Size İzmirli bir AK Parti vaat ediyorum

Ben İzmir’de doğdum. Şu an yaşadığım iki şehir var. İstanbul ve İzmir. Seçimlerde yerel konulara pek girmiyorum. Ama bu defa yaşadığım iki şehrin ikişer adayı olduğu için onlarla konuşmaya karar verdim.

İlk konuşmayı ‘cumhur ittifakı’nın İzmir adayı Nihat Zeybekci ile yapıyorum.

‘Millet ittifakı’nın adayı Tunç Soyer’le de konuşacağım. Geçen hafta Ankara’da aday tanıtımında olduğu için onunla önümüzdeki günlerde buluşup aynı sohbeti yapmaya karar verdik.

NEDEN FOTOĞRAFI ŞARAP BAĞINDA ÇEKMEK İSTEDİ

Nihat Zeybekci’ye “Nerede fotoğraf çektirelim” diye sorduğumda, kendisi “Urla’da bağlarda çekelim” dedi.

“Ama orada şarap bağları var” dedim.

“Ben İzmir şarabını uluslararası marka yapmak istiyorum. Bağcılığın gelişmesi için özel enstitüler kuracağız” cevabını verdi ve ekledi:

“Unutmayın ben Denizliliyim. Orada Güney’de ve başka yerlerde binlerce dönüm şarap bağı var...”

Bağlar arasında dolaşırken, “Şunlar 9 yaşında, şunlar 12 yaşında” diye yorum yaptı.

Yani bağcılığı biliyor...

Size İzmirli bir AK Parti vaat ediyorum

EŞİMLE AYNI OVAYA BAKAN İKİ KÖYDENİZ

Siz Denizli’de doğdunuz. Ne zamandan beri İzmir’i tanıyorsunuz?

İlk defa çocukluğumda geldim. İlkokul dördüncü sınıfta.

Eşiniz nereli?

“O da Denizli’nin Tavas ilçesinden. İkimiz de Tavaslıyız. Aynı ovaya bakan iki ayrı köydeniz.”

İZMİR’DE YILDA 6 MİLYON  TON ÇÖP TABİATA DÖKÜLÜYOR

Kazanırsanız ilk dönemin sonunda nasıl bir İzmir hayal ediyorsunuz?

“Önce İzmir’in en ilkel sorununu çözmemiz lazım. Kanalizasyon sorunu. Bütün yağmur suyunu aynı yere vererek suyu arıtılamaz hale getirmişiz. Çok iddialı olarak şunu söylüyorum. Bugün İzmir’de bütün atık suyu denize ve tabiata veriyoruz.”

İkinci adım?

“Katı atık sorunu. Türkiye’de hiçbir şehirde böyle bir sorun kalmadı artık. Katı atıkları, yani bildiğimiz çöpü dağlara bayırlara atıyoruz. Şu karşıda gördüğün dağ var ya, git onun arkasındaki derenin içinde 100 metre derinliğinde çöp atığı var.”

Biraz abartılı değil mi bu rakam?

“Kesinlikle değil. İzmirlilere açıklamak istiyorum. Bu şehirde yılda 6 milyon 600 bin ton çöp atılıyor şu tabiatın içine. Türkiye’nin hiçbir büyük şehrinde böyle bir rezalet yok.”

CHP’yi kastediyorsanız, bu şehri uzun yıllar boyunca sağ partiler de yönetti.

“Bunu kimseyi eleştirmek için söylemiyorum. Bu bir realite.”


İZMİR’E LOUVRE GİBİ BİR MÜZE

Gelelim 5 yıl sonrasına. Seçildiniz. Dönem sonunda nasıl bir İzmir?

“Şu sözü veriyorum: Beş sene sonra ilkel problemlerini bitirmiş, kent içinde kabul edilebilir bir yoğunlukta trafiğe ulaşmış altyapı.

Artı turizm alanında. Kente gelen turistin vakit geçireceği, kalma süresini uzatacağı mekân ve aktiviteler yok. Bunun için Kemeraltı, Kadifekale, Alsancak, Bayraklı, Yeşildere baştan aşağı yeniden ele alınacak.”

Ben İzmir’de doğup büyüdüm. Bizde hep şöyle bir şey vardır. Gelen her belediye altyapı falan diye yeraltına çalışır. Yani İzmirli şu fani hayatında yerüstünde de bir şeyler görmek istiyor.

“Bunun için önce altı halletmeliyiz. İzmir sadece kendi il sınırları ile sınırlı değil, bölgesel bir merkez. Ama bakıyorum, müze diye kapalı salonlar yapılmış. İddialı bir şey söylüyorum. Bu şehre dünyanın en iddialı en büyük arkeoloji müzesini kazandıracağım. Louvre çapında bir müze olacak bu. İzmir Barcelona gibi bir şehir olacak.”


HER 25 BİNE 
KAPALI SALON 50 BİNE YÜZME SALONU

Spora gelelim. Burası genç bir şehir. Ne vaat ediyorsunuz?

“Atatürk Stadı’nın olduğu yere devasa bir olimpiyat stadı.

Her 25 bin nüfus için bir kapalı salon, her 50 bine çıktığında bir kapalı yüzme havuzu. Biliyor musunuz İzmir’in çocukları Denizli’ye yüzme yarışına gidiyor.”

Size İzmirli bir AK Parti vaat ediyorum

KAYSERİ’Yİ YÖNETTİĞİMİZ ANLAYIŞLA İZMİR’İ YÖNETEMEYİZ

En kritik konuya geliyorum. İzmir, hayat tarzı itibarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dünya görüşüne pek uygun olmayan bir karaktere sahip. Yani Kayseri’yi yönettiğiniz anlayışla İzmir’i yönetebilecek misiniz? Bu çatışmayı nasıl çözeceksiniz?

“Şimdi çok çarpıcı bir şey söyleyeceğim. İzmirli bir AK Parti diyorum. Ben de biliyorum. Bu şehir için özel bir yaklaşım gerekir.

Burada İzmirli bir AK Parti’ye ihtiyacımız var. İzmirli, Kayserili, Konyalı, Diyarbakırlı AK Partilere ihtiyacımız var.”

Bu partiniz açısından da biraz iddialı değil mi?

“Yerel siyasetten bahsediyorum. Siyaset buysa eğer, gereğini yapmanız lazım.”

SADECE HAYAT TARZINA İNDİRGEMEK İZMİR’E HAKSIZLIK

Nedir İzmir için düşündüğünüz bu İzmirli AK Parti’nin çizgileri?

“Önce İzmir’e yapılan bir haksızlığı kayda geçireyim. 21’inci yüzyılda İzmir’in şehir olarak karakterini sadece bir yaşam tarzına indirgemek İzmir’in meselelerini ıskalamak anlamına gelir.”

40-50 BİN KİŞİNİN HAYAT TARZI ENDİŞESİ VARSA

Ama böyle güçlü bir yaşam tarzı endişesi var...

“Evet var. 40-50 bin kişinin bir yaşam tarzı endişesi meselesi var. İyi de geriye kalan 3.5 milyon kişinin de yaşam kalitesi derdi var.”

O kadar basit mi? CHP burada yüzde 60 oy alıyor. Yani işi 40-50 bin insana indirgemek biraz önce söylediğiniz ‘İzmirli AK Parti’ tezini tekzip etmiyor mu?

“Yaşam tarzı endişesini küçümsemiyorum, görmezden gelmiyorum. Söylemek istediğim, yaşam tarzını tek mesele yapmak, insanların sıkıntıları üzerine ideolojik bir şal çekmek anlamına gelir. İnsanlar bunu anlayacak zekâya sahip.”

DENİZLİ’DE EĞLENCE MERKEZİ KURDUM

Ama buradan bakınca, insanların gözünün önünde şöyle bir gerçek de var. AK Parti’nin elindeki belediyelerdeki uygulamalar ortada. Sizin belediye başkanlığı yaptığınız Denizli’de keza.

“Denizli’deki girişhane nerededir? Garajın karşısındadır. Zamanında deri atölyelerinin olduğu yerdir, şehrin en eski binaları oradadır. Bütün imzalarını ben attım, orayı da bir eğlence merkezi haline getirmeye çalıştım. Barları, meyhaneleri ile tam bir eğlence merkezi oldu orası. Bana hep bunu söylüyorlar. Önce git bir bak, ondan sonra konuş. Denizli’nin bütün yukarı mahallelerinde içkili restoranlar da var. Böyle bir dert yok.”

Ben meseleyi içki yasağı düzeyine indirgemek istemiyorum. Genel olarak yaşam tarzı meselesi açıldığı için soruyorum.

“Yok yok konuşalım bunu. Bütün İzmir nüfusunun yaşam tarzını konuşalım. Siz İzmir’de yaşam tarzı dediğiniz eğlenceyi Alsancak, İnciraltı, Mavişehir, Bostanlı, Karşıyaka’ya, Balçova’ya, mahkûm etmişsiniz. Yeni eğlence alanı açamamışsınız. Böyle olunca da Bayraklı’dan gelecek insanın eğlenmesine imkân tanıyacak alanları da yaratamamışsınız. Başka yerlerde de eğlence alanları yaratsaydınız kimsenin yaşam tarzı endişesi kalmazdı.”

BOSTANLI’DAKİ HANIMEFENDİNİN DERDİ BAYRAKLI’DAN GELEN MANGALCI

Tam anlamadım, biraz açar mısınız? Yani Alsancak, Bostanlı ile Bayraklı’da yaşayanın birlikte eğlenecek mekânı mı yok? Yoksa ayrı ayrı eğlence alanları mı diyorsunuz?

“Bakın ben size asıl sorunu anlatayım. Bostanlı’daki hanımefendinin derdi vallahi de AK Parti değil. Bayraklı’dan gelen insanın da orada mangal yapabilmesi lazım. Asıl ona karşı.”

Bütün toplumlarda böyle şikâyetler olabilir değil mi?

“Yok yok ben Bostanlı’daki vatandaşa bir şey demiyorum. Karşı da olabilir. Bunu da saygı ile karşılıyorum. İnsan rahatsız olabilir. Onun için diyorum ki pastayı büyütmemiz lazım. Biliyorum şimdi meseleyi getirip getirip bunun etrafında çevirecekler. Ama ben gerçek fotoğrafı koyuyorum hepimizin önüne.”

YARIN: Ekonomi, sanayi, Çeşme ve spor.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku