Tunç Soyer: En büyük rüyam Koç’un merkezini İzmir’e taşıtmak

ADALET ve Kalkınma Partisi’nin İzmir adayı Nihat Zeybekci ile Urla bağlarında buluşup İzmir seçimini konuşmuştum.Şimdi sıra CHP adayı Tunç Soyer’de... Onunla da İzmir’in en geleneksel sokaklarından biri olan Havra Sokağı’nda restore edilen Küçük Karaosmanoğlu Han’da buluştuk. İşte ikinci İzmir sohbetinde anlattıkları...

İZMİR YAŞAM KÜLTÜRÜNDE DÜRTMEK DİYE BİR ŞEY YOK

- Rakibiniz diyor ki: ‘İzmir sadece hayat tarzı üzerine konsantre olmuş bir şehir. Ama burada bir hayat kalitesi sorunu da var. Vatandaşın alacağı hizmetle ilgilenilmiyor.’

“Öyle bir şey yok. Ama önce bir kavramı düzelterek başlayım. Buna sadece hayat tarzı demek doğru değil. Bu bir kültür. Bir yaşam kültürü. Tabii ki o kültür içinde sokaktaki hayat kültürü de var, arıtma tesisi de var. Ama Sayın Zeybekci’nin dediği gibi ‘dürtmek’ yok.”

Ama o bunu Nobel almış bir ekonomistin bulduğu kavram olarak kullanıyor. Bir de Facebook terminolojisi bu. Yani genç bir kavram...

“Olabilir ama o konuşmalara nereden bakarsanız bakın, bu üslubun arkasında bir tektipleştirme planının izleri var. Burası İstanbul mayasının veya bir başka şehrin mayasının tutacağı yer değil. Yani seçim kazandıkları bütün kentleri tek tipleştirme eğilimleri var. Uygulamalarına bakın bunu açıkça görürsünüz. Türkiye bir merkezden dizayn edilebilecek bir ülke değil.”

NE BOSTANLI NİŞANTAŞI’DIR NE BAYRAKLI SULTANBEYLİ

Tunç Soyer: En büyük rüyam Koç’un merkezini İzmir’e taşıtmak

- Hazır konu açılmışken mangal meselesine gelelim. Gerçekten Bostanlı ile Bayraklı arasında bir mangal sorunu, kavgası var mı?

“İşte bu tam da İzmir’i hiç tanımamak. Bir kere baştan Bostanlı’yı Nişantaşı gibi, Bayraklı’yı Sultanbeyli gibi göstermek yanlış. Böyle bir şeyi Nişantaşı için de söylemek yanlış, Sultanbeyli için de. İlçelerimize böyle kimlikler atfetmek yanlış. Bölücü bir yaklaşım bu.”

- Zeybekci ortak eğlence bölgeleri yok diyor.

“Ben de tam aksini söylüyorum. Bu şehrin Bostanlı’sı da, Alsancak’ı da, Kordonboyu’da, İnciraltı’sı da herkesin birlikte eğlendiği, sosyalleştiği yerler. Gidin Alsancak’a, Kordonboyu’na, orada Bayraklı’dan mı geldi, Gümüşpala’dan mı geldi kimsenin umurunda değildir.”

-Yani mangal kutuplaşması yok.

“Katiyen yok. Mangal sorunu yok ama Nihat Bey’de çok açık bir İzmir’i hiç tanımamak sorunu var.”

KAVGA ETMEYE GELMİYORUM ELBETTE KÜLLİYE’YE DE GİDERİM

“Uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış bir insan olarak şunu iyi biliyorum. Elbette bir merkezi iktidar gerçeği var. Kavga ederek yürür mü bu iş? Emin olun biz bunun kavgasını yapmaya gelmiyoruz. İzmir vizyonumuzun gerçekleşmesi için de iktidarla uyumlu çalışacağız.”

- O zaman radikal muhalifleri en gıcık edecek soruyu sorayım. Külliye’ye gidecek misiniz mesela?

“Benim Külliye’ye gidip gitmemek gibi psikolojik bir sorunum yok. Gerekirse tabii ki giderim. Mesela Buca metrosu planı. Her şeyi hazır. Bir tek imzaya kalmış ama 6 ay geçtiği halde imza atılmıyor. Bu planın imzalanması ve uygulamaya başlaması için Külliye’ye giderim. Orada ülkenin Cumhurbaşkanı oturuyor. İmzalaması için elimden geleni yaparım.”

BENİM ‘KANAL İSTANBUL’ GİBİ MEGA PROJEM YOK

- Bütün adaylar mega proje açıklıyor. Sizinki ne?

“Şu mega proje tutkusunu bir de vatandaşa sorsak. Bakın önümde Metropoll şirketinin yaptığı 2019 Şubat tarihli bir araştırma var. Bütün Türkiye’de vatandaşa sormuşlar: ‘Şehirlerde mega projeler mi, yoksa halka dokunan projelere mi ihtiyaç var?’ Vatandaşın yüzde 85’i halka dokunan projeler diyor. Yani bana ‘Senin Kanal İstanbul projen ne’ diye soruyorsanız cevabım şu: Benim Kanal İstanbul projem yok.”

- Sizin halka dokunan projeniz nedir öyleyse?

“Benim İzmir’le ilgili iki temel projem var. Birincisi refahı adil paylaştırmak. İkincisi de refahı arttırmak, büyütmek. Bu ikisinin de anahtarı demokrasiden geçiyor. Kardeşlik ve barış olmadan adalet ve kalkınma olmaz. Kardeşlik ve barış olmadan demokrasi olmaz. Demokrasi olmadan adalet ve kalkınma olmaz.”

İDDİA EDİYORUM BAŞI ÖRTÜLÜ KADININ EN RAHAT YAŞADIĞI ŞEHİR İZMİR

- Ama bazen ben de ‘İzmir hayat tarzını radikal bir ideoloji haline getirdi’ eleştirisini yapıyorum.

“İzmir’in adeta DNA’sına, sosyal genine dönüşmüş bir hayat kültürü var. Bu da liman kenti olmasından kaynaklanan bir özelliği. Yüzlerce yıl boyunca her taraftan gelen insanların kaynaştığı, birlikte yaşadığı ve birlikte yaşamayı öğrendiği bir yer. Dinini, etnik aidiyetini, inancını sormadan, bilmeden asırlarca birlikte yaşamış bu insanlar. Birlikte büyümüşler ve büyürken de şunu öğrenmişler. Birlikte yaşamak için paylaşmak lazım.”

- Buna dindar insanlar, başı örtülü kadınlar da dahil mi?

“Bakın size kendi başımdan geçen bir olayı anlatayım. Konak-Karşıyaka vapurunda gidiyordum. Karşımda başı örtülü bir hanım oturuyordu. Laf lafı açtık sohbet ettik biraz. Şunu söyledi: ‘Ben İstanbul’da da yaşadım ama başörtümle İzmir kadar rahat hareket edebildiğim başka hiçbir şehir yok.”

17 YILDIR KUTUPLAŞTIRIRSAN İZMİR MODELİNİ ANLAMAZSIN

“Ülke olarak önümüzde çok ciddi bir ekonomik kriz var. Bir bölümü geldi, asıl bölümü adım adım geliyor. Etrafımızda bunca savaş, hırgür var. Hepimiz bilelim ki biz millet olarak bu bölünmüş, bu kutuplaştırılmış, düşmanlaştırılmış halimizle bunun üstesinden gelemeyiz. Bizi bir araya getirecek, kenetleyecek ortak bir başarı hikâyesi yazmamız lazım. Ve ben diyorum ki bu güzel hikâye ancak İzmir’den yazılabilir ve bütün dünyaya örnek olabilir. Ama siz 17 yıldır siyaseti ve seçim kazanmayı kutuplaştırma üzerinden götürdüyseniz, bu modeli anlasanız da işinize gelmez. Ama biliniz ki kutuplaştırma artık miadını doldurmuş bir siyaset biçimi.”

NEDEN İZMİR KUTUPLAŞMIYOR DA TÜRKİYE BU KADAR KUTUPLAŞTI

Tunç Soyer: En büyük rüyam Koç’un merkezini İzmir’e taşıtmak

“Ayrıca, İzmirli bu yaşam kültürünü korumak istiyorsa bunun eleştirilecek neresi var Allah aşkına? Aslında bu bütün Türkiye’nin arzu etmesi, savunması gereken bir şey değil mi? İzmir’e hakaret bu. İzmirli insan ne istiyor yani? Ahlaksızlığı, hırsızlığı, adam kayırıcılığını, gittiği yeri fethetme ihtirasını mı savunuyor? Hayır. Birbirimizin ne olduğuna, nereden geldiğimize, neye inandığına bakmadan, yan yana, kardeşçe ve hürriyet duygusu içinde yaşamak istiyor. Bence buradan harika bir Türkiye modeli çıkar. Buna böyle bakmazsan, tabii ki Türkiye’nin başka bazı taraflarında yarattığın kutuplaşmaya bakarak, aynı şey Bostanlı ile Bayraklı’da da var sanırsın.”

6 MİLYON TON ÇÖP İDDİASI DOĞRU DEĞİL

- Bu konuya ara verip çöp meselesini sorayım. Nihat Zeybekci, “Siz boşverin bunları bu şehirde yılda 6 milyon ton çöp dere yataklarına, dağa bayıra dökülüyor, 100 metre derinliğinde çöp dağları var” diyor.

“İnsaf, olur mu böyle bir şey? Bir tek Harmandalı çöp dökme merkezi var, orayı söylüyor. Orada da denemeleri yapıldı, çöpten biyogaz elde etme ile ilgili proje yürüyor zaten. Bunun dışında şehrin üç ayrı yerinde katı atık işleme merkezi projesi ve finansmanı hazır. Üstelik kendini finanse edecek ve büyükşehir belediyesinin cebinden de beş kuruş çıkmayacak.”

KİM OLDUĞUMUZ VERGİ LİSTESİ VE AY-YILDIZLI MEZAR TAŞINDA YAZILI

-  İktidar ortakları diyor ki, “Büyük şehirleri kaybedersek Türkiye’nin beka sorunu” çıkar.

“Türkiye’nin niye beka sorunu olsun ki? İzmir kaç dönemdir onların elinde değil. Ne olmuş İzmir’e? Bakın bu şehir, devletinden yardım almadığı halde Türkiye’nin üçüncü büyük vergi veren şehri. Şu 40 yılda Güneydoğu’dan gelen şehitlerin doğduğu, yaşadığı yerlere bakın. İzmirlinin vatan şuurunu o ay-yıldızlı mezar taşlarında ve vergi listelerinde çok iyi görürsünüz.”

İLK KURŞUNU BİZ ATTIK SONUNCUSUNU DA ATARIZ

“Bunu diyenlere bir de şunu hatırlatmak isterim. Burası Kurtuluş Savaşı’nda ilk kurşunun atıldığı şehir. Allah göstermesin yabancı bir güç ülkemizi yeniden işgal etmeye cüret ederse son kurşun da burada atılır. Ama Türkiye güçlü bir ülke. Bir daha böyle bir şeylere kimse cüret edemez.”

Öyleyse niye bir beka sorunu var deniyor?

“Bilmem. Herhalde kendi siyasi bekaları ile ilgili bir sorunları var... Onlara sormak lazım. Zaten kendi belediye başkan adayları da yok böyle bir şey diyor.”

‘OY VERMEZSEN PARA YOK’ DEMEK YERİNE ŞUNU DESEN

“Eğer sen İzmirliye ‘Bana oy vermeyen seçmen’ diye bakar ve bu muameleyi yaparsan bu adil bir şey olmaz. Demokratik bir ülkenin iktidarı, akıllı bir iktidar ‘Bunlar bana oy vermiyor, ben de onları cezalandırayım’ mantığı ile hareket etmez. ‘Ben onlara hizmet ve imkânları adil dağıtayım, onlar da bana oy versin’ mantığı ile bakar.”

İSTANBUL’A 3 MİLYAR, İZMİR’E 30 BİN LİRA, ADALET Mİ BU

- İzmir geçmişte Özal’la cebelleşti, gerekli yardımı alamadı, şimdi de Erdoğan’la cebelleşiyor ve gerekli yardımı alamıyor diyenler var. Gerçekten bu yüzden yardım alamıyor mu  İzmir?

“Bence böyle düşünmek yanlış. Her şeyden önce İzmir olağanüstü güçlü bir kent. Kendi öz gücü var. Bakın bu şehrin 179 kilometre raylı taşıma sistemi var ve biz bunun tamamını kendi bütçemizle yaptık. Bakın bakalım bu ülkede böyle bir başka şehir daha var mı? Ulaştırma Bakanlığı daha geçenlerde yayınladı. 2019 yılında Ankara’ya 1 milyar lira ödenek ayırıyor, İstanbul’a 3.2 milyar lira ödenek ayırıyor, İzmir’e 30 bin lira ödenek ayırıyor. Yani Türkiye’nin vergi sıralamasında üçüncü olan şehrine ayırdığı ödenek bu kadar.”

İZMİR’DE 300 BİN ESNAF VAR BUNA NASIL TERÖRİST DERİM

“Esnaf bizim düşmanımız değil, müttefikimiz. Biz İzmirli esnafa pozitif ayrımcılık yapacağız. İzmir’de 300 bin esnaf var. Evleri ve çocukları ile 1 milyon insan. İzmir nüfusunun neredeyse dörtte biri. Bu insanları düşman gibi göstermek, terörist falan demek mümkün mü? Biz esnafımıza sahip çıkacağız, hakkını koruyacağız.”

İZMİR’E MUAZZAM BİR HIDRELLEZ FESTİVALİ

- Ben bir İzmirli olarak İzmir’i çok ışıksız bir şehir olarak görüyorum. Yılbaşı gelince Arap şehirleri bile cıvıl cıvıl oluyor, İzmir ise sönük.

“Çok doğru söylüyorsunuz. En büyük hedeflerimden bu şehri ışıl ışıl, neşeli bir şehir haline getirmek olacak. Burada açıklıyorum. Muazzam bir hıdrellez festivali yapacağız. Mahallelerimize kadar inen bir festival olacak bu. Ama öyle böyle değil. İzmir’de yer yerinden oynayacak. Fuar yılın 363 günü yaşayacak. Çok renk, çok ses, çok nefes... Neşemizin kaynağı bu olacak.”

ŞİMDİ CEO ÇALIŞMAYA GELECEK

“Benim çok büyük bir rüyam var. Bu rüya Koç Holding’in genel merkezini İzmir’e taşıtmak. Tabii Koç Holding bir sembol, Eczacıbaşı zaten İzmirliydi İzmir’e dönecek. Vodafone, Turkcell, Sabancı, aklınıza ne gelirse o şirketlerin yönetim merkezlerini İzmir’e taşıtacak bir şehir hayal ediyorum ben. Bu öyle bir ütopya falan değil. Bu olay 20’nci yüzyılın başında Amerika’da olmuş. Birçok şirket yönetim merkezlerini New York’tan başka şehirlere taşımış. Starbucks’ın, Boeing’in, Coca-Cola’nın merkezleri New York dışındaysa, Türkiye’nin büyük şirketlerininki neden İzmir’de olmasın?

Bir CEO düşün. Çocuğunun en iyi okulu burada. Sağlık hizmetleri dünya çapında. Hafta sonu ofisinden çıktıktan sonra Çeşme arabayla 45 dakika, Bodrum 2.5 saat. Bir gastronomi merkezi. Bugüne kadar İzmirli genç çalışmak için İstanbul’a gidiyordu, şimdi İstanbullu CEO çalışmak için İzmir’e gelecek. Ayrıca Türkiye’nin Silikon ve startup nabzı burada, bu şehirde atacak.”

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Funda Arar'ın 'karartma günleri' şarkısını dinlerken

Ben doğduğumda “karartma geceleri” kötü bir hatıra olarak kalmıştı.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da muhtemel bir hava saldırısına karşı geceleri şehirleri karartılmıştı.

Sonra bizim nesil de tanıdı karartma gecelerini...

Yunanistan’la ne zaman savaş ihtimali çıksa, okul kitaplarını kaplamak için kullandığımız mavi kaplama kâğıtları, bu defa Yunan uçakları görmesin diye pencerelerimize yapıştırılırdı.

Sonra 60’lar, 70’ler, 80’ler geldi... Ülkenin karanlık dönemlerini yaşadık.

Bu defa “karartma günleri” lafını öğrendik...

Hani Funda Arar’ın şarkısında söylediği gibi...

“Bir zindanda koy ver beni

Yazının Devamını Oku

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku