GeriErtuğrul ÖZKÖK Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Bu boyutta bir tekne için çok yüksek bir ilgi rakamı bu.

*

Peki fiyatı nedir?

Dünya standartlarında 175 ile 200 milyon Euro arasında...

Ama Türkiye’de maliyeti daha düşük.

Pandemi öncesine kadar 50 metreden büyük teknelere “megayat” deniliyordu.

Pandemi bu ölçüleri büyüttü.

Artık 70-80 metre üzerindeki teknelere megayat deniliyor.

Bu tekne işte bu yeni tarifiyle Türkiye’de inşa edilen ilk megayat...

*

Tekneyi inşa eden firmanın sahibi tanıdık bir isim.

Vural Ak...

Yani Türkiye’nin en büyük araç kiralama şirketi “Intercity”nin de sahibi.

Ama kamuoyu onu daha çok Formula 1’i yeniden Türkiye’ye getiren insan olarak biliyor.

*

Önceki akşam küçük bir gazeteci grubunu işte bu teknede ağırladı.

Aralarında ben de vardım.

Hayatımda ilk defa 40 metre üzerinde bir yata biniyorum.

İnsan içine girinceye kadar her metre farkın ne anlama geldiğini anlamıyor.

*

Tekneyi gezerken şaşkınlık içindeydim.

Muazzam bir teknoloji... Olağanüstü bir estetik...

İnsanın aklına gelmeyecek ayrıntıların mühendisliği...

Ve tabii ki estetik olarak sıradan bir insanın hayalini aşan bir lüks...

Ama en büyük şaşkınlığım böyle bir teknenin Türkiye’de yapılmış olması...

Yani ülkemiz artık sadece insansız hava araçları teknolojisinde değil, başka alanlarda da dünyanın en iyileri arasına giriyor.

İşte o bana büyük gurur verdi.

*

Size bu tekneyi biraz anlatmak istiyorum...

Ne bunu yazan benim, ne okuyan sizin ulaşamayacağı bir tekne bu...

Ama tabii ki üzerinde bol bol konuşabileceğimiz, geyik yapabileceğimiz bir tekne...

Peki bu tekneyi kimler alabilir?

İsterseniz önce daha basit bir sorudan başlayalım.

Sonra alabilecek kaç kişi var, ona bakalım...

DÜNYANIN YÜZDE KAÇI BU TEKNEYİ ALAMAZ

SATIN alamayacaklar belli...

Siz, ben, bizim mahalledekiler...

Hatta daha fazlası...

*

Madem bu tekneyi satın alamayacakları belirledik, hadi şimdi gelin kimlerin alabileceğine bakalım.

Dediğim gibi, Türkiye’de veya Almanya’da yapılmasına göre fiyatı 150 ile 200 milyon Euro arasında değişen bir tekneden söz ediyoruz.

Bakımı, yakıtı, yemeği, içinde çalışan 25 personelin giderini hesaplarsanız...

Yıllık gideri, finansal maliyetinin dışında, fiyatının yüzde 6’sı ile 8’i arasında değişiyor.

Yani kaba bir hesapla, her yıl cebinizden 6 ile 16 milyon Euro arasında bir harcama yapmanız gerekecek.

*

Özetlersek...

Şu gökyüzünün altında yaşayan insanların yüzde 99.99’u...

Ama tabii ki almayı hayal edebilirsiniz...

DÜNYADA KAÇ KİŞİNİN CEBİNDE BUNU ALACAK PARA VAR, KAÇI ALDI

ŞİMDİ size dünyada bu tekneyi alabilecek kaç kişi olduğunu açıklıyorum.

Cannes Uluslararası
Yat Fuarı’nın elindeki
bilgilere göre...

Dünyada bu tekneyi alabilecek 4 bin kişi var.

Peki bu 4 bin kişiden kaçı bu veya bundan büyük bir tekneye sahip... Yani almış...

Dünyada 85 metre üzerinde 150 megayat var.

Kim bu 150 kişi...

Aslında hepsi biliniyor...

Ama ben sadece şunu söyleyeyim.

Bu 150 megayatın 50’si dünyanın çeşitli yerlerindeki kraliyet ailesi mensuplarına ait.

Gerisi, Rus oligarklar, Silikon Vadisi zenginleri ve ötekiler.

Hadi şimdi gelin, Türkiye’de yapılan bu ilk 85 metrelik tekneyi birlikte gezelim.

Rehberimiz tekneyi inşa eden tersanenin sahibi Vural Ak...

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır

PANDEMİDE KAÇ AY GEMİDE YAŞAYABİLİRSİNİZ

EN yeni trend’den başlayayım.

Pandemi, megayat alacak bu 4 bin insanda yeni bazı trend’lerin oluşmasına yol açmış.

Cannes Fuarı sırasında en çok sorulan sorulardan biri şu olmuş:

“Bir salgın sırasında ailemizle birlikte bu tekneye sığınsak karaya çıkmadan ne kadar süre yaşayabiliriz?”

Vural Ak, “Bu soruya hazırlıklıydık” diyor.

Plan şöyle:

25 kişilik personel 20’ye indiriliyor.

Bütün yiyecek depoları doldurulursa, yakıt kullanımı tasarruflu giderse...

Tekne 6 ay limana gelmeden kalabiliyor.

PANDEMİ PANİK ODASININ VE KİLERLERİNİN DOĞUŞU

COVID-19, megayat tasarımına yeni bir kavram eklemiş.

Tecrit odası...

Tekne seyir halindeyken bir COVID-19 vakası çıkarsa, bu kişi özel bir odaya alınıyor. Odanın havalandırma sistemi, teknenin öteki kısmından bağımsız. Yani oranın temizlenen havası ana sistemden gelmiyor.

Ayrıca direkt dışarı açılan bir kapısı var.

Tasarımda ikinci değişiklik, 3 ayrı kiler sisteminin bulunuşu.

Biri eksi 10 derecede yiyeceği çok uzun saklayabilecek bir kiler. Öteki 10 dereceye kadar. Ve üçüncüsü günlük tüketim için.

BİR MEGAYAT İÇİN KAÇ SAAT ÇALIŞMAK GEREKİR

VICTORIOUS adı verilen bu teknenin yapımı 4 yıl sürmüş. Bu süre içinde 1 milyon 400 bin saat el emeği çalışma gerekmiş.

Bir teknenin maliyetinin yarısı malzeme ve tasarım. Öteki yarısı işçilik maliyetiymiş.

El emeğinin karşılığı Almanya ve Türkiye’de farklı. Almanya’da saat başına 75 Euro, Türkiye’de ise 25-30 Euro civarındaymış.

MEGAYATTA LÜKSÜN GELDİĞİ EN SON NOKTA, ŞÖMİNE

ŞÖMİNE lüksün son noktası mı, diye soracaksınız...

Evet aslında basit bir şey.

Ama burada gerçek şömineden söz ediyoruz.

Yani elektronik veya dijital şömine değil. Bir teknede yangın ihtimali nedeniyle en son düşünülecek şeylerden biri.

Tekneye onay veren Lloyd’dan alınabilecek en zor izinlerden biri...

Hem de meşe odunuyla...

Bilebildiği kadarıyla dünyada sadece 10 megayatta böyle bir şömine varmış.

Türkiye’de inşa edilmiş bu teknede, meşe odunlarının konulduğu bir odunluk bile var.

MEGAYAT YAPIMINDA TÜRKİYE KAÇINCI SIRADA

VURAL Ak’ın verdiği bilgiye göre, 50-60 metre üzerindeki megayat yapımında bir numaralı ülke Almanya... Orada geçmişi 100 yıldan fazla olan üreticiler var.

İkinci sırada Hollanda bulunuyor.

Ak’ın iddiasına göre, üçüncü sıraya artık Türkiye yerleşti... Ya İtalya?

Artık orta boy sayılan 30-40 metreye kadarki teknelerde İtalya Türkiye’nin üzerinde.

Tabii Türkiye’nin sıkıntısı hâlâ tekne yapımında bir tür taşeron durumda olması.

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır

BİR MEGAYAT SATIŞINDA ARACI KİŞİ VEYA ŞİRKET KAÇ PARA ALIR

BU benim şahsi merakımdı...

Megayat pazarında satışlarda genellikle uzmanlaşmış aracı kişi veya şirketler rol oynuyor.

Bu kişilerin özellikleri de şöyle:

Küçük ve orta boy teknelerin alışverişinde aracılık yapanlar daha genç kişiler. Megayatlarda ise daha yaşlı kişiler. Çünkü bu iş büyük ölçüde “ilişkilere” ve “tanışıklıklara” bağlı.

Aracının aldığı paya gelince...

3 milyon Euro’ya kadarki teknelerde yüzde 4...

Ondan yukarıdaki teknelerde yüzde 3.5...

DEPOYU FULLEYİNCE, HİÇ DURMADAN İSTANBUL’DAN NEREYE GİDEBİLİRSİNİZ

85 metrelik Victorious teknesi, 225 bin litre yakıt alabiliyor.

Bu yakıtla 24 bin mil gidebiliyorsunuz...

İstanbul’dan Miami’ye kere gidip gelebilirsiniz.

‘FORMULA 1’İ İKİ YIL SONRA BIRAKABİLİRİM’

BİRAZ da Formula 1’i konuştuk. Türkiye’deki Formula 1 pistinin işletme hakkı 2023’e kadar onun şirketi Intercity’ye ait.

Bu yılki başarıdan çok memnun, ancak bu işin zorluğunu anlatıyor.

Biraz bıkkınlığı var. İki yıl sonra bu işten ayrılmayı düşünüyor.

SABOTAJ MI: PAZAR GÜNÜ ÖNEMLİ BİR GELİŞ YOLUNA MOLOZ DÖKÜLDÜ

BU arada geçen pazar günkü yarıştan önce ilginç bir olay yaşanmış.

İnşaat şirketlerinin o civarda moloz döktükleri bir alan varmış.

Valilik yarışlar sırasında büyük kamyonların o bölgeye girişini yasaklamış.

Ancak çok büyük damperli bir kamyon o gün, en önemli geliş yollarından birinde bir kaza yapmış. Damperdeki bütün moloz yola dökülmüş. Trafiğin en yoğun olduğu saatlerde o yol 3 saatten fazla kapalı kalmış.

“İnsanın aklına suikast mı sorusu bile geliyor” diyor.

‘ERKEN GELECEKSİN KARDEŞİM’ LAFININ PERDE ARKASI

FORMULA 1 sonrası en çok konuşulan konulardan biri Vural Ak’ın biletli bir kişiye söylediği sözler oldu.

Pist alanına gelemeyen bir izleyiciye “Erken kalkacaksın kardeşim. Erken geleceksin” dediği yazıldı.

Olayın aslı şöyleymiş:

“Formula 1 seven insanlarla, sosyal medya üzerinden veya telefonlarla direkt konuşuyorum. 17 yaşında genç bir izleyici aradı. ‘Abi trafikte sıkıştım, gelemiyorum. Beni buradan aldırsana’ dedi.

Ben de o konuşmanın samimiyetiyle ‘Erken kalkacaksın kardeşim’ dedim. Tabii bu konuşma yazıya geçince başka bir psikoloji yaratıyor.”

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku