GeriErtuğrul ÖZKÖK Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

O yürüyüşü tekrar tekrar izledim.

Olağanüstü erotik koreografiye dönüşen o vücut dilini, yürüyüş tarzını, karşısına çıkan çocuklarla yarım dans, yarım futbol hareketini andıran o iki adım geri atışını, erkeklerin ona bakışını, onun erkekleri delirttiğini gayet iyi fark etmiş fettanlığını....

Geri dönüp dönüp bu gözle seyrettim....

*

Bir kere daha anladım ki...

Napoli varoşlarından gelen bu kızı Sophia Loren yapan Tanrı vergisi bir şeyler var...

Bir de Vittorio De Sica ile oynadığı “Sorrento Skandalı” filminde, elinde balık sepeti ile 15 saniyelik bir yürüyüşü var ki...

O da ayrı bir yazı konusu...

*

Ama aynı Sophia, “Kızım ve Ben” filminde, İkinci Dünya Savaşı’nda çocuğu faşistler tarafından gözlerinin önünde tecavüze uğrayan kadını oynadığında muazzam bir annelik duygusunu anlatıyor.

*

Düşünün öyle bir kadın ki...

Cary Grant ona deli gibi âşık olmuş...

Marcello Mastroianni derseniz, onunla arkadaşlık ile flörtün ince ve cazibeli sınırlarında volta atmış...

Clark Gable, Marlon Brando gibi devlerle oynamış...

Ettora Scola gibi büyük bir yönetmeni daha 20’li yaşlarında kendine âşık etmiş efsane bir kadın o.

*

Ama bütün bunlardan sonra bu belgeselde görüyoruz ki...

Onun hatırasında en güçlü kalan kişi Marcello Mastroianni olmuş...

Yakışır da...

Zaten Napoli Havaalanı’nın uluslararası terminalinde İtalya’yı en iyi anlatan duvar fotoğrafı onların ikisinindi...

*

Bu belgeselde başka bir Sophia Loren de görüyoruz.

Sadece hem erkekleri hem kadınları kendine hayran bırakan Sophia Loren değil, aile değerlerine, çocuklarına derinden bağlı bir kadın da anlatılıyor.

Aynı zamanda İtalya’da yoksul insanların ve göçmenlerin koruyucusu...

Birçok yardım kampanyasını düzenleyen bir insan var karşımızda...

Bugünün gençlerine ne ifade eder bilemem ama sinemanın büyük çağlarının tanığı insanların ilgiyle izleyeceği bir belgesel olmuş.

SOPHIA BU STRİP-TEASE SAHNESİ İÇİN KİMDEN DERS ALMIŞ OLABİLİR?

VITTORIO De Sica
’nın “Dün, Bugün, Yarın” adlı filmi çıktığında ben 18 yaşında İzmirli bir lise öğrencisiydim.

Henüz fantezi duygularım gelişmemişti.

Filmi iki veya üç yıl sonra seyrettiğimde ise üniversitedeydim ve epey ilerlemiştim.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Milyonlarca insan gibi benim hafızamda da Sophia Loren’i, Marcello Mastroianni’nin karşısında soyunurken gösteren bu sahne kalmıştı.

*

Aslında komik bir sahneydi...

Marcello heyecanından kurt gibi uluyordu ve onun bu haline epey gülmüştük.

Ama aynı zamanda Sophia’nın mükemmel bir sanata dönüşen baştan çıkarıcı cazibesi vardı...

Kadın-erkek ilişkisinin her zaman komik bir yanı olduğunu anlatan harika bir sahneydi.

*

Sophia Loren bu sahne için çok ünlü bir kişiden ders almış.

Ama ilginçtir, bir kadın değil, bir erkekten almış bu dersi.

Paris’teki ünlü strip-tease kulübü “Crazy Horse”un koreografı Jacques Ruet, bir aynanın karşısında öğretmiş bu hareketleri.

Bu sahneyi yeniden seyrederken bu defa aklıma “Pusudaki Ten” kitabının yazarı Mehmet Ergüven’in yıllarca önce Ayşe Arman’a söylediği şu söz geldi:

“Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiklerimizden asla...”

60 YAŞINDA KADIN, 70’LİK ERKEĞİN ÖNÜNDE STRİP-TEASE YAPARSA

- “DÜN, Bugün, Yarın” filmi, 1965 yılında En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazandı.

O film çekildiği sırada Sophia Loren 29, Marcello Mastroianni ise 39 yaşındaydı.

Yani ikisi de hayatlarının zirvelerinde...

29 yıl sonra, ünlü Amerikalı yönetmen Robert Altman “Pret-a-Porter” adlı filminde Sophia ve Marcello’ya aynı sahneyi tekrarlattı.

Yataktaki Marcello artık 70 yaşındaydı. Sophia ise 60...

Yani 60 yaşında bir kadın, 70 yaşında bir erkeğin önünde strip-tease yapıyordu.

Sophia hâlâ çok seksi görünüyordu, ama yatakta artık tam anlamıyla yaşlı bir erkek vardı.

Erkek yine heyecanlanıyordu...

Ama strip-tease bittiğinde erkek artık uykuya dalmıştı...

Filmi seyrettiğimde 47 yaşımdaydım...

Sadece gülmüştüm...

Önceki gece seyrettiğimde o kadar gülemedim...

ERKEKLİK TARİHİMİN DÖRT MUHTEŞEM İTALYAN KADINI

- BİR NUMARA: Banko Silvana Mangano. Doğumumdan iki yıl sonra çekilen “Acı Pirinç” filminin oyuncusu... Kafamda ne zaman bir kadınlık tarihi yazsam, baş köşeye koyacağım kadın.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

*

- İKİ NUMARA: Sophia Loren. Yukarıda yeterince anlattım. Üç kere daha anlatsam doyamam. “Masum bir fettanlığın” tarihini yazsam, banko baş köşeye koyarım.

*

- ÜÇ NUMARA: Laura Antonelli. “Malizia” filminde tanıdım. “Bahtsız güzelliğin” tarihini yazsam, ilk bölümü ona ayırırım. Visconti’nin “Innocente” filminde talihsiz bir masumiyetin, talihli bir sanata dönüşünü gördüm. Sonra uyuşturucu ve çok dramatik bir son. Hayatıma giren kadınların en trajiğidir o. Beni en çok hüzünlendiren de... Nur içinde yatsın.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı


*

- VIRNA LISI: O bir Antonioni kahramanı. Sarı saçın da İtalyan kadınına gideceğini gösteren kadın. “Aşk Dramaları” filminin fettan çiçekçi kızı. Ama aynı zamanda “La Notte” filmimin gizemli kadını. “Cool kadın” tarihini yazsam, baş köşe onun.

AÇILIŞTA KİMLER VARDI VE İKİ BODRUM BOĞASINI KİM ALDI

BODRUM
ilk büyük sanat açılışını önceki akşam Bitez’deki Zai’de yaptı.

Türkiye’nin uluslararası sanatçısı Ahmet Güneştekin’in “Kutsal Ağaçlar” sergisinin açılışı vardı.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

*

Sergide herkesin dikkatini çeken eserlerden ikisi boğa heykelleri oldu.

Bronz üzerine seramikle yapılmış heykeller, sanatçının tarzında bir yenilikti.

Güneştekin “gelenek” kelimesini “gelene-ek” şeklinde yazıyor ve şöyle tarif ediyor:

“Gelenek, geçmişte kalan ve bugüne olduğu gibi taşınmak isteneni değil, kopmaksızın devam eden bir bütünü ifade eder. Bu devamlı değişen çoğullaşan bütün ancak kesintisiz olarak yeniden yorumlandığında anlı kalır.”

*

Bu iki boğa serginin satılan ilk iki eseri oldu.

Tabii ki geceye katılanların çoğu kimlerin aldığını merak etti.

Benim öğrendiğime göre iki ünlü işadamı Murat Ülker ve Ferit Şahenk almış.

İkisi de iyi ve itibarlı koleksiyoncudur.

GECEDE KİMLER VARDI?
BANDANALI HARLEYCİ OLAMAYAN BİR KÖŞE YAZARI NEYLE YETİNİR

AÇILIŞA
katılanlara gelince...

- Pandemi sonrasında, Güneri Cıvaoğlu’nun deyimi ile gördüğüm en “cream de la cream” kalabalıktı diyebilirim.

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

- Bir buçuk yıldan beri ortada görmediğimiz birçok tanınmış insanı ilk defa orada gördüm.

- İş dünyasından Aydın Doğan, Murat Ülker, Mustafa Taviloğlu, Arzuhan ve Mehmet Ali Yalçındağ, Erdal Aksoy, Atilla Türkmen, Aydın Ayaydın, Haluk Nayman, Can Ortabaş, Fatih Öztürk, Hasan Kossif, Zai’nin kurucusu Yunus Büyükuşoğlu, Selçuk Ramazanoğlu.

- Medya ve sanat dünyasından Güneri Cıvaoğlu, Mehmet Yılmaz, Akif Beki, Ali Poyrazoğlu, İnci Aksoy...

- Gecenin en konuşulan konularından biri de Güneri Cıvaoğlu’ndan sonra ikinci bir köşe yazarının da Vespa motora geçişi oldu.

“Roma Tatili” filminin efsane objesi ve 1960’ların ikon aracı Vespa motosiklet çok gözde.

Hepimiz rahmetli Selahattin Duman’ın efsane “Bandanalı Harleyciler” yazısını hatırladık.

Demek ki kafasına bandana takıp, koluna dövme yaptıran 60 plus Harleyciliğe geçemeyen makul Babıâli ahalisi Vespa’yla nostalji turu atıyor...

Tabii insanın gözü arkada oturan Audrey Hepburn’ü aramıyor değil.

X

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku

Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

1) Bana göre dün hepimizin sağlığını ilgilendiren bir devrim oldu...

Pandemi boyunca hepimiz adım saydık...

Rekor işinsanı Cavit Çağlar’daydı.

Günde 25 bin adım.

*

Posta gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay...

Her gün 15 bin adım ata ata bitirdi kendini, o aslan gibi adam kuşa döndü, sadece bir tutam bıyık kaldı yüzünde...

Çetenin elebaşısı ve azmettiricisi tabii ki Hürriyet’in başyazarı Osman Müftüoğlu’ydu...

Her gün iWatch’unun, üzerinde 17 bin adım yazan ekranını yüzlerce insana postaladı...

Yazının Devamını Oku

Salı akşamı HALK TV’de beni şaşırtan bir ‘sayın’ hitabı

Geçen salı akşamı beni şaşırtan bir şey oldu.

Belki de “umutlandıran” demem daha doğru olur.

Halk TV’de ana haber bültenini sunan Özlem Gürses, Zülfü Livaneli’nin CHP içinde başlattığı tartışmayı anlatırken, kendisine bir mesaj gelmiş.

WhatsApp mesajını gönderen kişi MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter...

Ama dikkat...

Mesaj ona ait değil...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gönderiyor mesajı...

Konu da ilginç...

Yazının Devamını Oku

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Evet bu bir teşekkür ilanı...

Aslında bütün gazetelere, internet sitelerine vermek isterdim bu ilanı...

Çünkü arkasında öylesine güzel bir Türkiye hikâyesi var ki...

İmkânlarım bu kadarına el verdi. Köşemde yayınlıyorum.

“Üç beş iyi insan” dedim...

Bu yazı iyi insanlara ve onların çalıştığı kurumlara teşekkürdür...

Ama aynı zamanda, bu ülkede hep birlikte yarattığımız bir “hayvan sevgisi ve saygısı” hikâyesidir...

***

Hikâyemiz geçen yaz haziran ayında Beykoz’daki evimizin bahçesine, kül rengi hamile bir kedinin gelmesiyle başladı.

Yazının Devamını Oku

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Artık siyasetin günlük dar avlularında “maltalara çıkmayı” bıraktığım için bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yoktu.

Ancak önceki gün Nişantaşı’nda Kruvasan Kafe’de otururken, Zülfü Livaneli’den gelen bir mesaj üzerine, bir haksızlığı önlemek amacıyla yazıyorum bu yazıyı.



ZÜLFÜ LİVANELİ: ‘BU TARTIŞMAYI SEN BAŞLATMIŞTIN, SEN YAZMALISIN’

Zülfü Livaneli bana 1995’te yazdığım bir yazıyı hatırlatıyor ve “Sen bunu yazmıştın” diyordu...

Evet

Yazının Devamını Oku

Bir eski Türkiye düğünü ve Beatles’tan düğün şarkısı

Cumartesi akşamı İstanbul Hilton’un bahçesinde Türk medyasındaki en eski arkadaşlarımdan Mehmet Yılmaz’ın kızı Yasemin ile Alican Sepet’in düğünü vardı.

Küçük bir arkadaş ve aile grubu davetliydi...

Bizim kuşağın bir tür pandemi sonrası açılışıydı...

*

Kapıda bizi karşılayan Işıl ve Mehmet’i görünce gerilere döndüm. Mehmet’le uzun bir yol arkadaşlığımız var...

İkimiz de akademisyen kökenliyiz...


Yazının Devamını Oku

Yaşayan en büyük erkek düşmanından mükemmel olmayan bir erkeğe dersler

Bugün yaşayan feministlerin en radikali kimdir diye sorarsanız, cevabım şu olur: “Banko... Pauline Harmange...”

Kimdir o derseniz, tanıtayım size...

*

1994 doğumlu bir Fransız...

“Erkeklerden Nefret Ediyorum” adlı kitabın yazarı...



Yazının Devamını Oku

Mızıkçı başkan babalar için yerlerinizi şimdiden ayırtın

Yirmi birinci yüzyıl otoriter popülizm tarihine Amerika’dan geçen ikinci lider olan Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro’yu 22 Ocak 2019 günü işte bu cümleyle tanıtmıştım.

“Yeni lider için yerlerinizi önceden ayırtın...”

*

Seçildikten hemen sonra Davos’a geliyordu ve onun yapacağı konuşma merakla bekleniyordu.

Davos popülist ve otoriter liderleri dinlemeyi çok sever...



Yazının Devamını Oku

Yüksek memurlar bu fotoğrafa çok iyi bakmalı ve düşünmeli

Bu fotoğraf 1992 yılında Bosna’nın Jajce şehrinde çekildi.

Sırp mezaliminden kaçan insanları gösteren bir kare...

Çünkü önceki günden itibaren bu fotoğraf, dünyadaki bütün savaş bölgelerindeki üst düzey memurları çok yakından ilgilendirir hale geldi.

Şimdi size bunu anlatacağım.

*  *  *

Dünya savaş suçluları tarihinde önceki gün çok önemli bir şey oldu.

Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi, tarihinde ilk kez, siyasetçiler dışında iki üst düzey memuru savaş suçlusu olarak mahkûm etti.

Böylece artık uluslararası suçlar bakımından sadece siyasetçiler, başkanlar, başbakanlar, bakanlar, yani karar alıcılar değil, o kararın uygulanmasında görev alan memurlar da suçlu sayılacak.

Yazının Devamını Oku

Sizi yetimhaneye bırakan annenize mektup yazsanız, ona ne derdiniz

Dünya moda tarihinde, Yves Saint Laurent’den sonra büyük bir markanın tasarım yönetiminin başına geçen en genç insan Olivier Roustaing...

Henüz 26 yaşındayken, Balmain gibi dev bir dünya markasının yaratıcı direktörü oldu.

*

Ama daha öncesi de var...

Henüz 18 yaşındayken İtalya’da Roberto Cavalli ile çalıştı ve yaratıcı direktörlüğe getirildi.

İlgiyle izlediğim ve çok beğendiğim bir tasarımcı.


Yazının Devamını Oku