GeriErtuğrul ÖZKÖK Sizce şu kadına madam mı demeli yoksa matmazel mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sizce şu kadına madam mı demeli yoksa matmazel mi

CANNES Film Festivali bu yıl İranlı yönetmen Asgar Ferhadi’nin “Everybody Knows” filmi ile açıldı.

Ama beni çarpan şey, filmin iki oyuncusu Penelope Cruz ile kocası Javier Bardem’in filmden çekilen bir fotoğrafı oldu.

Daha doğrusu, Javier Bardem değil, Penelope Cruz’un şu fotoğrafı.

Sizce şu kadına madam mı demeli yoksa matmazel mi

Yanındaki kocasını ben kestim tabii ki...

*

Penelope Cruz 44 yaşına geldi.

Bugüne kadar onun bu kadar güzel bir fotoğrafını görmedim.

Tam o fotoğrafı gördüğüm gün, The New York Times gazetesinde Paris’te yaşayan Amerikalı bir kadın yazar ve gazeteci olan Pamela Druckerman’ın yazısını okudum.

*

Başlığı hemen beni cezbetti:

“Kırklı yaşlarınızdan nasıl sağ salim çıkabilirsiniz...”

Giriş cümlesi harikaydı:

“Paris kafeleri, yüzünüz için bir kamusal referandum gibidir...”

Devam ediyor:

“Otuzlu yaşlarımın başlarında bir kafeye gittiğimde garsonlar bana ‘Bonjur matmazel’ diye hitap ederlerdi. Ancak 40 yaşımı geçer geçmez garsonlar bana ‘Madam’ diye seslenmeye başladılar.”

Aynı garson, bir arkadaki mini etekli genç kıza “Matmazel” demeye devam ediyormuş.

“Oysa ben otuzlu yaşlarımdaki aynı elbiseleri giymeye devam ediyordum” diyor...

Ama garsonlar anında yaşını anlıyormuş.

*

İkinci ve asıl darbe evde kızından gelmiş.

Bu durumu anlatınca kızının cevabı şu olmuş:

“Anne sen kesinlikle yaşlı bir kadın değilsin. Ama artık kesinlikle genç bir kadın da değilsin...”

*

Oysa 40 bugün için artık gecikmiş bir gençlik olarak kabul ediliyor. Orta yaş bile denmiyor.

Ben yine 40 yaş kadından yanayım.

“Kırk7” kitabını yazmamın üzerinden 6 yıl geçti. Artık “Kırk8”i yazma zamanım geldi.

*

Ve o kitabı şu cümle ile başlatacağım:

“Kırk yaş yeni bir hayatın başlangıcıdır. Ama kesinlikle sonun başlangıcı değildir...”

*

Penelope Cruz’un şu harika fotoğrafına bakın...

Bir daha bakın...

Yemin ediyorum, “Haklısın arkadaş” diyeceksiniz...

BUGÜN KIRK YAŞINI GÖREN KADINLARIN YARISI 95’İ GÖRECEK

KIRK yaş için en iyi haber şu.

Bugün 40 yaşını görenlerin en az yüzde 50’si 95 yaşını da görecek.

Benim gibi 70’ine ulaşanlar ise yüzde 6 bile değil.

90 yaşı geçen insan sayısı ise 80 milyonda sadece 160 bin kişi...

Bugün Türkiye’de nüfusun ancak yüzde 8’i 60 yaş üzerinde.

Buna karşılık nüfusun yarısından fazlası 30 yaş altında.

BENİM ANNEM DÜNYAYI DEĞİŞTİREMEDİ AMA

KAFA dergisi bu ay Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ı kapak yapmış. Çok sevdim.

Kapak yazısı da şöyle: “Bir anne tüm dünyayı değiştirebilir”.

Bu lafı daha da çok sevdim.

*

Bugün Anneler Günü...

Benim anneciğim de 91 yaşına geldi...

Kırcaali’de doğdu...

İlkokula gitmediği halde okuma-yazmayı kendi kendine öğrendi.

Beş evlat yetiştirdi, hepsini de okuttu...

*

Yoksul bir ailede doğdum...

Çok zengin bir sevgiyle büyüdüm.

*

Büyük Atatürk’ünki gibi bazı anneler bütün dünyayı değiştirecek bir evlat yetiştirirler...

Bizim annemiz ise 5 evlat yetiştirdi...

Beşimizin dünyasını değiştirdi...

*

O da bizim için dünyalara değerdi...

ELLİ YIL ÖNCE DÜN GECE TARİHİ DEĞİŞTİREN OLAY

BUGÜN 13 Mayıs 2018...

Bundan 50 yıl önce, 10 Mayıs’ı 11 Mayıs’a bağlayan gece Fransa’da taşlar yerinden oynamıştı.

Sizce şu kadına madam mı demeli yoksa matmazel mi

Mecazi anlamda söylemiyorum...

Caddelerin taşları sökülmüş ve bütün dünya tarihini değiştiren olaylar zirvesine ulaşmıştı.

*

Aslında her şey 3 Mayıs 1968 günü, Paris’te öğrencilerin gösterileriyle başlamıştı...

Ondan bir süre önce Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’da öğrenci hareketleri başladığında Fransa çok sakindi.

Hatta Le Monde gazetesi, bir hafta önce “Fransa’nın ne kadar sıkıcı bir ülke olduğunu” yazmıştı...

*

Olaylar 3 Mayıs günü başladı, ama 10 Mayıs’ı 11’e bağlayan gece zirvesine çıktı.

Sokaklarda taşlar o gece sökülmeye başladı. 10 milyon işçi greve gitti...

*

Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle kimseye haber vermeden Fransa’yı terk etti.

Döndüğünde seçimlere gitti...

Sizce şu kadına madam mı demeli yoksa matmazel mi

Seçimleri kazandı, ama Fransa artık eski Fransa değildi.

*

Sokaklarda taşları sökerek güvenlik güçleri ile savaşan öğrenciler, ay sonunda okullarına döndüklerinde artık hocalarına soru sorabiliyordu.

Cinsel alanda, ifade özgürlüğünde, işçi haklarında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Üstelik bunun etkileri Fransa’yı aşacak ve bütün dünyaya yayılacaktı.

*

Dünya bu ay işte insanlık tarihinin bu büyük olayının 50’nci yıldönümünü kutluyor.

68 Mayıs hareketi, Fransa’nın ilk büyük halk hareketi olan Paris Komünü’nden (1871) 100 yıl kadar sonra patlamıştı.

Dünyayı sarsan Sovyet Devrimi’nden (1917) ise sadece 50 yıl sonraydı.

*

Şu kadere bakın ki, 50 yıl sonra bugün dünya daha özgür bir dünya değil...

Popülist liderlerin gücü artmıştı.

Tarih, popülizmin yükseldiği her dönemin, insanlığa çok büyük zararlar verdiğini yazıyor...

İnşallah bu seferki daha hafif atlatılır.

ÇOCUKLARINA BİLL GATES UYGULAYAN PATRON

Sizce şu kadına madam mı demeli yoksa matmazel mi

TÜRKİYE’nin en genç patronlarından biri...

Henüz otuzlu yaşlarında...

Holdingini 8 yıl önce kurmuş...

Şu anda gayrimenkul pazarında açık ara Türkiye birincisi...

Ev yapıp satmadığını, hayat tarzı sattığını söylüyor.

*

Geçen pazar günü Barcelona şehrinde Dan Brown’ın son romanı “Başlangıç”ın ilk sayfasında okuduğumuz Montserrat Manastırı’na doğru tırmanıyoruz...

Türkiye’de NEF olarak tanınan gurubun icra kurulu başkanı Erden Timur’la inanç üzerine çok güzel bir sohbet yapıyoruz...

Solcu bir gelenekten geliyor, ama kedine ait bir Müslümanlığı çok güzel biçimde anlatıyor.

Bana biraz eski İngiltere İşçi Partisi lideri Tony Blair’ı hatırlatıyor.

*

Her yıl şirketinin kârının yüzde 51’ini hayır kuruluşlarına ve işlerine ayırıyor.

Şirketini vakıflaştırıyor.

Bu arada eşiyle birlikte karar vermişler.

Çocuklarına Melinda ve Bill Gates’in uyguladığı sistemi uygulayacaklarmış.

Yani onlara mal varlığı bırakmayacaklarmış.

Kurdukları vakıf onlara belli bir yaştan itibaren hayatlarını geçindirecek bir parayı garanti edecekmiş.

Bu rakam 2 bin dolardan başlayıp, en üst sınırı 15 bin dolara çıkacakmış.

Buna karşılık çocuklarına başarını yollarını, mutlu olmanın yollarını anlatacaklarmış.

*

Son yıllarda Türkiye’de gördüğüm en ilginç patron profili olduğunu söyleyebilirim.

İki gün boyunca sohbetinden çok keyif aldım.

BARCELONA’YA BU KADAR PARA VERMEK İYİ BİR İŞ Mİ

NEF grubu Barcelona’nın sponsorlarından biri.

Geçen pazar El Clasico maçını, bu sponsorluk sayesinde çok güzel bir yerden izleme imkânımız oldu.

NEF aynı zamanda Galatasaray’ın da sponsoru.

Sohbet sırasında Erden Timur’a, ne kadar para ödediklerini sordum.

Bunu söylemek istemedi.

Ancak küçük bir para olmadığını söyledi.

Yine de bu sponsorluk onlara forma üzerinde görünme hakkı vermiyor.

Böyle görünmeyen bir sponsorluk için bu kadar para ödemek akıllıca bir iş mi?

“Bu sponsorluğu çok zor aldık. Kulübün temsilcileri bir yıl boyunca bizi inceledi, sonra kabul etti” diyor.

Barcelona sponsorluğu onlara bütün dünyada çok sağlam bir referans olmuş.

Ayrıca Dünya İnşaat ve Kalkınma Bankası’nın ortağı olan tek gayrimenkul şirketi.

Bütün bunlar ona uluslararası planda iyi birer referans oluyor tabii...

Bu da hedefinin küresel bir dev olmak olduğunu gösteriyor.

BİR KASABA TAKIMI REYTİNG BİRİNCİSİ

AKHİSARSPOR-Fenerbahçe maçının ATV’den canlı yayını,  10 Mayıs günü hem genelde hem AB grubunda reyting birincisi olmuş.

O gece 2. sırada FOX’ta ekrana gelen “Bizim Hikaye” dizisi, 3. sırada ise Star TV’de yayınlanan “Avlu” dizisi yer aldı.

Futbolun güzelliği bu işte...

Çok sık olmasa da bir kasaba takımına bile zirvenin yolunu açıyor.

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku