GeriErtuğrul ÖZKÖK Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

O yürüyüşü tekrar tekrar izledim.

Olağanüstü erotik koreografiye dönüşen o vücut dilini, yürüyüş tarzını, karşısına çıkan çocuklarla yarım dans, yarım futbol hareketini andıran o iki adım geri atışını, erkeklerin ona bakışını, onun erkekleri delirttiğini gayet iyi fark etmiş fettanlığını....

Geri dönüp dönüp bu gözle seyrettim....

*

Bir kere daha anladım ki...

Napoli varoşlarından gelen bu kızı Sophia Loren yapan Tanrı vergisi bir şeyler var...

Bir de Vittorio De Sica ile oynadığı “Sorrento Skandalı” filminde, elinde balık sepeti ile 15 saniyelik bir yürüyüşü var ki...

O da ayrı bir yazı konusu...

*

Ama aynı Sophia, “Kızım ve Ben” filminde, İkinci Dünya Savaşı’nda çocuğu faşistler tarafından gözlerinin önünde tecavüze uğrayan kadını oynadığında muazzam bir annelik duygusunu anlatıyor.

*

Düşünün öyle bir kadın ki...

Cary Grant ona deli gibi âşık olmuş...

Marcello Mastroianni derseniz, onunla arkadaşlık ile flörtün ince ve cazibeli sınırlarında volta atmış...

Clark Gable, Marlon Brando gibi devlerle oynamış...

Ettora Scola gibi büyük bir yönetmeni daha 20’li yaşlarında kendine âşık etmiş efsane bir kadın o.

*

Ama bütün bunlardan sonra bu belgeselde görüyoruz ki...

Onun hatırasında en güçlü kalan kişi Marcello Mastroianni olmuş...

Yakışır da...

Zaten Napoli Havaalanı’nın uluslararası terminalinde İtalya’yı en iyi anlatan duvar fotoğrafı onların ikisinindi...

*

Bu belgeselde başka bir Sophia Loren de görüyoruz.

Sadece hem erkekleri hem kadınları kendine hayran bırakan Sophia Loren değil, aile değerlerine, çocuklarına derinden bağlı bir kadın da anlatılıyor.

Aynı zamanda İtalya’da yoksul insanların ve göçmenlerin koruyucusu...

Birçok yardım kampanyasını düzenleyen bir insan var karşımızda...

Bugünün gençlerine ne ifade eder bilemem ama sinemanın büyük çağlarının tanığı insanların ilgiyle izleyeceği bir belgesel olmuş.

SOPHIA BU STRİP-TEASE SAHNESİ İÇİN KİMDEN DERS ALMIŞ OLABİLİR?

VITTORIO De Sica
’nın “Dün, Bugün, Yarın” adlı filmi çıktığında ben 18 yaşında İzmirli bir lise öğrencisiydim.

Henüz fantezi duygularım gelişmemişti.

Filmi iki veya üç yıl sonra seyrettiğimde ise üniversitedeydim ve epey ilerlemiştim.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Milyonlarca insan gibi benim hafızamda da Sophia Loren’i, Marcello Mastroianni’nin karşısında soyunurken gösteren bu sahne kalmıştı.

*

Aslında komik bir sahneydi...

Marcello heyecanından kurt gibi uluyordu ve onun bu haline epey gülmüştük.

Ama aynı zamanda Sophia’nın mükemmel bir sanata dönüşen baştan çıkarıcı cazibesi vardı...

Kadın-erkek ilişkisinin her zaman komik bir yanı olduğunu anlatan harika bir sahneydi.

*

Sophia Loren bu sahne için çok ünlü bir kişiden ders almış.

Ama ilginçtir, bir kadın değil, bir erkekten almış bu dersi.

Paris’teki ünlü strip-tease kulübü “Crazy Horse”un koreografı Jacques Ruet, bir aynanın karşısında öğretmiş bu hareketleri.

Bu sahneyi yeniden seyrederken bu defa aklıma “Pusudaki Ten” kitabının yazarı Mehmet Ergüven’in yıllarca önce Ayşe Arman’a söylediği şu söz geldi:

“Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiklerimizden asla...”

60 YAŞINDA KADIN, 70’LİK ERKEĞİN ÖNÜNDE STRİP-TEASE YAPARSA

- “DÜN, Bugün, Yarın” filmi, 1965 yılında En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazandı.

O film çekildiği sırada Sophia Loren 29, Marcello Mastroianni ise 39 yaşındaydı.

Yani ikisi de hayatlarının zirvelerinde...

29 yıl sonra, ünlü Amerikalı yönetmen Robert Altman “Pret-a-Porter” adlı filminde Sophia ve Marcello’ya aynı sahneyi tekrarlattı.

Yataktaki Marcello artık 70 yaşındaydı. Sophia ise 60...

Yani 60 yaşında bir kadın, 70 yaşında bir erkeğin önünde strip-tease yapıyordu.

Sophia hâlâ çok seksi görünüyordu, ama yatakta artık tam anlamıyla yaşlı bir erkek vardı.

Erkek yine heyecanlanıyordu...

Ama strip-tease bittiğinde erkek artık uykuya dalmıştı...

Filmi seyrettiğimde 47 yaşımdaydım...

Sadece gülmüştüm...

Önceki gece seyrettiğimde o kadar gülemedim...

ERKEKLİK TARİHİMİN DÖRT MUHTEŞEM İTALYAN KADINI

- BİR NUMARA: Banko Silvana Mangano. Doğumumdan iki yıl sonra çekilen “Acı Pirinç” filminin oyuncusu... Kafamda ne zaman bir kadınlık tarihi yazsam, baş köşeye koyacağım kadın.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

*

- İKİ NUMARA: Sophia Loren. Yukarıda yeterince anlattım. Üç kere daha anlatsam doyamam. “Masum bir fettanlığın” tarihini yazsam, banko baş köşeye koyarım.

*

- ÜÇ NUMARA: Laura Antonelli. “Malizia” filminde tanıdım. “Bahtsız güzelliğin” tarihini yazsam, ilk bölümü ona ayırırım. Visconti’nin “Innocente” filminde talihsiz bir masumiyetin, talihli bir sanata dönüşünü gördüm. Sonra uyuşturucu ve çok dramatik bir son. Hayatıma giren kadınların en trajiğidir o. Beni en çok hüzünlendiren de... Nur içinde yatsın.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı


*

- VIRNA LISI: O bir Antonioni kahramanı. Sarı saçın da İtalyan kadınına gideceğini gösteren kadın. “Aşk Dramaları” filminin fettan çiçekçi kızı. Ama aynı zamanda “La Notte” filmimin gizemli kadını. “Cool kadın” tarihini yazsam, baş köşe onun.

AÇILIŞTA KİMLER VARDI VE İKİ BODRUM BOĞASINI KİM ALDI

BODRUM
ilk büyük sanat açılışını önceki akşam Bitez’deki Zai’de yaptı.

Türkiye’nin uluslararası sanatçısı Ahmet Güneştekin’in “Kutsal Ağaçlar” sergisinin açılışı vardı.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

*

Sergide herkesin dikkatini çeken eserlerden ikisi boğa heykelleri oldu.

Bronz üzerine seramikle yapılmış heykeller, sanatçının tarzında bir yenilikti.

Güneştekin “gelenek” kelimesini “gelene-ek” şeklinde yazıyor ve şöyle tarif ediyor:

“Gelenek, geçmişte kalan ve bugüne olduğu gibi taşınmak isteneni değil, kopmaksızın devam eden bir bütünü ifade eder. Bu devamlı değişen çoğullaşan bütün ancak kesintisiz olarak yeniden yorumlandığında anlı kalır.”

*

Bu iki boğa serginin satılan ilk iki eseri oldu.

Tabii ki geceye katılanların çoğu kimlerin aldığını merak etti.

Benim öğrendiğime göre iki ünlü işadamı Murat Ülker ve Ferit Şahenk almış.

İkisi de iyi ve itibarlı koleksiyoncudur.

GECEDE KİMLER VARDI?
BANDANALI HARLEYCİ OLAMAYAN BİR KÖŞE YAZARI NEYLE YETİNİR

AÇILIŞA
katılanlara gelince...

- Pandemi sonrasında, Güneri Cıvaoğlu’nun deyimi ile gördüğüm en “cream de la cream” kalabalıktı diyebilirim.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

- Bir buçuk yıldan beri ortada görmediğimiz birçok tanınmış insanı ilk defa orada gördüm.

- İş dünyasından Aydın Doğan, Murat Ülker, Mustafa Taviloğlu, Arzuhan ve Mehmet Ali Yalçındağ, Erdal Aksoy, Atilla Türkmen, Aydın Ayaydın, Haluk Nayman, Can Ortabaş, Fatih Öztürk, Hasan Kossif, Zai’nin kurucusu Yunus Büyükuşoğlu, Selçuk Ramazanoğlu.

- Medya ve sanat dünyasından Güneri Cıvaoğlu, Mehmet Yılmaz, Akif Beki, Ali Poyrazoğlu, İnci Aksoy...

- Gecenin en konuşulan konularından biri de Güneri Cıvaoğlu’ndan sonra ikinci bir köşe yazarının da Vespa motora geçişi oldu.

“Roma Tatili” filminin efsane objesi ve 1960’ların ikon aracı Vespa motosiklet çok gözde.

Hepimiz rahmetli Selahattin Duman’ın efsane “Bandanalı Harleyciler” yazısını hatırladık.

Demek ki kafasına bandana takıp, koluna dövme yaptıran 60 plus Harleyciliğe geçemeyen makul Babıâli ahalisi Vespa’yla nostalji turu atıyor...

Tabii insanın gözü arkada oturan Audrey Hepburn’ü aramıyor değil.

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku