GeriErtuğrul ÖZKÖK Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

İki milyon kişinin YouTube’da yayınlanan üç video yayınını hayretler içinde izlediği gün, bir başka insan o videolar kadar renkli olmayan, ama onlardan çok daha önemli bir şeyi söyledi.

Z kuşağının hatta Y kuşağının da bilemeyeceği tek bir cümleydi bu:

“Devri sabık yaratmayacağız...”

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

Partisinin bir üyesi Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Onu Yüce Divan’a göndereceğiz” derken Kılıçdaroğlu’nun bütün Türkiye’ye verdiği o mesajı gençlerin de kolayca anlayabileceği bir Türkçe ile yazayım:

“İntikamcılık yapmayacağız...”

Ne gazetelerde, ne dijital medyada pek üzerinde duran olmadı.

Oysa söylediği söz o kadar önemli, yapıcı ve güven vericiydi ki...

Her gazetecinin iştahını kabartan o videoları bir kenara bırakıp bugünkü yazılarımın manşetine alacağım.

*

Kılıçdaroğlu’nun bu cümlesi beni 21 yıl öncesine götürdü.

15 Haziran 2000 günüydü...

Genel yayın yönetmenliği koltuğunda 10’uncu yılımdı.

O sabah odama girdiğimde masamın üzerinde bir mektup buldum.

Gazeteci büyüğümüz Mithat Perin yazmıştı.

Mithat Perin 1950’li, 60’lı yılların çok önemli gazetecilerinden biriydi.

Rahmetli Adnan Menderes’e ve Demokrat Parti’ye yakın bir gazeteciydi.

27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada’da hapis yatanlardandı.

*

Bu mektubu yazdığı günlerde hastaydı. Artık gözleri iyi görmüyordu.

Yazdıkları sanki ağabey bir meslektaşımın vasiyetnamesi gibi gelmişti bana.

Mektubun konusu ‘Devri sabık yaratmak’ kavramıydı.

O günlerde Türkiye yine bugünkü gibi bir durumdaydı.

Siyasette intikam duygularının, kan davalarının acısını çok çekmiş, kendisi de intikam duyguları ile dolu olabilecek bir insan bu dünyadan ayrılırken hepimize şunu diyordu:

“Siyasette intikamdan, kan davasından uzak durun...”

*

İşte tecrübeli bir gazeteci, kıdemli bir siyasi mahkûm ve görmüş geçirmiş bir siyasetçi olarak Perin’in hasta yatağından yazdığı mektup.

Ey bu ülkenin makul insanları...

Kılıçdaroğlu’nun sözlerini bir de bu mektubun ışığında okuyun...

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

21 YIL ÖNCE MASAMDA BULDUĞUM O MEKTUPTA ŞUNLAR YAZILIYDI

“Değerli meslektaşım, 

Hastalığım Türkiye iç politikasını izlememe şimdilik engel olmuyor.

Geçmişe yönelik kıyaslamalar yapıyor, bunlardan kendime göre sonuçlar çıkarıyor ve değerlendirmeler yapıyorum.

*

‘Devri sabık yaratmak’  
ne demektir? 

Demokrat Parti 1950’de iktidar olunca, başbakanlığa ve parti genel başkanlığına getirilen Adnan Menderes, çok sonra öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın muhalefetine rağmen, ‘Devri sabık yaratmayacağız’ prensibini ve iradesini ortaya koydu.

Bu ne demektir?. Yani Demokrat Parti iktidarı, 1950’ye kadar olan dönemin iktidarlarından, Halk Partisi yönetici ve sorumlularından hesap sormayacak, enkaz aldık edebiyatı ile o devri aşağılamayacak, iç politikada hatta 1946 seçimlerinin bile hesabını soramayacaktı.

*

İç politikada kan davası gütmenin bizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaktan hep geri bıraktığını görüyoruz.

20 yılda, üç askeri darbe, iki askeri isyan bizi en azından 50 yıl geride bıraktı.

Bu süreç içinde Meclis’in çalışmalarına baktığımız zaman sayısız soruşturma komisyonları, sayısız yolsuzluk, hırsızlık iddiaları, sayısız güvenoylamaları...

Sonuç hep bir siyasi kan davası.

*

Rahmetli Adnan Menderes’in ‘Devri sabık yaratmayacağız’ iradesinin, bugünkü liderlere hatırlatılmasının, siyasette iç barışın sağlanmasında önemli bir anahtar olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle sana bu mektubu yazıyorum.

Mithat Perin”

CUMHURİYET’E GÖNDERİLEN BU MESAJ ŞAHSİ Mİ... YOKSA

Hafta sonu art arda gelen iki ‘güzel hareket’ var ki...

İflah olmaz iyimserliğim yine depreşti.

İlk olay aslında sıradan ve nezaket gereği gibi de görülebilecek bir şey...

Bir paragraflık mesaj....

Ama öyle bir yere öyle biri tarafından gönderilmişti ki...

İster istemez Bir dakika” dedim ve düşündüm...

Olay şu...

Cumhuriyet gazetesi geçen hafta kuruluşunun 97’nci yılını kutladı.

Okurlardan, siyasi parti liderlerinden, sanatçılardan gelen çok sayıda kutlama mesajı vardı.

Ama aralarında biri vardı ki çok dikkatimi çekti.

Yazan Naci Bostancı’ydı...

Mesajını aynen aktarıyordum...

*

“Haber ve görüşlerine karşı eleştirel bir gözle baktığım, ancak demokratik bir toplum için varlığını, farklılığını önemli gördüğüm Cumhuriyet gazetesinin 97’nci yaşını kutlarım...”

İlk bakışta ne var bunda diyebilirsiniz...

Şu var...

Naci Bostancı AKP Grup Başkanvekili...

Ve mesajının o unvanını da yazarak göndermiş.

Yani kurumsal bir mesaj bu...

Epeydir iktidar yanlısı partiden muhalif bir medyayla gitmiş böyle bir mesaj görmedik.

Demokratik bir ülkede yaşayan her siyasetçiden beklenen bir anlayışa sahip bir mesaj bu.

 

İyimser yanım kendi kendine sordu.

Acaba bu AKP’de, medya ve özgürlükler konusunda yeni bir anlayışın işareti mi?

Türkiye basın özgürlüğü konusunda bu mesaja hâkim olan anlayış birliğine gelirse, çok önemli bir mesafeyi almış olacak.

*

Hafta sonunda bana umut veren tek işaret bu değildi.

Bir de CHP kanadından gelen bir işaret daha var.

KÜÇÜKÇEKMECE, KÜÇÜK BİR EXLİBRİS VE BÜYÜK BİR JEST

GEÇEN hafta Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’den bir albüm aldım.

İstiklal Marşı’nın yazılışının 100’üncü yılı dolayısıyla yapılmış bir projenin parçası. Belediye, 100 sanatçıdan İstiklal Marşı’nın 100’üncü yılını anlatan 100 Exlibris” çizimi istemiş.

*

Exlibris, kitapların iç kapaklarına veya ilk sayfalarında bir yere konan, o kitabın kime ait olduğunu gösteren bir çizim.

Türkiye’nin önde gelen sanatçıları yaratıcı ve güzel Exlibris örnekleri hazırlamışlar. Buraya kadar sadece güzel bir proje olarak sevdim.

Ancak Belediye Başkanı bir şey daha yapmış.

*

Albümün girişinde “Yadıgar-i Misak-ı Milli” başlıklı İstiklal Marşı 10’uncu kıtasından oluşan hatıra kartpostalı var.

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nın bütün kahraman komutanlarının fotoğrafları ile donatılmış.

Albümün geri kalan kısmında ise benim çok hoşuma giden bir şey yapılmış.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli


PARTİLİ BİR BAŞKAN İSTİKLAL MARŞI EXLİBRİS’LERİNİ KİME İTHAF EDER

BELEDİYE başkanı, bu Exlibris’lerin her birini Türkiye’de hayatta bulunan bir kişiye ithaf etmiş.

Sizce CHP’li bir başkan bunları kime ithaf eder...

Sizi merakta bırakmayayım...

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
Alper Güldü’nün Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun için çizdiği Exlibris

Birinci sırada, büyük sanatçı Devrim Erbil’in çizdiği Exlibris’i Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ithaf etmiş...

Onun arkasında TBMM Başkanı Mustafa Şentop var.

Uğur Çalışkan’ın çizdiği Exlibris CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ithaf edilmiş.

İyi Parti Başkanı Meral Akşener, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de...

Tabii HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da...

Onun ardından Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu geliyor.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
Ece Uğur’un Çanakkale Belediye Başkanı için çizdiği Exlibris

Bu arada Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da listede...

Bir de parti ayrımı yapılmaksızın Türkiye’nin 81 şehrinin belediye başkanlarına ithaf yapılmış.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
Kerem İşçanoğlu’nun Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş için çizdiği Exlibris

CHP’li başkan hiç ayırım yapmamış...

İstiklal Marşı hepimizin, bu milletin duygusuyla, her birine bu projede bir yer vermiş.

Güzel hareketti bu...

Çok güzel hareket...

Başkanı kutluyorum ve bu bizi bir araya getirici tutumu için teşekkür ediyorum.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli


CEMAL SÜREYA HAYRANLARI, ONU HANGİ DİZELERİ İLE HATIRLARDINIZ

KÜÇÜKÇEKMECE Belediye Başkanı’nın gönderdiği ikinci kitap ise “Cemal Süreya’yı Anmak” isimli albümdü.

Belediyenin Cemal Süreya çizimleri ve 40 sanatçının onun dizeleriyle kurduğu ilişkiyi anlatan eserlerini sergilemiş.

Kitap o serginin bir tür kataloğu...

Bir Cemal Süreya hayranı olarak albüme onun hangi dizeleri alınmış diye baktım.

İşte o dizelerden bazıları.

‘SEVİŞMEK’ FİİLİ OLMAZSA O HARİKA DİZE ANLAŞILIR MI

ALBÜMÜN kapağındaki dize şu:

“Hayat kısa kuşlar uçuyor...”

Öteki sayfalardaki bazı dizeler de şunlar:

“Bütün kara parçalarında... Afrika dahil...” (Tabii şiirin ilk bölümündeki bu dizenin başındaki “sevişmek” fiili de eklenseydi daha iyi olurdu. En azından bana bu haliyle eksik geldi.)

Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?”

“Düğmemi kim diktiyse onunla evlendim abi.”

“Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek.”

“Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun...”

“Sizin hiç babanız öldü mü...”

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku