARAP YAPIMCISINA GÖRE ÖKÜZGÖZÜ ÜZÜMÜN RENÉE FLEMİNG’İ

DANIEL O’Donnell
, üzümle yatıp üzümle kalkan bir insan.

Dünyada da şöhreti giderek artıyor.

Şu sıralar ünlü şarkıcı Sting’le de çalışıyor.

Onun şarkısından esinlenip “Sister Moon” adlı bir şarap yaptılar. Çok da başarılı oldu.

Ancak O’Donnell için hayatının en büyük keşiflerinden biri öküzgözü üzümü.

“16 yıl önce bu ülkeye geldim, öküzgözüne âşık oldum ve burada kaldım diyor.

Mesleki hayatının yüzde 80’ine yakın kısmını Türkiye’de geçirdiğini söylüyor.

“Türkiye toprağı bana çok cömert davrandı, harika üzümler verdi” diyor.

Her üzümü bir kadının şahsiyetinde anlatıyor.

- Ona göre öküzgözü ünlü soprano Renée Fleming...

- Son yılların yükselen yıldızı Cabernet Franc, Audrey Hepburn.

- Zinfandel ise Pamela Anderson.

7. BAĞLARDA VE FIÇILARDA KADINLARIN YÜKSELİŞİ

BAĞBOZUMUNDA
bölgenin kadınları çalışıyor. Üzerlerinde turuncu renkli giysileri var.

Seçimini kendileri yapmışlar.

Sayfanın üzerindeki bu fotoğrafı Türk bağcılarının her yerde giderek sayıları artan kadınları ile çektirdiğim için çok mutlu oldum.

Sadece bağda değil...

Kayra’nın Şarköy’deki şarap üretim yerinde de çalışan kadın sayısı fazla.

Mesela Şarap Üretim Müdürü Özge Kaymaz...

Daniel’in “Başka Özge yok” diyerek övdüğü yeni nesil kadın şarap yapımcılarından biri...

Erkek kadrosundan ise, Kıdemli Şarap Üretim Müdürü Murat Üner var.

Bir de Şarköy’deki fabrikanın müdürü Aşkın Kartal...

Hepsi işlerini aşkla yapan insanlar.
Türk şarapçılığı böyle tutkulu insanların sırtında yükseliyor.

YENİ MÜZİK 1
SOHBAHAR ROMANTİKLERİNE 1962 YILINDAN BİR ‘CANZONE’

- SERGIO Endrigo: “Io Che Amo Solo Te”. Çok az İtalyan şarkısı Sergio Endrigo’nun bu parçası kadar kalmıştır hafızalarda. 1960’lardaki İtalya “Canzone Rönesansı”nın en güzel şarkılarından biridir. 15 yaşımdan beri hiç bıkmadan dinliyorum. Spotify cuma günü Sergio Endrigo’nun en iyi şarkılarından oluşan bir albümü platforma koydu. Benim gibi iflah olmaz sonbahar romantiklerine, hafif cazımsı “La Dolce Estate” adlı şarkıyı da tavsiye ederim.

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi


YENİ MÜZİK 2
HAFTANIN YENI CAZ PARÇASI

- JAIMEE Paul, Danny Gottlieb, Jacop Jezioro, Pat Coil: “For Once in My Life”.

Bu hafta streaming platformlara konan yeni şarkılar arasında en çok dikkatimi çekenlerden biriydi. 1968 yılında Stevie Wonder’ın meşhur ettiği bir şarkı. Grammy ödüllü. Bu yeni versiyonu da öğleden sonra cazı sevenlere iyi gelebilir.

YENİ MÜZİK 3
PASTIRMA YAZI PARTİLERİ İÇİN BİR ISINMA ŞARKISI

- FRANÇOISE Sanders, Urban Love: “Hold on, We’re Going Home”. Tam da dediğim gibi. Yaz sonu, sonbahar başlangıcında akşam üzeri partilemelerine başlangıç için “Allegro ma non troppo”, yani “hızlı ama tam hızlı değil” ritminde yumuşak bir cıstak cıstak...

YENİ MÜZİK 4
MOZART’IN DA SONBAHARI OLUR MU? OLURMUŞ İŞTE

- WOLFGANG Amadeus Mozart: “III. Adaggio”, Reinhard Goebel, Mozarteum Orchester Salzburg.

Bu hafta çıkan klasik parçalardan da dikkatimi bu çekti. Dinlerken resmen sonbaharın yerlere serilmiş yapraklarını görür gibi oldum...

YENİ MÜZİK 5
HAFTANIN BANKO TÜRKÇE ŞARKISI SÜRPRİZ İKİLİDEN

- AYLA Çelik, Hakan Altun: “Seviyoruz Hâlâ” .

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Biri “Bağdat” şarkısının Ayla Çelik’i... Öteki Yorgun Yıllarımın Hakan Altun’u...

İkisi bir araya gelince çok güzel bir sonbahar şarkısı çıkmış.

Bence banko haftanın Türkçe şarkısı...

YENİ MÜZİK 6
HAH İŞTE BENİM ÖZDEMİR ERDOĞAN’IM BUDUR

- ÖZDEMİR Erdoğan: “Efkâr”.

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Son yıllarda onu Zeki Müren polemikleri ile, genç müzisyenlere öfkeli çıkışları ile konuştuk hep. En çok eleştirenlerden biri de bendim. Nerede benim o harika Özdemir Erdoğan’ım diyordum...

Bu cuma çok güzel bir şarkı ile geri döndü... Özdemir Bey ne olur, hep böyle müziğinizle konuşun...

O kadar özlemişim ki bu sesi, bu şarkıları... Tebrikler...

X

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku