GeriErtuğrul ÖZKÖK Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

Biliyorum hepimizin içi yanmış kül olmuş bir ormana döndü...

Korlar hâlâ kızgın...

Bir türlü ruhumuzu soğutma aşamasına geçemiyoruz...

*

Savaş sonrası enkaza dönmüş bu ormanın içinden yine de bana umut veren öyle şeyler geliyor ki...

Kurtuluş Savaşımızda mermi taşıyan kadınlarımız yine cephede...

Bu defa su hortumu taşıyorlar...

Dünyanın en büyük insanlık zinciri kurulmuş...

Göz yaşartıcı bir imece...

Kovalar, su şişeleri elden ele geçiyor...

Ormandan kaçan hayvanlara uzatılmış elleri görüyorum...

Gençlerimizin arabaları birer kaplumbağa ambulansına dönmüş...

Yaralı kurtulan, kurtulmaya çalışan hayvanları taşıyor bu gönüllü sağlık elemanları...

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

Bir millet uyanıyor...

Uzakta, kendi evinde çaresiz oturan bile çaresizliğine çare arıyor...

Bedeni olmasa da gönlü o insanlık zincirinde...

*

Evet bir millet uyanıyor...

“Mavi vatan”ı öğrenmiştik...

Şimdi gönlümüzde “yeşil vatan misak-ı millisi”ni çiziyoruz...

Bir kurtuluş savaşı bu...

Yeşil vatanı kurtarma savaşı...

*

İşte böyle bir günde, bu ülkeden, bu güzel ülkemizden size umut verici başka bir şeyi anlatmak istiyorum...

Bir hayvan hastanesini anlatacağım...

İstanbul Beykoz ilçesinde Beykoz Belediyesi’nin kurduğu tam teşekküllü bir hayvan hastanesini...

Sadece sokak hayvanlarına, kimsesiz, sahipsiz, sokağa terk edilmiş, biçare, yaralı, hasta, sakat hayvanlara hizmet veren bir hastane...

Önceki gün işte orada bir gün geçirdim...

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

1) HİKÂYE YARALI KEDİMİN BULUNUŞUYLA BAŞLADI

ÖNCE şunun altını özenle çizeyim. Anlatacağım mesele bizim kedimizin meselesi değil...

Katiyen değil...

Bu köşede daha önce yazmıştım...

Evet, “Kara” evimizde doğmuş bir sokak kedisi...

Hamile annesi nasıl olduysa evimize girip yavrularını orada doğurdu.

Beş yavrudan üçünü sahiplendirdik, anneyle iki yavrusu bizde kaldı.

İşte o “Kara” geçtiğimiz günlerde bir gece eve gelmedi.

Torunum site yönetimine bir mektup yazdı, onlar da bütün site sakinlerine bildirdiler.

Bir komşumuz arayıp, bir arabanın evinin önünde siyah bir kediye çarpıp gittiğini söyledi.

Hemen Beykoz Belediyesi’ni aramış, onlar çok kısa zamanda araç gönderip kediyi aldırmışlar.

Kedimiz oradan Büyükşehir Belediyesi’nin Kısırkaya Hayvan Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderilmiş.

Orada ameliyat edilmiş ve sonra Beykoz’da yeni açılan bu hayvan hastanesine getirilmiş.

O gün yazdım, bugün bir kere daha yazayım, hep anlatacağım bunu...

Kedimiz, “torpilli” bir kedi değil. Bize ait olduğunu bilmiyorlar.

Kayıtlara “Sahipsiz sokak kedisi” olarak geçmiş.

Yani bütün bu insanlar, bu çabayı sahipsiz, yaralı bir sokak hayvanı için yaptılar...

Gözümde bu çabayı daha, çok daha büyük kılan da işte bu...

2) YOLDA GÖRDÜĞÜM ‘HUYSUZ İHTİYAR’ KULÜBESİ ÜZERİNE

BEYKOZ Hayvan Rehabilitasyon Merkezi’ne giden orman yolunda ilerlerken, iki taraftaki küçük hayvan kulübeleri dikkatimi çekiyor.

Her birinin üzerinde isimler yazılı.

Mesela bir tanesinin üzerinde “Huysuz İhtiyar” yazıyordu...

Burası hayvanseverlerin ormana bırakılmış köpeklerin barınması için yaptıkları kulübelermiş.

Birçok hayvansever oralara gidip yiyecek bırakıyormuş.

Belediye Başkanı Murat Aydın, evinde kedisi olan tam bir hayvansever.

“Hayvanseverler bu kulübeleri çok iyi niyetle yapıyor bu ama kalıcı bir çözüm değil” diyor.

Çünkü hayvanseverlerin bu duyguları, ev hayvanlarını buraya terk eden insanlar için teşvik edici bir duruma dönüşüyormuş.

“Yakında bu yolu tamamen ışıklandıracağız ve kameralarla kontrol edeceğiz. Yani hayvanını ormana terk eden insanları tespit edeceğiz” diyor.

Peki bu hayvanlar ne olacak?

“Onlar için şimdilik 50 dönüm arazi içinde doğal yaşam alanları yaratacağız” diyor...

Çünkü ormana bırakılan köpekler bir süre sonra çeteleşip, hemen ilerdeki karaca geyik yetiştirme bölgesindeki hayvanlara saldırıp parçalıyormuş.

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

3) HASTANENİN ACİL SERVİS KAPISINDA GÖRDÜKLERİM

REHABİLİTASYON Merkezi’nin girişinde bizi King Charles cinsine benzeyen sempatik mi sempatik bir köpek karşılıyor.

Sokağa bırakılmış bir hayvanmış ama hastanenin sembolü haline gelmiş.

Başkan Murat Aydın’la onu bir süre sevdikten sonra acil servis kapısından içeri giriyoruz.

Tekrar edeyim. Bu merkez sadece kimsesiz ve muhtaç sokak hayvanlarına hizmet veriyor.

Sokakta bulunan, ihbar edilen, yaralı veya bakıma muhtaç kimsesiz hayvanların kabul yeri bu kapı.

Anında dosyası hazırlanıyor ve bakımı başlıyor.

İki tarafta geniş kafesler içinde her cinsten hayvan var.

Labrador, Husky, Terrier, Pitbull, çoban ve aklınıza gelebilecek köpekler.

Kafesler iki bölümden oluşuyor.

Bir kapalı alanı var, bir de dışarı bakan önü açık alanı...

Bakıma alınan hayvan bir süre burada kalıyor.

Hayvanların çoğu sakin...

Agresif görünen hemen hiç yok gibi...

4) HAYATIMDA İLK DEFA BİR HAYVAN AMELİYATHANESİNE GİRİYORUM

ORADAN Başkan ve Yardımcısı Manolya Demirören Tekin ile Belediye’nin İletişim Koordinatörü Enes Buladı ile birlikte, hastanenin ikinci bölümüne geçiyoruz. Burası karşılıklı ve yan yana ameliyathane salonlarının bulunduğu bölüm.

Hastanelerde gördüğüme benzeyen bir ameliyathane salonu gibi...

Ortada bir ameliyat masası var.

Üzerinde aydınlatıcı cihazlar.

Masada kurt köpeğine benzeyen bir hayvan yatıyor.

Anestezi almış, ön patileri ameliyat masasına sabitlenmiş. Üzerinde insan ameliyatlarında da gördüğümüz yeşil bir örtü var.

Sokakta bulunan sahipsiz hayvan kısırlaştırılıyor. İki veteriner hekim ameliyatı yapıyor. Bir kısırlaştırma ameliyatı, normal olarak 15 dakika kadar sürüyormuş.

Ama çok tecrübeli bir cerrah veteriner bunu 6-7 dakikada da yapabiliyormuş.

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü
Hastanenin Başhekimi Emre Efe Yerlikaya

5) KEDİ VE KÖPEK HASTANIN YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ NASIL BİR ŞEYDİR

MERKEZDE yaralı ve hasta sokak hayvanları için ikişer tane yoğun bakım ünitesi de var.

Ama hayvan yoğun bakım ünitesi insanlarınkinden çok farklı...

İçine meze konan buzdolaplarını andırıyor.

Hayvanları anestezi vermeden sabit yatırmak mümkün olmadığı için, onları bu dolap gibi cam kafeslere koyuyorlar.

Bu kafeslerin her bölümünün oksijen sistemleri var.

Ayrıca oksijen maskesi de takılabiliyor.

Bu odaların ısı kontrolü yapılıyor.

Ayrıca kamera kontrol sistemleri de var.

6) KULAĞA TAKILAN KÜPELERİN RENK DİLİNİ ÖĞRENİYORUM

AMELİYAT masasında yatan anestezi almış köpeğin kulağında yeşil bir küpe var.

Hastanenin Başhekimi Emre Efe Yerlikaya bilgi veriyor:

“Kulağa takılan küpenin üzerinde bir numara var. Bu numaranın kaydından o hayvanın yaşı, nerede bulunduğu, kısırlaştırılıp kısırlaştırılmadığı, hangi aşıları olduğu bilinebiliyor.”

Küpenin rengine gelince...

Her ilçenin hayvanına ait bir rengi varmış. Beykoz’unki yeşilmiş. Böylece bulunan bir sokak hayvanının hangi ilçeye ait olduğu anlaşılıyormuş.

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

7) ARTIK HER SOKAK HAYVANININ DA BİR T.C. KİMLİK NUMARASI MI OLACAK

PEKİYa yeni kanunla zorunlu hale getirilen çip nedir?” diyorum. Yan taraftan steril poşet içinde enjektöre benzeyen bir alet çıkarıyor. Çipi hayvanın dokunamayacağı bir bölgesine bu enjektör ile yerleştiriyorlarmış.

Bir de uzun bir çubuk ucunda ölçüm aletine benzeyen bir şey gösteriyor. Bu da çip okuma aracıymış.

Artık bu çip sayesinde her sokak hayvanının bir T.C. kimlik belgesi ve bilgileri olacakmış.

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

8) TEDAVİSİ TAMAMLANAN HAYVAN NEREYE GİDİYOR

BİZİM kedimizin dosyasına baktım.

Çok ayrıntılı bilgiler var. Bulunduğu yerin koordinatları, adresi çok net.

Bakıma muhtaç sokak hayvanının tedavisi yapıldıktan sonra, sahiplendirilmeye çalışılıyor.

Sahiplenen kimse çıkmazsa, alındığı yer neresi ise tam oraya, yani tanıdığı yere bırakılıyormuş.

Kural bu...

9) BEYKOZ’DA 30 BİN SOKAK HAYVANI VAR

BELEDİYE Başkanı Murat Aydın, ilginç bazı bilgiler veriyor.

Beykoz ilçe sınırları içinde tahminen 30 bin sokak hayvanı varmış.

“Batı’da bazı ülkelerde 29 günde sahiplendirilemeyen hayvanlar itlaf ediliyor. Ama bizde bu uygulama yok” diyor.

Tabii bu 30 bin hayvan yönetimi de kolay bir şey değil... En geçerli iki yol sahiplendirmeye çalışmak ve kısırlaştırmak.

Bu merkezde her sokak hayvanının bakımı ve kısırlaştırılması 1000-1500 TL’ye mal oluyor.

“Tahmin ediyorum bugüne kadar 20 milyon liraya yakın bir harcama yaptık. Ama kafama koydum. Burayı dünyanın en iyi hayvan rehabilitasyon merkezi yapacağız...”

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

SON SAHNE

10) KİMSESİZ, YARALI BİR KEDİNİN TEŞEKKÜR İLANI

Arabanın çarptığı kedimizi görüp belediyeye haber veren komşumuza...

Hemen oraya bir hayvan ambulansı gönderip kedimizi alan personele...

İlk müdahaleyi yapan Beykoz Belediyesi Veteriner İşleri

Müdürü Mücahit Turgut Özdemir’e,

Hayvan Rehabilitasyon Merkezi Başhekimi Emre Efe Yerlikaya’ya,

Veteriner Hekim Mehmet Şahin ve bütün merkez personeline...

İlk ameliyatın yapıldığı Kısırkaya Hayvan Rehabilitasyon Merkezi’nin henüz adını öğrenemediğim yöneticileri ve personeline...

Tabii en başta bu merkezin yapımı için her türlü imkânı seferber eden Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın’a...

Ve hepsi birer hayvansever olan ekibine...

Çok çok teşekkür ediyorum...

Ama teşekkürümün çok özel ve çok önemli bir nedeni var.

Bu insanlar, “Kimsesiz sokak hayvanı” olarak kayıtlara geçen kedimize, kimsesiz bir sokak hayvanı olarak yaptılar bu yardımı...

Bu davranışları, bu çabaları gözümde daha da büyüttü onları...

Hem de ülkeme olan güvenimi arttırdı...

O nedenle övgülerimde çok rahat davranıyorum...

Gördüğüm bu manzara, yangına dönmüş ruhuma su serpti...

X

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku